Hazine ‘geri alım’la doğru olanı yapıyor

Hürriyet Haber
20.10.2003 - 00:00 | Son Güncelleme:

HAZİNE'nin kısa vadeli borçlarını vadesi gelmeden uzun vadeli borçlarla değiştirmesi çok yerinde bir uygulamadır. Her şeyden önce, bu yolla Hazine borçlarının vadesi uzatılmaktadır. İleride bu uygulamanın yaygınlaştırıp derinleştirilmesinde çok fayda vardır.Yüklü ödemelerin bulunduğu dönemlerdeki vadelerdeki borçların piyasa şartları içinde erken itfasıyla, borç itfalarının belli dönemlerdeki yığılmaları önlenecektir. ‘‘Bu borçlar yeniden çevrilebilecek mi?’’ kaygısı ortadan kalkacaktır. Gereksiz olumsuz beklentilerin yaratılması önlenecektir. Hazine ‘‘nakit akışı’’ planlamasını daha rahat yapabilecektir.Geri alım ihaleleriyle Hazine borçlarının ikinci piyasası daha derinleşebilecektir. Derinleşen piyasalarda gözlenen fiyatlardaki oynaklığın azalması Türkiye ekonomisinin en popüler piyasasında da gerçekleştirilebilecektir. En azından, bu açıdan da doğru bir adım atılmıştır.Hazine'nin vadesine 6 ay hatta, bir yıl kalmış borçlarını daha uzun vadelere yayması kısa vadeli (3-6 ay) piyasaların para piyasalarının diğer araçlarına rahatlık kazandıracaktır. Kısa vade faizlerinde Hazine göreli olarak pasif kalacağından, bu boşluk Merkez Bankası tarafından daha rahat doldurulacaktır. Kısa vadeli faizleri doğrudan etkileyen bir Merkez Bankası'nın enflasyonla mücadelesi kolaylaşacaktır. Faiz politikası esnek kullanıldığında, fiyat istikrarını kollamasındaki başarı şansı artacaktır.Borçlanma ihaleleri gibi, geri alım ihalelerinin de programının önceden açıklanması, hatta bazı geri alım ihalelerinin borç takası şeklinde değil de, nakit ödenmesi yoluyla yapılması devlet iç borçlanma senetleri piyasasının çok daha iyi çalışmasına yardımcı olabilecektir.Yerinde bir adım atılmıştır. Hazine yetkililerini tebrik etmek gerekir.IMF ile görüşmelere gerçekçi bakalımÇoğu zaman dereyi görmeden paçalarımızı sıvıyoruz. IMF ile görüşmelerde ‘‘her şey iyi gidiyor, ek önlemlere gerek duyulmadı’’ derken, ek önlemler sırayla alınmaya başlandı. Önlemlerin tümü kamu kesimi gelirlerini artırma yönünde atılan adımlardır. Ek Taşıt Vergisi Anayasa Mahkemesi tarafından yasal olduğu kabul edilseydi dahi, yeni gelir kaynaklarına ihtiyaç vardı.Bizlerin cebini acıtsa da, bu aşamada kamu gelirlerini artırmak kaçınılmazdır. Konunun tartışılacak tarafı yoktur. Tartışma, ancak gelirlerin ne şekilde artırılabileceği konusunda yapılabilir. Üretim tarafında canı yanan sektörlerin seslerini yükseltmesi kadar doğal bir durum olamaz.Ek önlemlerin alınmasının arkasında, kamu gelirlerini artırmanın yanında, iç talebi bir ölçüde kısabilme kaygısı da vardır. Çünkü, gidilen yolda, temel eğilimler devam ettiği sürece, şimdi gözlenen dengelerin kalıcı olabilecekleri çok şüphelidir.İç talep idaresinde hem Merkez Bankası hem de hükümet çok daha aktif davranmak zorundadır. Bu konudaki çekingenlik ya da isteksizlik kazanımların yitirilmesi riskini de beraberinde getirir.IMF görüşmelerine ‘‘başarılı’’ ya da ‘‘başarısız’’ ölçütleri içinde değil, ‘‘doğruları yapma’’ ya da ‘‘gerçeklere gözlerimizi kapamada direnme’’ ölçütleri içinde bakmamız daha gerçekçidir. Bu aşamada, hükümet, doğruları yapma eğiliminde olduğu yönünde bir izlenim vermektedir.Kaynağı belli olmayan dövize fazla güvenmeyinBu yılki ödemeler dengesi gelişmelerini ocak-şubat ve mart-temmuz dönemleri itibariyle analiz etmekte yarar var. Yılın ilk iki ayında ‘‘Irak Sorunu’’ nedeniyle yaşanan belirsizlikler ödemeler dengesine damgasını vurdu. Cari işlemler dengesi çok fazla etkilenmese de, sermaye hareketleri dengesi, yılın ilk iki ayındaki belirsizlikleri yansıttı. Kurların yükselme eğiliminde olması ile döviz kazanan sektörlerin dövizlerini Türkiye'ye getirmeleri yavaşladı. Bir anlamda, döviz kazanan sektörler de spekülatör gibi davranmaya başladı.O dönemde Irak'ta olabilecek bir savaşın süresi ve Türkiye'ye etkileri de bilinemediğinden, çeşitli yollarla sermaye kaçışı oldu. Sonuçta, ödemeler dengesi verilerine göre 2.2 milyar dolar civarında nereye gittiği bilinmeyen bir döviz çıkışı (net hata ve noksanın eksi olması) oldu.Savaşın herkesin tahminlerinden daha çabuk bitmiş olması belirsizlikleri çok çabuk ortadan kaldırdı. Dövizlerini ülkeye getirmekte yavaş davrananlar yükselmiş kurların avantajını sağlamaya çalıştılar. Sermaye girişi hızlandı. Yani, döviz bollaştı. Kurlar düşme eğilimine girdiler. Düşen kurlar ülkeye zaten girmesi gereken dövizlerin girişini daha da hızlandırdı.Bu yılın temmuz ayı itibariyle, kaynağı belli olmayan döviz girişi toplam olarak 2.1 milyar dolar oldu. Yani, mart ayından sonra kaynağı belli olmayan döviz girişi 4 milyar doların üzerindedir. Bu arada Merkez Bankası döviz rezervlerini 1 milyar dolar civarında artırabilmiştir. Çeşitli yollardan gelen sermaye girişi 3 milyar doları aşmıştır.Artan cari işlemler açığına rağmen, döviz açığının finansmanı hiçbir sorun yaratmadan bugünlere geldik. Cari işlemler açığının yükselme eğiliminde olduğu bilinen bir gerçek. Aynı hızda döviz girişi olduğu sürece, cari işlemler açığının finansmanı bir sorun olmayacağı gibi, kurların üzerine de bir baskı oluşturması söz konusu değildir.Sorun, döviz açığının arttığı hızda Türkiye'ye çeşitli yollardan giren dövizlerde bir aksama olduğu taktirde çıkacaktır. Bu açıdan, kaynağı belli olmayan döviz girişlerine güvenerek ekonomi politikaları oluşturulamaz. Sorun yaşanmadan döviz ihtiyacında bir azaltmaya gitmek daha akılcı bir politika olacaktır. Döviz bol olsa da, bunu, cari işlemler açığı ile yemek değil, rezervlerin artırılması yoluyla dengelemenin önemi küçümsenemez.İç talep idaresi de bu nedenle önemli olmaktadır. İthalat büyümesini kontrol edemeyen bir ekonomi politikaları manzumesi dış şoklara kendini açık bırakmaktadır.Tüketici kredisi artıyor ekonomi derinlik kazanıyorSon yayınlanan verilere göre, krediyle yapılan tüketim harcamalarının toplam tüketimdeki payı 1994 yılından bu yana yüzde 10'dan yüzde 24.4'e yükselmiş. Giderek daha fazla borçlanma yoluyla tüketim harcamalarımızı finanse ediyoruz. Büyük bir olasılıkla, artan tüketim harcamalarının çok büyük bir kısmı kredilendirme yoluyla gerçekleştiriliyor.Son dokuz ay içinde, bankaların verdikleri tüketici kredileri ve kredi kartlarından oluşan borçların toplamı toplam krediler içinde yüzde 22'den yüzde 27'ye geldi.Aslında, bu gelişmeler ekonominin derinleşmesi açısından sağlıklı gelişmelerdir. Aynı zamanda, tüketime yönelik kredilerin yaygınlaşması kısa vadeli faiz oranlarının tüketim eğilimleri üzerindeki etkisini de artıran bir unsurdur. Bu veriler ışığında, kısa vadeli faiz oranlarının bir ekonomi politikası aracı olarak etkinliğinin arttığını iddia etmek abartılı olmayacaktır. Faiz politikası oluşturulurken, konunun bu yanı giderek önem kazanmaktadır.
Etiketler:

EN ÇOK OKUNAN HABERLER

    Sayfa Başı