Gündem Haberleri

    Hayvanlara Peygamberimizin gözüyle bakmaya ne dersiniz

    Doç. Dr. Nihat HATİPOĞLU
    05.10.2007 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Çevresinde kedi gezinen dostuna sordu:"Kediyi çok mu seviyorsun?""Evet" cevabını alınca "O zaman senin adın Ebu Hureyre olsun" buyurdu...

    İşte ismi o andan itibaren öyle kaldı, "Kediciğin babası" yani...

    Bir not olarak konulması gereken bir ayrıntı da şudur: Ebu Hureyre hadis tarihinde en çok hadis rivayet eden sahabedir. Yani, tasarlanarak, bilinerek, ileriye işaret edilerek yapılmış bir isimlendirme. İsmi çok anılacak bir sahabesine "kediciğin babası" diyerek bu hassasiyeti tarihe kazımak!..

    Hayvanları, dilsiz ve korumasız bu canlıları sevmemiz ve korumamız için daha çarpıcı bir iş yapabilir miydi? Hangi iş en sevdiklerinden, etrafta en çok gezinenlerden birine bu ismi koymaktan daha etkili olabilirdi? Belki hiçbir şey, ama en sevgili peygamberimiz burada da durmadı. 23 yıllık peygamberlik hayatında hayvanları korumaya yönelik yapılabilecek her şeyi nokta nokta işleme koydu, hayata kattı. Kimlere? Hayvanları canlı hedef yapan, onları yaraladıktan sonra günlerce can çekişmelerine izleyici kalan insanlara.

    Canları çektiğinde hayvanın etinden yiyenlere.

    Bunu normal görenlere.

    Kademe kademe, sindire sindire böylesi insanları olması gereken çizgiye çekti.

    Sonra ince hatlar çizildi. Nihayet 63 yıl sonunda Medine’sinde ebedi uykusuna çekildiğinde hayvan haklarıyla ilgili muhteşem bir yol haritası ve tavırlar bıraktı.

    Onun rahmet dünyasında bu masum canlıların nasıl bir anlam kazandığına bakalım...

    Bir seferinde sırf zevk veya av merakından dolayı canlıların hayatına son verenleri şöyle eleştirdi:

    "Bir serçeyi haksız yere öldüren hesabını verecek!"

    Sahabe sordular:

    "Ey Allah’ın Resulü! Haksız yere öldürmek derken neyi kastettiniz?"

    Şöyle cevap verdiler:

    "Onu yememeyi..."

    Açıkça, canını ve etini heder edip keyif ve zevk için onu öldürmek!

    Yolculukları sırasında bindiği deveyi yavaşlatıyor, dizginleri bırakıyor ve otlanmasına izin veriyordu. Deve iyice doyduktan ve gıdasını aldıktan sonra yoluna devam ediyordu.

    Yol üzerinde farklı ot ve yeşilliklerin yanından geçerken, hayvanın canının çekebileceği, iştahını cezbedeceğini düşünür, mola verirdi.

    "Yol yeşillik ise hayvanınızı yavaş sürün, kuru ise hızlandırabilirsiniz..." diyen bir peygamber...

    Hayvanın vücuduna kızdırılmış demirle damga bırakanları gördüğünde hiddetlenmiş, "Kim bu hayvanı çirkinleştirdi, eziyet etti? Kimse kimseye ateşle azap edemez!" buyurarak tepki göstermiştir.

    Hayvanını kesecekken, hayvanın gözü önünde bıçağını keskinleştiren adama dönüp "Ne o? Yoksa hayvanı iki kere mi öldüreceksin?" buyurması, bugün kurban görevimizi yerine getirirken yüklenmemiz gereken sorumluluğu bize hatırlatmıyor mu?

    Araplar devenin üzerinde durup saatlerce sohbet eder ve hatta bazı özel günlerde gün boyu deve üzerinde kurulup karşılıklı atışırlardı.

    O, bütün bunları yasaklamış ve hayvan üzerinde sohbetten insanları men etmiştir.

    Hayvanın yaşlılık zamanlarında yemini azaltan sahibine sert ikazda bulunup "Şimdi yemini azalttın, bir de keseceksin onu. Onu Allah için salıversen olmaz mı?" buyurarak rahmet damarlarını kabartıyordu.

    Devesine sert davranan eşi Hz. Aişe’yi (RA) uyarıp "Merhametten mahrum olan hayırdan uzaktır!" buyuruyordu...

    İşte o zirve döneminin sonraki yıllara yansıması sayesindedir ki, Hz. Ömer halifeliği döneminde develere 150 kilodan fazla yük yüklenmesini yasaklamıştır.

    Acaba hayvan hakları derneklerinin saygıdeğer yöneticileri, hazırlayacakları çalışmalarda Efendimiz’in bu yönünü derinliğine araştırıp toplumu bilgilendirseler güzel olmaz mı?

    Havyan ’mal’ değil ’can’dır

    Ne yazık ki hayvan hakları konusundaki yasalarımız çağdaş, uygar toplumlara ve dinimizin hayatı ve canlıyı algılayış biçimine uygun değil. Hayvanları, kendimizden "aşağı" görüyor, onlara duygusuz, alınıp satılacak birer nesne gözüyle bakıyoruz. Yani onları "can" değil de "mal" statüsüne indirgiyoruz. Buna hakkımız var mı?.. (Fotoğraf: Hasan DEMİRBAŞ/A.A)

    Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki:

    "Satışında, satın alışında, borcunu ödeyişinde cömert ve kolaylaştırıcı davranan kimseye Allah rahmetini bol kılsın!"

    Hz. Ali’nin büyüklüğü

    Bir gün sahabenin bir kısmı Peygamberimiz’e (s.a.v) Hz. Ali’yi çok sevmesinin sebebini sordu. Hz Peygamber orada bulunmayan Hz. Ali’yi çağırması için birini gönderdi ve orada bulananlara sordu:

    "Birisine iyilik etseniz, o da size kötülük etse ne yapardınız?"

    Cevap verdiler:

    "Yine iyilik ederiz!"

    "Yine kötülük yapsa?"

    "Biz yine iyilik ederiz!"

    "Yine kötülük yapsa?"

    Orada bulunanlar cevap vermedi, suskunlukla başlarını öne eğdiler.

    Bu, "Kötülüğe kötülükle mukabele etmesek bile iyilik yapmaya devam etmeyiz" anlamında bir suskunluktu. Bu esnada Hz. Ali içeri girdi.

    Rasulullah Hz. Ali’ye sordu:

    "Ya Ali, iyilik ettiğin biri sana kötülük etse ne yapardın?"

    "Yine iyilik ederdim!"

    "Yine kötülük yapsa?"

    "Yine iyilik yapardım!"

    Hz. Peygamber soruyu tam yedi defa tekrarladı. Hz. Ali yedi defasında da "Yine iyilik ederdim!" diye cevap verdi.

    Ashab:

    "Ya Rasulallah, Ali’yi çok sevmenizin sebebini şimdi anladık!" dediler.
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı