« Hürriyet.com.tr
MENÜ

‘Hayvan devrimi’ kapının önünde!

Dünyamızın 200 yıl sonraki görünümünü kafanızda canlandırmaya çalışın. Adım başı uzanan yemyeşil çayırlar, çiçeğe dönmüş ağaçlar ve dupduru sular. Ancak ortada bir terslik var. Onca hayvana ne olmuş? Koyunlar, kuzular, inekler nerede? Neden köpeğini gezdiren tek bir Allah’ın kulu yok? Irmak kıyısında oltasıyla bekleşen onca insana ne oldu? Ya hayvanat bahçelerini, koşu yollarını kim yok etti?

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
Dünyamızın 200 yıl sonraki görünümünü kafanızda canlandırmaya çalışın. Adım başı uzanan yemyeşil çayırlar, çiçeğe dönmüş ağaçlar ve dupduru sular. Ancak ortada bir terslik var. Onca hayvana ne olmuş? Koyunlar, kuzular, inekler nerede? Neden köpeğini gezdiren tek bir Allah’ın kulu yok? Irmak kıyısında oltasıyla bekleşen onca insana ne oldu? Ya hayvanat bahçelerini, koşu yollarını kim yok etti?

Hayvan devriminden sonraki dünyamıza hoş geldiniz. Üzerimizi örten cam bir kubbe bizleri tümü de artık resmen "yabanıl" olan hayvanlardan ayırıyor. Biftekler hücre kültürlerinden üretiliyor ve robot evcil hayvanlar, çocukları oyalamaktan yaşlılara göz kulak olmaya dek, her bir işe yarıyorlar. Dahası, ilaç endüstrisi ve tıpta kimsenin akla hayale getiremeyeceği gelişmeleri yaşama geçiren müthiş bilgisayarlarımız var.

Tüm bunlara yol açan "Hayvanlar Doğuştan Değerlidirler" lobisinin üstün gelmesi oldu. Bir yüzyıl boyunca giderek güçten düşürülen tüm hayvanlar yaşamlarını sürdürebilmeleri, evrilmeleri ya da ölmeleri için cam kubbenin dışında bırakıldılar.

Böyle bir şeyin gerçekle asla bağdaşmayacağını düşünebilirsiniz. Ancak, bu konuda hemen kesin bir yargıya varmayın. Başka hayvanlarla aramızdaki bu son derece karmaşık ilişkinin çeşitli açılardan böylesi bir duruma yol açması işten bile değil. Hayvanlarla aramızda karmaşık, karşılıklı dayanışmaya dayanan, hatta sapkın bile denebilecek bir ilişki var ve bu ilişki bir yığın çelişkiyi de beraberinde getiriyor.

Onlara çok şey borçluyuz

Hayvanlara çok şey borçlu olduğumuz su götürmez bir gerçek. Hayvanların etinden, kemiğinden ve kürkünden yararlanmamış olsaydık Taş Devri’nden öteye geçmemiz de olanaksız olurdu. Çok daha az sayıda insan, birbirlerinden uzak ve çok daha küçük topluluklar halinde yaşıyor olurdu.

At ve eşekler olmasaydı, geniş ölçekli tarım asla gelişemezdi. Kent ve kasabalarda yaşayan kalabalık insan yığınları olmasaydı kültür, teknoloji ve bilimde uluslararası bir alışveriş de bir düş olmaktan öteye gidemezdi.

Kısacası, ipekböceğinden öküze, evcilleştirilen her hayvanın yaşadığımız dünya üzerinde yoğun bir etkisi olmuştur.

Ne var ki, köpek ve keçi gibi hayvanların günümüzden yaklaşık 12,000-15,000 yıl önce evcilleştirilmesiyle birlikte türler-arası ilişki de arapsaçına döndü.

Arapsaçı ilişki

Hayvanlar evlerde beslenmeye başladı, hayvanat bahçeleri ve sirklerdeki hayvanlar insanların eğlence kaynağı oldu, at ve horoz gibi kimi hayvanlar bir spor malzemesine dönüştü. Bizler salt gönül eğlendirmek için hayvanları avlıyor, üzerlerine biniyor, dinsel gerekçelerle kesiyor, onlarla cinsel ilişkiye giriyor ve bilimsel araştırmalar yapmak için kesip biçiyoruz.

Hayvanları öykülere, romanlara, resimlere konu ediyoruz. Tüm bunlar binlerce kişiye farklı iş alanları oluşturuyor. Hayvanlar ve onların çevresinde oluşan endüstriler tüm dünyaya milyarlarca dolar kazandırıyor.

Tarih boyunca hayvanlara karşı hep çelişkili bir tavır sergiledik. Gelgelelim, son birkaç onyıldır onlarla ilgili düşüncelerimiz tümden değişti. Bilim bizlere hayvanlarla insanlar arasındaki benzerliğin sandığımızdan çok daha yakın olduğunu, en azından onların sanıldığından çok daha duyarlı ve duygulu olduklarını gözler önüne seren çarpıcı kanıtlar sundu.

Bir zamanlar "tarımsal ürünler" olarak algılanan hayvanlara artık duygu yüklü yaratıklar gözüyle bakılıyor.

Duygusal hayvan tanımı

Bu görüş hayvan haklarıyla ilgili yasada duygusallık kavramına bir tanım getiren Avrupa Birliği tarafından da kabul edildi. Buna göre, duygusal hayvan "duyguların yaşamında önemli bir yer tuttuğu hayvan" biçiminde tanımlanıyor. Bilim hayvanların duygu yüklü, duyarlı canlılar oldukları yargısına varırken "onlar" ile "bizler" arasındaki sınırın daha da belirsizleşmesine neden oldu.

İyi de, tüm bu tantana niye? Şu anda hayvanlarla aramızdaki ilişkinin nesi kötü? Hayvanların kendilerine özgü duyguları olduğunu kabul etmediğiniz, ya da bunu kabullenseniz bile yok saydığınız sürece hiç bir sorun yok.

Ne var ki, hayvanları seviyor ve onlara zarar gelmesinden kaygı duyuyorsanız, onlarla aramızdaki ilişkinin törel açıdan bir hayli sorunlu olduğunu ve bunu görmezlikten gelmenin olanaksız olduğunu fark edeceksiniz.

Bu durumun ivedilikle eyleme geçilmesini gerektiren bir durum anlamına gelip gelmediği ise bir başka tartışma konusu. Kimi toplumların hayvanlara karşı giderek daha sevecen bir tavır sergiledikleri yönünde kanıtlar var.

Androzooloji

Bu yılın başlarında Londra’da yapılan "Dünya Tarımında Sevecenlik" başlıklı konferans bu eğilimi gözler önüne sermekteydi. Zengin ülkelerin kiminde organik et ve organik çiftliklere duyulan gereksinim artarken, vejetaryenlerin sayısı da artıyor.

Bilim insanları sayesinde McDonald’s gibi büyük şirketlerin kesimevlerinde hayvan haklarını gözeten çok daha etkili ölçütler uygulanıyor. Insan-hayvan etkileşimini konu alan bilimsel çalışmaların bir adı bile var. Antrozooloji adıyla bilinen bu disiplinin bir örgütü ve "Anthrozoös" adlı bir yayın organı var.

Davranışbilim konusundaki gelişmeler hayvanların beceri ve yeteneklerini eskisinden çok daha iyi kavramamıza olanak tanıdı. Hayvanlara insana özgü nitelikler yüklemek artık doğal karşılanıyor ve kimileri böyle davranılmadığında gerek insanlar, gerekse hayvanlarla ilgili temel bir gerçeğin gözden kaçırılacağına bile inanıyor.

Gelgelelim, her zaman olduğu gibi, bilimin sunduğu armağanların da olumsuz bir yönü var. Genbilim ve buna bağlı disiplinlerdeki gelişmeler bizlere hayvanları eskisinden çok daha müdahaleci biçimlerde kullanma olanağı sağlayan güç ve beceriyi kazandırdı.

Vejetaryenlik artıyor, ama...

Öyle olunca, bu ikilemler karşısında insanların çelişkili bir tavır sergilemelerine de hiç şaşmamak gerekir. Eti için, bilimsel amaçlarla ya da güzelleşmek uğruna onca hayvanın canına kıyarken, evimizde beslediğimiz hayvana ailenin bir bireyi gözüyle bakıyoruz.

Britanya’da vejetaryenlik giderek tırmanırken, Amerikalılar et yeme alışkanlıklarını olanca hızıyla sürdürüyorlar. Çiftliklerde hayvanların acı çekmelerini istemesek de, bunun bedelini ödemeye henüz hazır değiliz. Insanlar aşırı avlanma ve ağaç kesme nedeniyle birçok hayvan türünü yok ederlerken, onları korumaya çalışanlar da yasak bölgelerde avlananların saldırısına uğruyorlar.

Belki de soruna gerek kendimiz gerekse hayvanlar için çok daha olumlu sonuçlar yaratacak yepyeni bir çözüm bulmaktan başka bir çaremiz yok. New Scientist dergisinin özel sayısında yayımlanan yazı dizisi tam da bu amaca hizmet ederek, insanların hayvanlarla ilgili birtakım sıradışı görüş ve tavırlarına, bu yönde yaşanan kimi değişimlere ışık tutuyor. Bu konuyu sonraki sayılarımızda da sürdüreceğiz.

Bunları da Beğenebilirsiniz
İlişkili Haberler