Ahmet HAKAN

Hayri İnönü heyhat!

04 Mayıs 2014
SEÇİM öncesi Şişli sokaklarında bir “yabancılaştırma efekti” gibi dolaşıyordu.

Yerel işlerin adamı değil gibiydi.
Yadırgıyor ve yadırgandığını düşünüyor gibiydi.

*

Ya da şöyle söyleyeyim:
Hayri İnönü heyhat!O kadar “janti” idi ki...
Sanki Oslo’nun belediye başkan adayıydı.

*

İsmet Paşa’nın torunuymuş.
Yanımdaki yöremdeki epey eskiler bile soruyorlar:
“Hangi oğlundan acaba? Hiç duymadık adını.”
Ben bilmiş bir edayla cevap veriyorum:
“Ömer İnönü’nün oğlu.”

*

Kimselerin adını duymamış olmasının kerametini arayalım mı hep birlikte?
Sanırım şöyle bir şey olmuş:
Sakınmış, sakındırmış kendini. Kafayı çıkarmamış, adını geçirmemiş, öne fırlamamış.
Kendi halinde kalmış. Erdal Bey zamanında bile.
Ancak ah işte o Mustafa Sarıgül ve şeytan tüyü meselesi.
Sarıgül’ün ısrarıyla girmiş yola: Şişli’de Sarıgül’ün yanında kısa bir politika macerası... Sonra malum gelişmeler ve Şişli Belediye Başkanlığı...

*

Buraya kadar bir diyeceğim yok.
Ama geçen gün Hürriyet’in birinci sayfasından bir “vücut geliştirme şampiyonu” gibi verdiği dövmeli pozunu görünce...
Şöyle bir duraksadım.

*

E Hayri Başkan!
Sen ki bunca zaman kendini sakınmış, sakındırmış, kafayı milim çıkarmamış, itinayla adını koruyup kollamış bir İnönü torunusun.
Tam da bu mahrem maceraya münasip bir başkan olman beklenirken ne diye üstümüze boca ettin ki o kaslı ve dövmeli kolu?
Ne diye ha ne diye?

Al sana nefret suçu

Üç şey söyleyeceğim:
-BİR: Uluslararası bir kuruluş ne zaman hükümet aleyhinde bir rapor yayınlasa... Hükümet yanlısı gazeteler derhal okurlarına şu bilgiyi veriyorlar: “Bu kuruluşun başındaki adam Yahudi asıllıdır”. (Bakınız: Dünkü Star’da “Freedom House” haberi.)

*

-İKİ: Bir adamın Yahudi asıllı olduğu için bu hükümete savaş açtığını ilan etmek, bal gibi bir “nefret suçu” değilse nedir? Böyle bir haber karşısında “Yahudi asıllı” olmak dışında bir suçu olmayan insanlar ne hissederler?

*

-ÜÇ: Bu hükümet “demokratikleşme paketi” diye bir paket hazırlamış, “artık nefret suçu olmayacak” diye davul zurna çalmamış mıydı? Hükümet yanlısı gazeteciler de bu davul zurnaya halaylarla türkülerle eşlik etmemiş miydi?

Diyanet İşleri Başkanı’na övgü

DİYANET İşleri Başkanı’nı çok yerdim.
Onun partizanlığını, dini siyasetin emrine vermesini, güncel siyasal konularda tam da hükümetin istediği türden yaklaşımlar içinde olmasını falan.

*

Ancak şiarımız...
“Her durumda yerme” ya da “her durumda övme” değildir.
Nasıl ki yerilmeye değer durumlarda cevval oluyorsak, övülmeye değer durumlarda da cevval olabilmeliyiz.

*

İşte bakın:
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, ne de harika bir açıklama yapmış.
Demiş ki:
“Gençler özel yaşamlarına müdahale edilmesini istemiyor. Saçına, sakalına, küpesine, dövmesine kimse karışsın istemiyor ve aslında bunlarla da uğraşmak gerekmiyor.”

*

Bununla da yetinmemiş.
Demiş ki:
“Bugünkü gençlik, bir nesil öncesinin dünyasını kendisi için dar görüyor ve kabul edilemez buluyor. Bunu dikkate alarak yeni bir dil ve üslup üzerinde çalışmak durumundayız.”

*

Devleti yöneten hükümet adamlarının bile anlamadıkları, anlayamadıkları ve işin kötüsü anlamak istemedikleri bir konuyu Diyanet İşleri Başkanı’nın bu kadar net ve berrak bir şekilde anlaması karşısında...
“Harika... Şahane... Muazzam... Süper...” demeyeceğiz de ne diyeceğiz?

Pazar sabahı yağmuruna dair

-PENCEREYE vuruşuyla uyandırmıştır.
-Piknik hesaplarını, Sultanahmet yürüyüşü planlarını, kahvede güneşlenme heveslerini yer ile yeksan etmiştir.
-“Gir yatağa ve hiç çıkma” diye fısıldamıştır.
-Pencereden seyrine daldırmıştır.
-Toprak kokusunu özletmiştir.
-“Yağmurdan sonra büyürmüş başak” dizesini akla getirmiştir.
-Tuhaf ve gerekçesiz bir yaşama sevincini duyumsatmıştır.

Başdanışmanı zorlayacak soru

“BAŞDANIŞMAN”, bir kez daha yinelemiş.
Yine demiş ki:
“Şu dünyada üç büyük lider var: Biri Obama, biri Putin, öbürü de Erdoğan.”

*

Bir “Başdanışman” açısından bu tür saptamalar yapmanın zararı yok, yararı vardır.
Dünyanın “büyük” bellediklerinin yanına kendi büyüğünü eklersin, olur biter.
Risk oranı sıfırdır.
Üstelik diğerlerinin üzerinden bayağı da bir övmüş olursun kendi büyüğünü.

*

Fakat işlerin çetrefilleşmeye başlaması sadece bir soruyla başlar.
Şöyle bir soru:
“Peki ama hangisi daha büyük?”

Basit bir şekilde anlatalım

PLANLARI şu:
-Erdoğan cumhurbaşkanlığına aday olacak.
-Erdoğan’ın yerine bir “emanetçi” gelecek.
-“Seçime kadar falanca abi” gibi bir durum söz konusu olacak yani.
-Seçimden sonra partinin başına Gül geçecek ve Gül başbakan olacak.
-Ama Gül’lü bölüm kesin değil. Belki öyle olacak. Duruma göre davranılacak. Bakılacak yani.
-Sonra başkanlık sistemine geçilecek.
-Bir güzel orman olacak yazılarda.

*

Onların planı bu...
Kaderin de bir planı var mıdır acaba?
Hadi gülümse.

Dersim’i unutma

DERSİM Katliamı’nın yıldönümü vesilesiyle yazıyorum:
Kerbela evlatlarına...
Hatasızlara...
Masumlara...
Hüseyin yoldaşlarına...
Yapılan zulmü...
Unutma/Unutturma.

Yazarlar Ana Sayfa
HaberlerjandarmamarmarismuğlaaskerABDkirbyeleştiri