Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hayır (evet) AKP bir koalisyondur

TBMM’de CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ı yanıtlarken, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün ‘AKP hükümeti sizin koalisyon ortağınız değildir!’ diyerek elindeki metni Baykal’ın önüne koyması kimilerini şaşırttı.

Ama eşinin türbanıyla Cumhuriyet’e meydan okumasını belgelemek için devlete karşı AİHM’ye dava açan bir eski Başbakan’ın parlamenter görgü kurallarını zorlayan çıkışı hiç şaşırtmadı beni.

İŞGALCİ YÖNETİM

AKP sadece kendisine oy verenlerin değil de bütün Türkiye’nin hükümeti ise bu anlamda elbette bir koalisyondur. Herhangi bir partiyle hükümet ortağı olmanın gereği yok, her hükümet ülke halkıyla koalisyon yapar, yapmak zorundadır. Eğer rejim gerçekten demokratik ise. Ancak AKP hükümeti ülkeyi bir işgalci anlayışıyla yönettiği, devlet kurum ve kuruluşlarının kadrolarını fetih anlayışı içinde ilhak ettiği, evrak memurluğu kadrolarına kadar her şeye el koyduğu için halkla yaptığı koalisyona sadık kaldığı söylenemez.

Açıklamaya çalıştığım demokratik incelikleri AKP kadrosunun anlaması ne yazık ki olanaksız mı olanaksız.

10 YIL SONRA

Çünkü 1995 yılında Çiller hükümetini eleştirirken, ‘Bu AB müzakereleri nedir? Niçin Türk halkına sorma ihtiyacı duymadınız? Demokratikseniz Avrupa’da olduğu gibi halkın oyuna başvurursunuz. Bu tek parti tavrıdır’ diye konuşan Abdullah Gül’ün on yıl sonra muhalefete bilgi vermeyi reddetmesi ve ‘Biz sizinle koalisyon ortağı değiliz!’ diyerek kasılması, demokrasinin konfeksiyondan alınarak giyilen ceket olmadığını kanıtlıyor.

Abdullah Gül, AKP hükümeti ve partisi, politik zihnin iki günde evrim geçiremeyeceğini gösteriyor. Zihinsel değişim ve kültürel gelişim Lamarkçı mutasyonla ancak bu kadar olur!

3 Ekim tarihinin bir mutlak zafer olduğunu sananlar müthiş aldanırlar. Bakın Le Nouvel Observateur’ün en saygın kalemlerinden Jacques Juillard ne diyor:

‘Avrupa’nın hasımlarının Türkiye’nin AB’ye girmesini desteklediklerini benim gibi görmediler mi? Bir Avrupa yandaşı için, Türkiye’yi mevcut koşullarda kabul etmek tıpkı Michel Rocard’ın yaptığı gibi siyasal Avrupa’nın bundan böyle başarısızlığa uğradığını zımnen kabul etmek anlamına gelir. Kanımca bir kervansaraya dönüşmesini kabul ederek Avrupa yandaşı olarak kalmak mümkün değildir. Türkiye dosyasını yeniden açmanın zamanı henüz gelmedi; bugünkü durumda böyle bir şey tamamıyla soyut bir olgudur.’ (29 Eylül - 5 Ekim 2005)

BİLETLİ YOLCU

AKP hükümeti ve yandaşları, AB’ye girmenin bilet alarak otobüse binmeye benzemediğini pek yakında anlayacaklar. Andres Ortega, önümüzdeki 15 yılı tartışırken ‘Ayrıca şu an iktidarında bir İslami parti bulunan çoğu Müslüman bir ülkenin, laik Avrupa’ya girmek için laik bir devlet olarak kalacağını göstermesi için makul bir süre bu’ demektedir. (El Pais, 03.10.05 / Radikal 06.10.05)

Jacques Chirac gibi Türkiye’nin bir kültür devrimi yapması gerektiğini ileri sürenleri Cumhuriyet devrimlerimizi bilmemekle suçlamak mümkün. Ama bu insanların bu denli cahil olduklarını düşünmek de saflık olur. Onlar kültür devriminden söz ederken AKP’yi ve en azından onun kadın anlayışını işaret ediyorlar.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI