Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hayduttan betersin bebeğim demeyeli aylar olmuş

Yakın bir tarihte, yaklaşık iki ay önce çıkmış bir haberdi...

İnsan Sağlığı ve Eğitim Vakfı (İNSEV) tarafından yapılan araştırma için 758 şoförle görüşülmüştü ve sonuçta ortaya ‘pek de iç açıcı olmayan’ sonuçlar çıkmıştı:

Şoförlerin yüzde 85’i dinlenmek ve yemek için zaman ayıramıyor.

Yüzde 73,9’u gece uykularını tam alamıyor; yüzde 69’u gündüz uyumaya eğilimli.

İETT şoförlerinin yüzde 8’i psikiyatrik tedavi görüyor. Yüzde 24’ü psikolojik yardıma ihtiyaç duymalarına karşın sorunlarla kendi yöntemleriyle baş etmeye çalışıyor.

Aynı şoförlerin yüzde 34’ü her gün, yüzde 18’i de haftada bir kez yolcularla tartışıyor.

Daha sonra İETT’den habere dair ciddi itirazlar gelmişti gerçi... Yine de onu bunu bilmem abi; bizim canımızdan can gitti...

Trafikten men edilmiş midir bilemiyorum ama Ercan Arıklı’yı öldüren şoför şu anda dışarıda elini kolunu sallayarak dolaşıyor, onu biliyorum. Dağ gibi Ercan Arıklı, potansiyel cinayet mahali sayılabilecek yanlış bir yolda, aşırı süratle seyreden bir halk otobüsünün altında can verdi.

Dünyanın en acayip sinyalizasyon sistemine sahip Mecidiyeköy’de devasa otobüsler, hálá potansiyel katil gibi cirit atıyor.

Ve Ercan Bey’i özlemenin sonu gelmiyor...

Bakmayın siz kimi kompleksli, haset heriflerin, angut kuşlarının, Ercan Bey ile çalışmış ve onu sevmiş bütün kadınların kevaşe, bütün erkeklerin yalaka olduğunu filan iddia etmesine... Ercan Arıklı, bunların üzerinde, aşmış biriydi... Yaralıydı, uzaktı, hatta kimbilir hayattan yediği silleler yüzünden belki sevmek yetisini bile yitirmişti.

Fakat komplekssizdi, işine sevdalıydı, muhteşem bir takım kaptanıydı. Bugün sektörde mevcut, kayda değer gazeteci tayfasının hemen hepsini o yetiştirdi. Janti, esprili bir beyefendi, nev’i şahsına münhasır bir efsaneydi.

Hálá da öyledir... Eğer insan, Çetin Altan’ın dediği gibi esasta ismi son kez anıldığında ölüyorsa, benim ve pek çok kişinin ömrü yettiğince, Ercan Arıklı da yaşayacak demektir.

Geçenlerde eskilerden bir dost; ‘Hayırdır, uzun süredir aynı yerdesin?’ diye sordu. Zira, benim ne mal olduğumu, kafam bozuldukça istifa edip durduğumu iyi bilir. ‘İyiyim; yorgunum, konularım var ama keyfim yerinde’ dedim.

Şaşkınlıkla sordu: ‘Ercan Bey haricinde senin yularını çekebilecek biri var mıydı?’

Her zamanki gibi yaptık... Bir yandan kıkırdayıp, bir yandan hüzünlenip, Ercan Bey’i andık.

Ercan Bey hakikaten de öyleydi. İstifa etmek üzere öfkeyle odasına dalardınız. ‘Dur!’ derdi; ‘Ordu usulü yapalım. Olaya 24 saatlik bir süre tanıyalım, yarın öğlen yine konuşalım.’

Ertesi gün odasına giderdiniz, istifa şöyle dursun, üzerinize yeni bir işin ihalesini yüklenmiş olarak çıkardınız. Güle oynaya iş kakalardı. Bunu yaparken de hayattan memattan, her türlü mezvuattan laflardı: ‘Bebeğim, şu Beyoğlu’ndaki yeni mekándan bahset biraz bakiim... Orada barda dikilmek mi makbûl, tüyo ver ki ortada kıro gibi kalmayalım. E, peki aşk hayatı nasıl gidiyor? Yavrucuğum siz sersem misiniz? Yine mi ayrıldınız? Bu kaçıncı oluyor? Senden kadın gibi kadın çıkacak da biz de göreceğiz. Hayduttan beter bir şeysin bebeğim. Bu kadar da olmaz ki yani? Peki bu aralar ne okuyorsun? A, öyle mi? Bitirince getir de ben de bir göz atiim. Ben de İngiltere’den yeni bir kitap getirttim; unutturma sonra onu sana vereyim... Esasta bu kitapları sizin bulup bana getirmeniz lázım. Dünyadan haberiniz yok. Dedikodu var mı dedikodu?.. Onu geç, onu duydum... Peki başka? Anlat bakalım, ne var ne çok?’

‘Ercan Arıklı’nın Haftalık’ı’ bu hafta, bir yaşını doldurdu. Hemen her sayfasından Ercan Bey, o gülüm gülüm gülümsemesiyle göz kırpıyor. Tamı tamına 372 sayfalık, Ercan Bey’in şanına láyık bir sayı olmuş; emeği geçen tüm arkadaşların eline, yüreğine, dimağına sağlık...
X