« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Haydi bas maviliğe

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME

DOSTLUK DENİZİ

Yelken öyle bir spor ki doğayı, dayanışmayı öğretiyor insana. Bir çok dostun olması gerekiyor. Önce deniz, sonra rüzgar, insanlar... Deniz insanı yakınlaştırıyor, karada sizli bizli konuşurken teknede senli benli oluyorsunuz. Birbirine yardım etmeyi, birlikte olmayı öğretiyor. Türkiye'nin üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen bu konuda yeterli gelişmeyi gösteremiyoruz. Ancak buna rağmen birçok ‘‘denizsever’’ her fırsatta kendini suya bırakıyor...

DENİZİ TANIRSAN, TEHLİKE YOK

Doğayla ilgili bütün sporlarda olduğu gibi yelken sporundan da korkanlar var. Oysa denizin ve rüzgarın dilini anlamak yeterli. Denize çıkmanın kurallarına gelince, birincisi elbette ki yüzme bilmek; ikincisi, çakısız, düdüksüz ve canyeleksiz suya çıkmamak; üçüncüsü ise üç tekneden az asla denize açılmamak!

40'INCI YIL KEYFİ

Marmara Yelken Kulübü, İstanbul'un önemli yelken kulüplerinden biri. Kulüp 40'ıncı yılını ödüllerle kutluyor. Optimistçilerin kazandığı ödüllere ek olarak hocaları Önder Cesur'un yılın antrenörü seçilmesi yelkencilerin keyfine keyif kattı. Cesur, sporun çocukların kişiliğinin oturmasını sağladığını söylüyor: ‘‘Malzemesini hazırlıyor, teknesini tamir ediyor, arkadaşına yardım etmeyi öğreniyor.’’ Yelkenin ideal yaşı sekiz. Bir optimistçinin en verimli çağı 11 ile 15 yaş arası.

Yelkenlerin Cesur yüreği

1 Ocak 1999 sabahı, saat 09.00'da, beş buçuk metre bir yelkenliyle başladım denizi tanımaya. Ya yılbaşı gecesinin ertesi sabahı olduğundan ya da millet olarak denizden uzak olmamızdan, suyun üzerinde uzun süre, ben, hocam ve kardeşimden başka kimsecikler yoktu... Mavilik, deniz ve tekneler beni çocukluğumdan beri çekerdi aslında. Ama kimileri için çok geç, kimileri için de erken bile olan 23 yaşımda başlayabildim bu spora. Şimdi, iyi bir yarışçı olabilmek bir hayli uzak gözükse de, iyi bir denizci olabilecek ruhu taşıdığıma inanıyorum. Yelken sevdamı öğrenen ve kendi de yelkenci olan bir arkadaşım bana ‘‘Hayatta hiçbir şeyin gözüne gidemezsin, sadece yelkeninle rüzgarın gözüne korkusuzca gidersin’’ demişti. Rüzgarın gözüne gitmeyi becerebilmeyi sevdim. Üstümdeki ve altımdaki iki değişkeni, suyu ve havayı tanımayı da... Orada hayatı öğreniyorsunuz, gemiyi limana götürmeyi... ‘‘Rüzgarın yönünü değiştiremiyorsan eğer, yelkenini rüzgara göre ayarla. Çünkü hayat denizde karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getir-mediğinle ilgilenir.’’

Türkiye Yelken Federasyonu sizi ‘‘yılın antrenörü’’ seçti. Nasıl bir değerlendirme ile yapılıyor bu?

- Bu sene ilk kez seçtiler, neye göre seçtiklerini bilmiyorum aslında. Ama Türkiye'de optimistlerde en başarılı kulübün Marmara Yelken Kulübü olması ve kulüp yöneticilerinin desteklerinin önemli bir rolü var. Yarış esnasında, en büyük özelliğim hangi kulübün çocuğu olursa olsun mutlaka yardım ederim. Çünkü birinci kural yardımlaşma. Optimistçilikten geldiğim için onları anlıyorum. Federasyonun açtığı kurslarda bir belge veriliyor. Antrenör, koç, teknik direktör diye büyütüyorsun. Türkiye'de teknik direktör yok.

Siz koç oldunuz mu?

- Evet. Federasyon İngiltere'den hoca getirdi ve onlardan eğitim aldık. Öğretmeyi öğrettiler bize. Antrenörlük ayrı, koçluk ayrı.

Nasıl bir fark var aralarında?

- Çocuğu olanla çocuğu olmayan arasında nasıl bir fark varsa, antrenörle koç arasında da öyle bir fark var.

AZ ÇALIŞ, ÇOK ÖĞRET

Nasıl çalıştırıyorsunuz çocukları?

- Ben çok uzun çalışmayı sevmem. Az çalışırım ama suya çıktığımda mutlaka bir şeyler öğretir öyle dönerim. Bir şey vermeyeceksem suya inmem. Çok antrenman yapmaktan daha önemlisi, çocuğun psikolojisini bilmek. Onlarla arkadaş olmak ve konuşmak. Çocukla konuşarak yarış kazandırabilirsiniz.

Yelken pahalı bir spor olarak görüldüğü için mi zor gelişiyor bizde?

- Pahalı bir spor değil. Biz kulüp olarak zaten tekneyi veriyoruz, gerisini de bir kez alıyorsunuz, beş altı yıl kullanıyorsunuz. Yelkencilik neden gelişmiyor? Her millet atası ne yapmışsa onun arkasından gider. Bizimkiler at peşinde koşmuş. Denizcilikte en gelişmiş İngilizler, onların geçmişine bakın bir de. Üç yanımız denizle kaplı ama hep sırtımızı dönüyoruz.

Tehlikeli olduğunu düşünenler de var.

- Deniz daha güvenli, o kadar güzel kuralları var ki. Denizin insanı daha medeni. Trafikte araba sollarsan, adamın suratı değişir, ben önce geçeceğim diye bir hırs var. Denizci geçtiği zaman elini sallar, güle güle, hayırlı yolculuklar der.

DOKUZ YAŞINDA YARIŞTI

Siz ne zamandan beri yelken yapıyorsunuz?

- İznik'te büyüdüm, orada iki tutkum vardı benim; biri motosiklet, diğeri de yelken. Sabah motora atlayıp kayıkhaneye gider saatlerce suyun üstünde olurdum. Başlamamdaki en büyük sebep ağabeyim. O yelkenciydi ve ben arkasından ağladığım için beni de alıp götürürmüş. Ben hatırlamıyorum. Oradakiler anlatıyor, teknenin küpeştesine tutunup yürüyormuşum ancak. O yüzden kaç yaşında başladığımı bilmiyorum. 9 yaşında yarışıyordum.

Çocuklarda bu spora başladıktan sonra değişiklikler oluyor mu?

- Çok şey değişiyor. Yaramazlar daha uyumlu olmaya başlıyor, evde yatağını toplamayan yatağını topluyor. Bunları veliler anlatıyor. Bu sporda tek başına olamazsın, birbirine yardım etmek zorundasın.