Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hayattaki amacım

Serdar TURGUT

Okuyucularım zaman zaman bana ‘‘Serdar, hayattaki amacın ne senin?’’ diye soruyorlar.

Soruyu bu şekilde formüle edenler, okuyucuların iyi niyetli bölümü.

Bir de aynı soruyu ‘‘Kardeşim var mı hayatta bir amacın senin. Neyse anlat bakalım da anlayalım?’’ diye formüle edenler var.

İkinci kategoriyi birincilerden ayıran tek fark, bana duydukları nefretin dozajında yatıyor.

Yoksa her iki grubun ortak kanısı da benim hayatta bir amacım olmadığı yolunda.

Yani yazılarımın nihai analizde işe yarayacağı bir hedefi bulunmadığı gibi, birey olarak benim de işe yarar bir hedefimin olmadığını düşünüyorlar.

Bunun farkındayım ve moralim bozulmasın diye lütfen bana bu işin böyle olmadığını anlatıp, yalan filan söylemeye kalkmayın.

***

Ancak herkes yanılıyor.

Tabii ki benim de hayatta bir hedefim, tüm benliğimi kanalize ettiğim bir amacım var.

Bugün bu sırrımı size açıklayacağım.

İşte buyrun bakalım:

Benim hayatta tek istediğim şey, gömleğimin kolunu omuzuma kadar kıvırıp, göğsümü gere gere kol kaslarımı afişe edebileceğim bir vücut yapısına kavuşmaktır.

Bunun için gerekirse ve kaçınılmazsa zekâ yaşımdan en azından bir 30 puan silinmesine bile razıyım, yeter ki gömleğimin kollarını omuza kadar kıvırıp, etrafta dolaşacak duruma geleyim.

Tabii gömleği kendim kıvırmış gibi de davranmayacağım o zaman.

Sanki gömlek doğal olarak oralara kıvrılmış ve sanki dünyadaki bütün gömlekler kaslı bir kol görünce kolun o yukarı bölümlerine gönüllü olarak çekilirmiş gibi bir eda vereceğim yüzüme.

İşin raconu bu, ne yapayım yani?

***

İşte öğrendiniz hakkımdaki tek gizli kalmış şeyi.

Umarım artık bundan böyle yazılarımı bir başka gözle okur, hayatı başka türlü yorumlarsınız.

Bu arada ben hayattaki amacıma erişmek için cimnastik salonuna tabii ki devam ediyorum.

Ancak orada son derece karmaşık sorunlara yol açtığımın farkındayım.

İnsanlar nazik oldukları için bunu suratıma vurmuyorlar, ama benim tam bir hareket özürlüsü olduğumu düşündüklerine eminim.

Örneğin, alın geçen gün olanları.

Şu anda tanımlayamayacağım kadar karmaşık olan bir aletin üzerine çıkmış, kollarımı, gömleğimi omuzuma kadar kıvırmaya layık hale getirmeye uğraşıyordum.

Üzerinde bulunduğum alet o kadar karmaşıktı ki değil bunun üzerinde hareketi doğru yapmak, bu alet hakkında soyut bir yazı yazmak bile imkânsızdı.

Neyse ben zekâ yaşı, gömleğinin kolunu omuzuna kadar kıvırmaya yaraşacak düzeye hızla ilerleyen ve üstelik 42 yaşına kadar yaptığı tek hareket altı yaşında tahterevalli oynamak olan bir insan olarak bu alete tabii ki çıktım.

Ve bir şeyler yapmaya başladım.

Biraz sonra salondaki antrenör gülümseyerek yanıma geldi ve ‘‘Ne o, ne yapmaya çalışıyorsun pek anlayamadım’’ dedi.

Aslında o bana ‘‘Bre adam, ruhsal bunalım geçiren bir şebek gibi orada sallanıp ne duruyorsun’’ diyecekti, ama nazik olduğu için bunu söylemedi, bunu da biliyorum.

Ve sonra bana hareketin doğru yapılış biçimini gösterdi.

O yanımdan gidince ben hareketi tabii ki yine yanlış biçimde yapmaya devam etim. Çünkü doğru biçimi canımı fena halde yakıyordu ve gömleğimin kolunu omuzuma kadar kıvırabilecek kıvama gelmek için bile bu kadar acıya katlanabilmem imkânsızdı.

İlkeliyiz dedikse o kadar da değil yani.

***

Anladığım kadarıyla cimnastik salonundaki bütün aletleri yanlış bir şekilde kullanıyorum.

Gerçi kimse bunu yüzüme karşı pek söylemedi.

Birkaç kez yanlışımı düzeltmeye çalıştı hocalar.

Bu hocalar bana güzel bir nostalji yaşattılar.

Yıllarca önce Fransızca öğrenmeye karar vererek, kursa gitmeye başlamıştım.

O hocalar iki gün sonra bana öyle bir ifadeyle bakmaya başlamışlardı ki bunu hayatım boyunca unutamadım.

Çünkü hocalık yaşamlarında böylesine kabiliyetsiz bir öğrenci görmemişlerdi ve büyük ihtimalle görmeyeceklerdi.

İki gün içinde bütün hocalık etiğini bir yana bırakıp benden tiksinmeye başlamışlardı.

İşte onların o günkü surat ifadelerini, bana hareketlerin doğrusunu öğretmeye çabalayan cimnastik hocalarının suratlarında da aynen görünce içim nostaljik hislerle doldu.

Neyse onlar bıraktılar artık benimle ilgili çabalamayı.

Ama hâlâ daha benimle ilgili hislerini tamamen kaybetmediklerinin farkındayım.

Çünkü ben saat kaçta cimnastik salonuna gidersem gideyim, eşofmanımı giyer giymez bir adet tam teşkilatlı ambulans salonun kapısına geliyor ve iki doktor kapıda benim hareketlerim bitinceye kadar nöbete başlıyor.

Aslında bu biraz moral bozucu ama olsun, amacıma mutlaka ulaşacağım ve bir gün mutlaka gömleğimin kollarını omuzuma kadar kıvıracak kıvama geleceğim.

Lütfen beni engellemeyin.













X