Hayatlarımızın rengi için sakatlara muhtacız

Sibel ARNA sarna@hurriyet.com.tr
11 Şubat 2012 - 00:00Son Güncelleme : 10 Şubat 2012 - 21:59

Başlıktaki cümleyi söylüyor ve ekliyor: “Ve travestilere ve eşcinsellere...” Pınar Deniz doğarken beynine oksijen gitmediği için sakat kaldı. Engelli kelimesinden hiç hoşlanmıyor, çünkü hiç engel tanımıyor. Çalışıyor, sosyalleşiyor, ne kadar zorlanırsa zorlansın her işini kendi yapıyor. Kocası Şenol davul çalarak, davul eğitimi vererek hayatını kazanıyor. Pınar Deniz “Davulcuyla olmak harika bir şey. Sırtımda ritim tutabiliyor ve bu çok eğlenceli” diyor. O çok mutlu bir kadın. Mutlu, gururlu ve sakat...

Mutlu ve gururlu bir sakat olduğunuzu söylüyorsunuz? Neden sakat? Engelli kelimesine neden kılsınız?
- Evet ‘sakat’. Çünkü sadece bu durumu, yani ben ve benim gibileri anlatmak için üretilmiş bir sözcük. Kökü başka hiç anlam içermiyor yani. Tıpkı kör, sağır gibi. Oysa ki ‘engelli’nin bir kökü var ve benim hoşlanmadığım bir kök: Engel. Engelli olan birey değil şartlar aslında. Yürüyemeyen biri sokağa çıkamıyorsa, onu sokağa çıkarmayan, sokağın engelli olmasıdır.

Siz her ne kadar kendinize “sakat” demeyi tercih etseniz de hastalığınız CP. Yani Serebral Palsi. Nasıl bir hastalık CP?
- Beynim, doğarken oksijensiz kalmaktan dolayı zarar görmüş. Yürüyebiliyor, konuşabiliyor, yazı yazabiliyorum ama yaptığım her şeyde bir CP’lik var demek daha doğru. Öncelikle CP bir hastalık değil, bir durum. Biri bana “geçmiş olsun” dediğinde gülmekten alamıyorum kendimi. Çünkü asla geçmeyecek.


CP’li bir çocuk olmaktan başlayalım. O zaman da bu kadar mutlu muydunuz?
- Mutluydum ama sahte bir mutlulukmuş benimki. Evet bir farklılık vardı ve bir şey yapabilmek için çok çalışmam gerekiyordu. Yıkıldığım, kendimden utandığım ya da “neden ben” diye sorduğum çok oldu ama genel olarak mutlu, coşkulu ve diğerleriyle sokakta olan bir çocuktum. Diğerlerinin yaptıklarını yapmaya çalışıyordum hep. Bisiklete binmek, ağaçlara tırmanmak saatlerce, günlerce çalışarak yaptığım şeylerdi. Hatta bisiklete binebilmek için sabah sekizde başladığım mesailerden birinin öğleden sonrasında bayılmışlığım bile var.

AİLEM BENİ SAKLAMADI

Peki ya ergenken? Hiç mi isyan etmediniz hayata?
- “Neden ben” sorusu içinde bulunduğunuz durumu olumsuz olarak algılamakla bağlantılı. Evet, bütün kızların sevgilisi olmaya başladığında ve çevremdeki kızlar ergenlik sivilcelerini dert ederken, kendimde çıban olarak gördüğüm özelliğimle pek de kolay olmadı ergenlik dönemim. Çünkü güzel olmaktan başka dertlerim vardı benim: Normal olmak.

Sakatlığa rağmen kadın olunabileceğini ne zaman çözdünüz ve nasıl bu kadar mutlu bir kadın olabildiniz?
- Kadın olmaktan önce ‘insan olmak, birey olmak’ vardı. Yeni başladığım okulda kaç kişi bana bakıp gülecek, kaçı onları kınayacak ve benim için tartışacak gibi dertler. Elbette ki kadın olarak beğenilmek ve sevilmek istiyordum. Ama kendimi beğenmiyordum.

Sizi diğerlerinden ayıran en önemli özellik engel tanımamanız. Nasıl bu kadar mücadeleci biri olabildiniz?
- Şanslı bir çocuktum. Ailem beni olduğum gibi kabullendi. Türkiye’de sakat yaşamı denen şeyde biraz saklanmak var bence. Şartların zorluğunu da bahane edip sakatları eve kapatmak... Ben böyle yaşamadım. Elbette ki kolay değil. Çocukken kardeşim Mehmet’in bana bakıp işaret edenlerle nasıl kavga ettiğini hatırlıyorum.

Peki ya insanların tepkileri, bakışları onları nasıl görmezden geliyorsunuz?
- Görmezden gelmek diye bir şey yok. O tepkilerin sizi üzmemesi, yaşamanızı negatif yönde etkilememesi önemli olan. Bu, sokaklar ve sokaktaki insan için de iyi bir şey. Daha renkli hayatlarımız, daha renkli sokaklarımız olması için sakatlara ihtiyacımız var. Ve travestilere ve eşcinsellere.

Nasıl para kazanıyorsunuz?
- Editörlük yapıyor ve yazıyorum. Hürriyet gazetesi yemek yazarı Sahrap Soysal’la çalışıyorum sekiz yıldır. Onun editörlüğünü yapıyorum. Ayrıca öykülerim ve denemelerim var.

KEŞKE ÇOCUKKEN TANIŞSAYMIŞIZ

Eşinizle bir barda tanışmışsınız öyle mi?
- Doğrudur, kocamla bir gece barda tanıştım. Kadıköy Karga Bar’da. Ben orta yaşlı erkeklerden hoşlanan biriydim hep. (Gülüyor) Şenol’u ilk gördüğümde bana bakıyordu. Orta yaşlı, hoş bir erkek... Üstelik karizmatikti de. Daha önce birkaç kez görmüştük birbirimizi ama ilk kez o gece konuşma fırsatımız oldu. Ertesi gün buluşup yemek yedik ve içtik. Dokuz ay sonra da evlendik zaten. Düşünülecek bir şey yoktu. Aşık olmuştum.

Evliliği nasıl diri, aşkınızı nasıl taze tutuyorsunuz?
- Çocuk gibi yaşıyoruz sanırım. Şenol’u tanımayı hala sürdürüyorum ve o inanılmaz eğlenceli biri. Heyecanlı bir ev bizimki. Küçük sürprizler, oyunlar var hep. Aynı filmlerden etkilenip aynı kitapları seviyoruz. Bazen “Keşke çocukluğumda tanımış olsaydım da birlikte yaramazlık yapabilseydik” diye geçiriyorum içimden. Davulcuyla olmak harika. Sırtımda ritim tutabiliyor örneğin. Evin bir odası davul ve zillerle dolu ve bazen ben de çalıyorum. Ailemdeki herkes Şenol’u çok seviyor.

Çocuk deyince içinizdeki sular nasıl dalgalanıyor?
- “Acaba çocuğuma yeterince iyi bakabilecek miyim, bezini değiştirip, emzirebilecek miyim, beni yetersiz bulursa ne yaparım” gibi sorular var kafamda. Bebek yaparsam yardıma ihtiyaç duyacağım mutlaka ve bunda da içimi gıcıklayan bir şey var. Bir çocukla hayal etmeye çalışıyorum bugünlerde kendimi. Bakalım
neler düşündürüp hissettirecek bu hayal.

Engelli bir çocuk sahibi olan bir anneye ne söylemek isterdiniz?
- Bu çok zor bir soru. Sakat annesi ve ailesi olmak çok özveri isteyen bir şey. Ama aynı zamanda renkli, eğitici de. Sakat çocuk da diğer çocuklar gibi bir hediye. Sakat çocuk da başka bir renktir işte.

Herkes özeldir ama Pınar eşsiz
KOCASI ŞENOL KÜÇÜKYILDIRIM

Onu tekrar görmek umuduyla aynı mekana gittiğimi hatırlıyorum. Kendimi tutamayarak tanışmak istediğimi söyledim. Çok ince, zarif ve hoş olduğunu düşündüm. Ertesi gün yediğimiz yemeği heyecandan hatırlamıyorum. Pınar’la yaşadığımız şey çok yoğundu ve zamanı fark edemedim. Beş yıldır evliyiz. Pınar çok eşsiz biri. Çok renkli oluşu Pınar’la sıkılmayı imkansız hale getiriyor. Birbirimize verdiğimiz sihirle hiç bilmediğimiz alanlar açılıyor önümüzde. İlişkimizin başlarında bakışlar beni çok rahatsız ediyordu. Hatta sabrımı taşıran, işleri çığrından çıkaran durumlar da oldu. Sonra, bu tepkilere odaklanmanın geçirdiğimiz zamana zarar verdiğini fark edip vazgeçtim savaşmaktan. Şimdi, Pınar’la dışarıda olduğumda sadece ikimizle ilgilenmeyi tercih ediyorum.

 

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı