Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Hayatın Neresindeyiz

    Hürriyet Haber
    07.11.2001 - 13:03 | Son Güncelleme:

    Doğum ile başlayan hayatın neresinde olduğumuzu bilme şansına, ne yazık sahip değiliz. Nereden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi hiç düşünmeyiz. Zira böyle bir istek bizi son derece yoğun, yorucu ve sonuç alınamayacak bir düşünce eylemi içine sokar..

    Doğum ile başlayan hayatın neresinde olduğumuzu bilme şansına, ne yazık sahip değiliz. Nereden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi hiç düşünmeyiz. Zira böyle bir istek bizi son derece yoğun, yorucu ve sonuç alınamayacak bir düşünce eylemi içine sokar. İş ve özel hayatımızın akışı içindeki yorgunluk ve bezginliğimiz de böyle bir beyin faaliyetine zaten imkan vermez.

     

    Gerçekte hayatımız öylesine acımasız ve anlamsız bir mücadeleye dönüşmektedir ki; adeta bir robotlaşma eğilimi içine sokmaktadır bizi. Arzularımızın, beklentilerimizin, ihtiraslarımızın, kısaca iç iticilerimizin kısır döngüsüne bağımlı bir robotlaşmadır bu. Bazen “Yaşamak için mi çalışıyoruz?” sorularına cevap verebilmemiz bile mümkün olmamaktadır. Ama bilinen bir gerçektir ki; iki uydu dilimi arasındaki zaman parçasında tükettiğimiz bedensel, beyinsel ve ruhsal enerjimizin pek farkında da değilizdir. Belki de başka çıkar bir yol bilmediğimiziçin, kendimizi tüketmemizin suçluluğunu saklayabilecek yollar aramaktayız.

     

    Matematiksel Sonuçlar Topluluğu

    Bu tüketimin maliyetinin bazen işimize, bazen yuvamıza, ama her zaman sağlığımıza fatura edilişine mani olamamanın ezikliğini, bilinçsizce de olsa hissederek hayatı sürdürüyoruz. Aslında hayatın anlamını açık ve seçik bir şekilde yorumlamak ve sınırlarını çizmek, ilk önemli aşamayı meydana getirir. Zira hayat bir matematiksel sonuçlar topluluğudur. Tüm olayların sonucunda olabilirlikler ya da olamazlıklar vardır. İnsan, olamazlıkları kolaylıkla algılayabilir. Ama olabilirlikler, onun ( arzu, hayal, beklenti gibi) ayrılmaz parçası olan duygularının içinde yer alır.

     

    Oysa hayal ile gerçek, beklenen ile elde edilen, arzu edilen ile sahip olunan arasındaki denge ya da eşitlik, insanın huzur, doyum gibi adlar taşıyan sükunetini meydana getirir. Aksi ise “arzu edilen ile sahip olunan”, “beklenen ile elde edilen” arasındaki beklenti ya da arzuya göre olumsuz fark, insanı ister istemez rahatsız eder, düş kırıklığına uğratır, ya da haksız yere hayata karamsar bakmasına neden olur. Halbuki hayat hep aynı gerçeklikte devam etmekte ve her insan bu gerçekliğin bir başka noktasında ya da açısında bulunmaktadır. Olumsuz ya da olumlu, güzel ya da çirkin, iyi ya da kötü, hep var olan gerçeklerdir. Ama nedense insan daima, onların olumlu, güzel ve iyi seçeneklerini tercih eder, bekler ve ister. Oysa her biri, diğeri kadar gerçek ve geçerlidir. O halde insan, arzu etmediği seçenekler içinde kalırsa ne yapacaktır? Ya ezilip gidecek, ya da yaşamını her şeye rağmen devam ettirmek için çaba gösterecektir. İşte, bu savaşında ona yol gösterici ışık, tolerans (dayanma gücü) olacaktır. Eğer insan toleransa sahip olmamışsa, ya elde ettiklerinin çılgınlığına, ya da elde edemediklerinin zavalılığına esir olacaktır.

     

    Kendinize tolerans gösterin

    Ünlü bir Amerikalı düşünür olan Von Loon “Hayatın süprizlerine dayanabilmeyi ve huzur içinde kalabilmeyi istiyorsak, tolerans sahibi olmamız gerekiyor” der. İster iş, ister özel hayatımızda olsun tolerans “dengelemek” anlamını taşır. Aksi halde bozulan dengenin hangi tarafa ağır basacağını kestirmek mümkün olamaz. “Demokrasi bile toleransın politika hayatında uygulanmasıdır” der, bir Fransız yazar.

     

    Ünlü bir ansiklopedi “Tolerans Latince kökten gelir, müsamaha etmek, tahammül etmek anlamını taşır”ifadesi ile kavramı açıklar. Tolerans, yapılan ya da söylenenlerin hemen kabul edilmesi ve uygun bulunması değildir. Bununla; başkalarının da düşünce, hareket ve davranışlarının olabileceğini kabul etmekve bundan huzursuzluk duymamak hali anlatılır. Tolerans, bana necilik değildir. Aksine güdüsel ve ani tepki göstermek yerine, olayla tepki arasına bilerek zaman sokabilmek şansını veren bir yetenektir. Hazreti Mevlana “Ne olursan ol yine gel” derken, toleransın gücünü ispat etmiş ve böylece yedi yüzyıldan beri bütün dinlerin inananları tarafından saygı ile anılmaktadır.

     

    Tolerans, yaratanın yarattıklarına saygı göstermeyi öğretir. Tolerans ne kendi için başkalarını, ne de başkaları için kendini harcamayı öğretir. Tolerans, cahillikten, menfaatçilikten, tutkulardan ve korkulardan arınmaya imkan verir ki; çevreyi anlayıp kabul edebilecek kadar bilgili, menfaatlerin esiri olamayacak kadar kontrollü, alışkanlıkların tutsaklığına giremeyecek kadar dengeli ve korkmayacak kadar güvenli olmayı başartır. 

     

    Ergun ZOGA, İnsanımsılıktan Kurtuluş

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı