Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hayatın İçinden

Tuğrul ŞAVKAY

Galata’dan Karaköy’e

ESKİ bir İstanbul Rum şarkısında, 'Galata’da şarap içeceğim - Beyoğlu’nda sarhoş olacağım - Ve Yedikule’de - Bir kız seveceğim' denirmiş.

Bunu Orhan Türker’in 'Galata’dan Karaköy’e: Bir Liman Hikayesi' adlı kitabında okudum.

Bugün Karaköy’ün İstanbul’un ilçelerinden Beyoğlu’nun sadece bir bölümünü oluşturması, tarihi bir semt olan Galata’nın kent açısından önemini azaltmaz. İstanbul’un tarihinde bu şimdiki haliyle perişan bölgenin dikkat çekici -daha doğrusu öyle olması gereken- özellikleri mevcut.

Türker, adı geçen eserinde Karaköy’ün aynı adı taşıyan meydan ile Tophane arasındaki kesiminin hikayesini anlatıyor.

Kitabı okudukça yaşadığımız kenti daha iyi tanımanın lezzetini dimağımda yaşadım.

Aklıma hiç bugüne kadar düşmemiş sorular gün ışığına çıktı. Mesela Galata adı neden silindi gitti? Semtin bu eski adı niçin günümüzde sadece Galata Kulesi ve Galatasaray Lisesi ile sınırlandı?

Niçin 'kara'?

Karaköy’ün sanıldığının aksine bir renk adı olarak kara ile ilgisi olmadığı söylenir. Semte adını veren Karai Musevileri kimdir? Nereden geldiler? Nasıl insanlardır?

Bunların tümü İstanbul’a gönül verenlerin cevaplarını merak ettiği sorular olmalı.

Bir kent ancak tarihiyle birlikte ele alınırsa tanınabilir. Hele bu kent İstanbul gibi binlerce yıllık geçmişi olan ve iki devlete başkentlik yapmış bir yerse!

Sel Yayıncılık’ın 'Tarihe Tanıklık' dizisinden yayınladığı Orhan Türker’in 'Galata’dan Karaköy’e: Bir Limanın Hikayesi' kitabını okuyun.

Okudukça İstanbul’un nasıl gizli hazineler sakladığını görecek

ve bizi bağrına basmış olan bu kenti daha çok seveceksiniz.

Otomobil yarışları

HAFTA sonunda değişiklik arayanlara bir müjdem var. 16-17 Aralık tarihlerinde İzmit Körfez Pisti’nde 'Şampiyonlar Şampiyonası' adı altında düzenlenen bir otomobil sporu gösterisi yapılacak.

Programda bunun Körfez yarış pistinde özel olarak hazırlanan asfalt-toprak karışımı, köprü geçişli ve iki farklı turluk 4 kilometrelik bir parkurda eleme usulü ile yapılacak bir yarış olduğu belirtilmiş.

Uzun teknik tanımlamaları bir kenara koyarak söyleyecek olursak, bu yarışın pilotları 'usta'lar arasından seçilmiş.

Her şey yarışların müthiş heyecanlı geçmesi için ince elenip sık dokunmuşa benziyor.

Sponsorlar arasında Vakkorama ve Power FM’i görünce Cem Hakko’nun otomobil sporlarına olan ilgisi aklıma geldi. Diğer sponsorlar ise START ve Türkiye Otomobil ve Motor Sporları Federasyonu olarak anılmış.

Atlanan ayrıntılar

Otomobil sporlarına düşkün olanlar herhalde bu organizasyondan önceden haberliydi. Ama bu sporun daha geniş kitlelere duyurulabilmesi için böyle yumurta kapıya dayanmadan basının bilgilendirilmiş olması gerekirdi sanırım. Bir de gelen davetiyelerde hiçbir telefon veya adresin bulunmayışı ciddi bir eksiklik. Üstelik iki günlük bir davet için -mesela İzmit’te nerede kalınabilir gibi- gerekli bilgiler de yok.

Yine de çok acil bir işim çıkmadığı takdirde bu hafta sonunu İzmit’te geçirmeyi düşünüyorum.

Umarım pişman olmam.

Circus

İSTANBUL giderek dünyanın önemli yiyecek-içecek merkezlerinden biri haline gelmeye başladı.

Bunu çok iddialı bulanlar olabilir. Zaten dikkat edilirse, bu alanda bir zirvenin yakalandığını söylemedim. Daha gidilecek uzun ince bir yol var. Ama gelişmeler iyi yönde.

Bunda en önemli itici güç, İstanbulluların -daha genel bir deyişle, Türk insanının- on beş yirmi yıl öncesine kadar, bulduğunu yemek ve içmekle yetinmek zorunda olmasıydı. Kapılar 1980’li yıllarda dışa açılmaya başladı. Dünyanın bin bir değişik lezzeti ucun ucun da olsa keşfedilmeye başlandı.

Bir de lükse olan düşkünlüğümüz var. Türkiye’de ve özellikle İstanbul’da yastık altında tutulan ciddi bir birikim mevcut. Şimdi onlar da ortaya dökülmeye başladı.

Bu gelişmeyi ilk keşfedenler tesadüf rüzgarının İstanbul’a sürüklediği yabancı şeflerdi. Bunlardan biri de, yemeklerini her zaman takdirle andığım, Four Seasons Oteli’nin eski şefi Carlo Bernardini idi.

Türk ağız tadı

Carlo İstanbul’dan Kahire’ye tayin olduğunda iyi bir şef, ama daha önemlisi iyi bir dostu kaybettiğim için üzülmüştüm. O ise çok da uzun olmayan bir düşünme süresinden sonra İstanbul’a dönüp bir restoran açmaya karar verdi. İtalyan olmasından ötürü zaten bizim ağız tadımıza uygun yemekler yapardı. Şimdi bunları muhteşem bir görüntü ve mükemmel bir servisle birlikte Nişantaşı Abdi İpekçi’deki restoranı Circus’ta sunuyor.

Circus, yemeğe para harcamaktan çekinmeyen meraklılarla dolup taşmakta.

Carlo’ya bir kez daha merhaba!

X