Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hayatın İçinden

Tuğrul ŞAVKAY

Yeni yol işaretleri

DİKKAT ettiniz mi, bilmem. İstanbul’un yol işaretleri giderek artan bir hızla değişiyor.

Değişimin ilk günlerinde Büyükşehir Belediyesi’nden bununla ilgili bazı sorularıma cevap vermelerini istemiştim. Nedense sessiz kalmayı yeğlediler.

Oysa yeni işaretler hiç de fena değil.

Ama bu benim kişisel görüşüm.

Ya diğer İstanbullular bu konuda ne düşünüyor? Onu soran yok. Basına bilgi vermek de yok.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi 'ben yaptım oldu' yöntemini benimsemişse yanlış bir yolda.

İlle icazet almaları gerekmeyebilir. Ama bu kadar önemli bir kent estetiği sorunu olup bittiye getirilmemeliydi.

Bazı sorular

Üstelik ben bu işaret levhalarını başka yerlerden -mesela Paris’ten- tanıyor gibiyim.

İstanbul başka kentleri niye taklit eder duruma düşsün?

Bu yön levhaları İstanbul’dan başka yerlerde de olacak mı? Bu da bilinmiyor.

Farklı seçenekler niçin gündeme getirilip tartışılmadı? Bu da cevabı olmayan bir başka soru.

Bunlar işin estetik yanları.

İhale nasıl açıldı, kimler katıldı, teklifler neydi gibi soruların cevaplarını ise en azından bir İstanbullu olarak ben merak ediyorum.

Gökten çöp yağıyor

Batılıların İstanbul’u fantastik bir kent saymalarına şaşmamak lazım.

Cihangir’de bir arkadaşıma akşam yemeğine davetliyim. Arabayla dar yolda ağır ağır gidiyoruz. Evi doğru teşhis edebilmek için dikkatle dışarıya bakıyorum. Birden üst katlardan bir pencere açıldı. Alacakaranlıkta birisi elinde ağzı bağlanmış bir çöp torbasını kaldırdığı gibi sokağa fırlattı. Torba bir metre farkla arabanın önüne düştü. Torbayı atan buraya kadar olup biteni pencereden seyretti. Sonra pencere kapandı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi hayat süregitti.

Eskiler kıyamet alameti olarak 'gökten taş yağacak' derlermiş. Taş değilse de çöp yağmaya başladı bile.

Şaka bir yana bu kadar medeniyetsizliğe belediye ne yapsın!

‘Kadınlar vardır’

BUGÜN size feministlerin nedense es geçtiği bir haberi vermek istiyorum.

Başlıktaki iddiadan yola çıkan Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği bir fotoğraf yarışması düzenlemiş.

Yukarıdaki başlığa bakıp 'aksini söyleyen mi var?' demeyin. Var ki, üniversiteli kadınlarımız bunu bir yarışma başlığı haline getirmişler.

Ben kadınların Türk toplumsal hayatında 'fena halde' var olduklarına inananlardanım. Yine de buna inanmadıkları varsayılan kitle açısından böyle bir yarışmanın büsbütün yararsız olmayacağı görüşüne de katılıyorum.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği, 'Dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınlar yüzyıllardır yalnızca evinin kadını, çocuklarının annesi olarak yaşadılar' diye giriyor konuya. Onlar kadınlar için 'ben' diyebilmenin ve kendini dile getirmenin başlıbaşına zor bir şey olduğunu söylüyorlar. 'Egemen kültür kadına etkin ve özerk bir özne olma hakkını pek az tanıyordu. Ve bu kültürde kadınların simgeleyen, temsil eden olması çok güçtü, çünkü kendisi bir simgeydi. Anneydi, duyguydu, evinin kadını, şefkatli koruyucusu, düzenleyicisiydi' diyorlar.

Bence bunlar hiç de küçümsenmeyecek noktalar. Bir kadın bunları başarıyorsa eli öpülmeli.

Farklı bir bakış

Ama besbelli bu kadarı üniversiteli kadınlarımıza yetmiyor. Üniversiteli kadınlarımız öyle düşünmüyor.

Dernek üyelerine göre kadınlar 'Artık (...) sadece evleriyle sınırlı özel hayat rollerini değil, kamusal alanda da; iş hayatından politikaya kadar her platformda kendileri gibi varolmak, etkin olmak, temsil etmek -yani 'görünür' olmak- ; kadınlar olarak yaşamanın farkını, farklı bakışını, dünyayı da kucaklayarak yaşa(t)mak ve bir fark yaratmak istiyorlar'mış.

Çatışma mı var?

Böyle düşünmek ve bunu hayata geçirmek her kadının en temel hakkı sayılmalı. Yeryüzünde tek başına yaşayan bir birey olarak bunlar en doğal hakları.

Ama evlenip çoluk çocuk sahibi olmayı da aynı zamanda isteyen bir kadın -kendi kullandıkları deyişle-annelikten, duygudan, evinin kadını olmaktan, evin şefkatli koruyucusu olmaktan, evini düzenlemekten istifa edemez. Tıpkı evlenen erkeğin de bazı sorumluluklardan istifa edemeyeceği gibi.

Yanlışlık belki de bu iki modeli bir çatışma içinde göstermekte.

Bu tartışma bir yana, yarışmayla ilgilenenler (212) 232 5302 numaralı telefondan veya Nişantaşı Şakayık Sokağı Esen Apt. 58-1’den Salime Yılmaz’ı arayabilir.

X