"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Hayatımın en korkunç başlayan günü

“Salak!” dedim kendi kendime...

“Ne işin var burada!”


Hakikaten ya...


Ne işim var?


Benim gerçek işim, bu değil ki...


Kalbim ağzımdan çıkmak üzere. Daha ince göstersin diye Marks & Spencer’dan aldığım ten rengi çoraplı bacaklarım tir tir titriyor.


Korkmaktan da sıkıldım. Ama korkuyorum.


Hilton Convention Center.
Kocamaaaan bir salon. Futbol sahası büyüklüğünde neredeyse. 550 kişi var. Hepsinin gözü sahnede. Kadınlar şık şık giyinmiş, gece kıyafetli, erkekler lacivert ceketli...


Spotlar altında bir adam konuşuyor. “Karamsar olmak için çok geç” diye bir sunum yapıyor. Hiç geyik yok, her şey ciddi, çok ciddi. Ve birazdan ben de o sahneye çıkacağım.


Aman Allah’ım!


Elimde yazılı bir konuşma bile yok. Uyduruk kaydırık notlar var.


Sıvışsam mı arka kapıdan?


Bir üşüme hali var üzerimde.


Ceket giysem, resmi oluyor.


Ceketi çıkarsam sürekli karnımı çekmem gerekiyor, ince görünmek için dar bir elbise giydim, daha da fena oldu.


Bütün kadınlarda var bu sorun, hem akıllı olmak gerekiyor, hem güzel durmak icap ediyor.


Peki ama ben hem konuşma yapıp, kendi yaptığım işi anlatıp, hem akıllı durup, hem milleti güldürüp, hem karnımı çekip, hem de bu izleyicilerin patronuyla sahnede nasıl röportaj yapacağım?


Şu 20 bin TL’yi uzatmadan verseler olmaz mı yani...

 

*


Bu 550 kişi, Roche çalışanları...


Sahnedeki beyefendi de Roche Genel Müdürü Süha Taşpolatoğlu.


LÖSEV
için para topladığımı duymuşlar, 20 bin TL bağışta bulunmak üzere beni davet ediyorlar, çünkü onların da onkoloji alanında çalışmaları var, çocuklar için bağışta bulunmak istiyorlar.


İlaç sektöründe, “yılın transferi” olarak değerlendirilen Süha Taşpolatoğlu, haziranda Roche’da göreve başlamış, onunla sahnede röportaj yapacağım.

Tabii ders çalışmam gerekti, ilaç sektörünü yalayıp yuttum...

İlaç fiyatları yarı yarıya indirildi, sektör daralıyor ve ama işte sahnedeki beyefendi, personeline “Korkmayın, karamsarlığa kapılmayın” diyor, “Biz güçlüyüz, şirket olarak küçülmeyeceğiz...”


Aman Allah’ım, şimdi de beni anons ediyor!

*

O 550 kişinin arasından yürüyorum. Ve o sonra kendimi o sahnede beyaz spotlarında altında buluyorum. Önce far yemiş tavşanım. Kal geliyor. Sonra yavaş yavaş alışıyorum. Sahnede yürümeye filan başlıyorum. Kendimle dalga geçebildiğim sürece insanlar gülüyor.

Tek numaram bu, her şeyi sahici anlatıyorum, nasıl yaşadıysam öyle. Röportajı nasıl yaptıysam öyle. Fotoğrafı nasıl çektirdiysem öyle. Ne hissettiysem öyle...


Zaten başka türlüsünü yapabilmem mümkün değil.


Güldükçe gülüyorlar.


Sordukça soruyorlar.


Sunuşum bittikten sonra Süha Taşpolatoğlu’nu alıyorum sahneye.


İşte ya! Budur.


Müthiş bir röportaj konuğu.


Her zaman bu kadar ballı olmuyorum.


Ben “Böyle olmaz! Soyunun” diyorum, çünkü spotlar çok sıcak, “Hay hay” diyor. Ceketini çıkarıyor, kollarını sıvıyor...

“Ama böyle de olmaz! Yaklaşın” diyorum, yanıma gelip oturuyor.


İnsanlar bu diyaloglarımıza da gülüyor.


Özel hayatıyla başlıyoruz, hayatının dönüm noktalarını anlatıyor, iki kere evlenmenin ne demek olduğunu, birinci eşe ve ikinci eşe farklı davranıldığını, her evliliğinin insanı daha da geliştirdiğini, eşlerinden sabretmeyi öğrendiğini...


O kadar tatlı ve komplekssizdi ki... En çok babalığından söz ediyor. “İş hayatımın yoğunluğu yüzünden çocuklarımın büyümesini göremedim” diyen babalardan değil. Babalığına verdiği 10 üzerinden puan, yöneticiliğine verdiğinden daha yüksek. Bütün bunları rahat rahat anlatması hoşuma gitti.

Tıp doktoru aslında ama mecburi hizmeti dışında doktorluk yapmamış, en çok korktuğu da uçakta “Aranızda doktor var mı?” anonsu. Hep dua ediyor ki, başka biri çıksın ama çıkmayınca mecburen o gidiyor.


Mecburi hizmetini Adana Ceyhan’da yapıyor, gelen hastalar fakir fukara, “Eczaneye git şu ilacı al” diyor, “Alamam, param yok!” diyene de, “Benim hesabıma yazdır” diyor.


Sonunda boğazına kadar borçlanıyor.


Nasıl ödüyor dersiniz?


Kumar oynayarak!


Hayatımın en korkunç başlayan günlerinden biri, anlayacağınız çok eğlenceli bitti.


20 bin TL’yi de LÖSEV’in hesabına yatırdılar.


İşte böyle.


Gelecek hafta Sanofi Aventis’teyiz.

LÖSEV MESELESİ

 

Kampanyanız aracılığıyla 25.000 TL bağışta bulunan işadamına söylemeyin, o, LÖSEV’in “kurban vurgununu” bilmiyor olabilir... Evet, LÖSEV’e bağış yapılmasını özendiren yazılarınızı okuduk. Bu konuda zerre kadar kötü niyetli olduğunuzu da düşünmedik. Ama artık LÖSEV’de yaşanan kurban yolsuzluğuna el atmanız farz oldu. Günah çıkarmak kötü bir şey değildir. İnsanın vicdanını rahatlatır.
(N.E.A.)


Herkes gibi ben de soruşturmanın tamamlanmasını bekliyorum. Zaten direkt LÖSEV’den kaynaklanan bir mesele değil. Olayı yakından izliyorum, neler olup bittiğini ayrıntılarıyla öğrenmeye çalışıyorum. Ama bu, benim LÖSEV için çalışmaya devam etmemi engellemiyor. Çünkü ben esas olarak kurumlara değil, oradaki hasta çocuklara yardımcı olabilmenin peşindeyim. Fazladan bir çocuğun daha tedavi olabilmesinden başka ne isterim? Her an LÖSEV Başkanı Üstün
Ezer’le yapılmış bir röportaj okuyabilirsiniz...

X