"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Hayatı ters yüz etmek

Selim İleri romanlarında hayatımızın kılcal damarlarının bütün dolaşımını bilir.

Yaşamın debisi ile edebiyatın debisi, bazen ters yönde, bazen aynı yönde akıp dururlar. Kimi zaman bir ölüm kadar soğuktur kimi zaman bir panayırın sahte neşesi içine atar bizi.

En korkuncu da budur, karnavalın içinde yalnız kalmak. Etrafınızı gözlemlerken, bütün bayağılıkları, sahtelikleri, iki yüzlülükleri, aldatmacaları görerek nasıl beğenebilirsiniz. Ancak beğendirebilirsiniz, başkasının mutluluğundan size bir pay düşeceğini umarak. Ya da sevdiğinizi sevindirerek. İkilem içindeki bu duygunun analizini en ustaca yapan yazarlardan birisidir Selim İleri.

*

Onun romanlarında hem ortak hayatların trajedisinde bulurum kendimi, hem de bireysel serüvenimin labirentlerinde kaybolmak isterim. Bulunmamacasına!

Yeni romanı Yarın Yapayalnız’ı okurken, romanın kurgusunu çok beğendim. Gelgitlerle oluşturduğu biçim romana ritim kazandırmış, okurun da ruh dalgalanmaları içinde kendini algılamasını istemiş.

Kahramanı, opera sanatçısı Handan Sarp.

Şimdi bu seçimin hüzünlü, edebi nedeninden ötesini biraz deşmek isterim.

Opera dünyası benim için kahramanlarıyla, çok zaman içinde yaşadığım özel bir akvaryumdur. Ayrıca yazar, opera sanatçısı Handan Sarp’ın hayatını zaman zaman oynadığı opera kahramanlarıyla örtüştürerek hem sanatsal gerçeği, hem de düz gerçeği bir sarmal halinde yazma başarısı göstermiş. Opera kahramanları, operayı bilenlerin bu kitaptan daha fazla tat almasını sağlayacaktır, çünkü o kahramanların getireceği çağrışımlar bir yorum, bir duyarlık zenginliği getirecektir.

Andığı roman kahramanlarına, tiplere gelince...

Selim İleri’nin burada andığı kitapları ben iki açıdan yorumladım:

Birincisi; yaptığı göndermelerle ustalara saygısını her zaman olduğu gibi okura anımsatıyor, ayrıca edebiyat tarihini roman türünde yazmış biri olarak da kahramanını edebiyat tarihi içine oturtuyor.

Handan Sarp’ın terzi Elem’e duydukları, bir cinsel tercihin dantelasıdır.

Romancı bir konuşmasında bir soruyu şöyle yanıtlıyor:

‘Edebiyatta erotizme karşı değilim. Dahası, erotizmin ötesinde, pornografinin de bir ifade aracı olabileceğini düşünürüm. Bununla birlikte Yarın Yapayalnız’da gerçekten de ölçü aramak zorunda hissettim kendimi. Anlatmaya çalıştığım ilişki, merak unsurunu kışkırtsın istemedim. Bu çok ucuz olurdu.’

Yaşanılan aşkların hep sorgulanan yanları vardır. Mutlak aşk her şeyi, duyguları, bilinenleri, bilinmezleri/bilinemezleri eşitler mi? Sınıf farkları, aradaki uçurumlar, kültür farklılıkları şehvette eşitlenebilir mi?

Bunun yanıtını hepimiz düşünmeliyiz.

Opera sanatçısı Handan Sarp ile terzi Elem ilişkisine bu açıdan yaklaşırsanız, romanın başka bir gerçekçi boyutunu yakalamış olursunuz.

KİTABI OKUYUNCA GEÇMİŞİNİZE GİDECEKSİNİZ

FÜSUN AKATLI’nın Edebiyatın İnsan Uçurumları başlıklı yazısından bir bölümü aldım yazıma:

‘Eşcinsellik, özellikle de kadınların eşcinselliği, edebiyatımızda işlenmiş bir konu değildir pek.

O, bütün aşkların mutsuzluğu, imkánsızlığı izleği içinde, toplum ahlákının da yadsımasıyla bin kez zorlaşan bir aşka tutmak istemiş merceğini.’

Yarın Yapayalnız’
da, romancı sürekli bir acının tekrarıyla tekdüze bir yalınlığa düşmüyor, sonunda da kendi içindeki hissi ve edebi grafiğini ustaca çiziyor.

İntiharlar, ölümler... Arkada suçlu bırakır mı ya da acımızı hafifletmek için ruhumuzu onun üstünden mi temizlemeye kalkarız? Gene de bir parçamız kopsa da yaşamaya devam ederiz, belki de yeni acılara, yıkımlara, aşklara bilmeden koşarız, her seferinde yeni bir sınamanın ezikliği, hayatta kalmışlığı ile.

Handan Sarp karakterinin en hazin yanı, bir insanın kendini aldatması, belki de başkasını aldatma isteğini yaşarken, birden edilgen öznenin kendi olması.

Romanın içindeki dipnotları çok önemli, çünkü onlar bir olayın, hatta bir aşkın zamansızlığını gösteriyorlar.

Sizin için de geçerli midir, bilmem? Ben bir romanın birkaç sayfasına odaklanır, hatta onun tamamına bir kaç sayfadan bakarım.

Yarın Yapayalnız’daki sayfalarda, Babıáli yokuşundan aşağı inerken soldaki Semih Lûtfi Kitabevi’nden ben de birçok kitap aldım ve o hanımla ürkek adamı hiç unutmadım. Siz de onları tanısaydınız, Selim İleri’nin ironik gözlem gücüne hayran olurdunuz.

Romanı okurken, mutlaka kendi kişisel tutanağınızı okumak zorunda hissedeceksiniz kendinizi.

Selim İleri, ustalığının doruğunda.

DOĞAN HIZLAN'IN SEÇTİKLERİ

Sandalım Geliyor Varda Osman Cemal Kaygılı Selis

Nabokov’un Kedisi Thomas Lehr Gendaş

Şiiri Yeniden Okumak Hasan Akay Kitabevi

Sevme Sanatı Erich Fromm Say

Beni Hiç Göremezsin Yücel Kayıran Ekin

AŞKLAR BİRBİRİNE BENZER

Kitapları yazara acı verir. Bir an’ı, bir sahneyi yazarken gerçek hayattakini anımsar. Gerçek hayattaki acı ya da sevinç, mutluluk... Bir an, bir gülümseyiş an’ı... Bana gülümsüyordum. Bakışmalar, gülümseyişler, veda edişler, ayrılık sözleri... Hepsi olanca şiddetiyle duyumsanırken, yazarın kağıda döktüğü daima cılızdır. Yaşanmış, gönülde izi kalmış bir acıdır sizi yazmaya yönelten, soluk soluğa bir istek. Duyumsadığınız, sözcüklerinizde eriyip gitmektedir. Sözcükleriniz yetersizdir. Ve dile getirdikleriniz zaten eriyip gitmiştir.

Şimdi yazacaklarım da öyle olacak:

Aşk hep aynıdır.

Bütün aşklar birbirine benzer. İster kadınla erkek arasında geçsin, ister iki kadın, iki erkek arasında.

İnsanlar bu son ikisini konuşmaktan korkuyorlar. Şimdi değil, eskiden korkuyorlardı. Şimdi biraz hoşgörü var, bir hayli de yırtıklık, bayağılık.

Ben de korktum. Bırakın dışa vurmayı, konuşmayı, hele hele yaşamayı... toplumun gözü önünde yaşamayı; kendime bile itiraf edemedim.

‘Opera içimizdeki çığlıktır. Söyleyemediğimiz sözler gibi. Müzik ısrar ederse nihayet dile getiririz. Sonunda bastıramayız o çığlığı...’

VÜCUTLAR ERKEK DETAYLAR KADIN

Resim her zaman çıldırttı. Aşkı bilmiyorum. Mesela Roma’da, Capella Sistina’da Michelangelo’nun çıplak erkeklerine vurulduğumu söyleyebilirim. Aşkta... cinsel aşkta kadın ve erkek yok belki de, erkek yok, kadın yok. Bir kilisede o tuhaf delikanlılar: Bedenleri doyasıya erkek, yüzleri saçları, gözleri ve dudakları kadından kadın. Delikanlıların kaslı bacaklarına baktım. Ürperiyordum; dişiliğimin dudakları kabardı kabaracak, dayanılmaz istek! Zaman, derin çatlaklarla Michelangelo’nun eserine yürümüş, ama sanatkarın ruh gurbetini, dinmez sızısını yüzyıllar sonra da birebir duyuyorsunuz.

Tıpatıp kendi gurbetiniz.

KURTULDUM!

Bir sabahtı. İlkyazın öyle aldatıcı sabahları vardır: Canlanışla, tazelenişle uyanırsınız, gencelmiş, başınızda kavak yelleri esiyor.

‘Kurtuldum’ diye haykırdım.

Anıda mı, rüyada mı, lise son sınıf öğrencisi Selim. Umutlarla donanmış. Bu haziran günü -çünkü lise bitirme sınavları- kıvançla dolup taşıyor. Gelecek ay Yeni Ufuklar<ı> dergisinde öyküsü yayımlanacak. Yazar oluyor! Kaç yıl önce.

Yılların düşbozumu henüz yaşanmamış. Yazmak ihtirasının eskimesi yaşanmamış. İhtiras da eskir. Tortu kalır geriye. Toplumsal yaşamdaki sancı kalır. Ülkü bozguna uğrar, umut gitgide kırılır.

‘Kurtuldum!’ diye haykırmam, bu Handan Sarp romanından. Asit gibi yakıyor.
X