Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    ‘Hayat romanlardan daha tuhaf’

    İHSAN YILMAZ iyilmaz@hurriyet.com.tr
    10.11.2017 - 12:24 | Son Güncelleme:

    Selçuk Altun, “Ustalık romanım” dediği ‘Ardıç Ağacının Altında’da babalar ve oğulların ilişkilerine odaklanıyor. Kurgu ve gerçek karakterlerin iç içe geçtiği romanla ilgili Altun, “Gerçek ile kurmacanın düello edeceği bir roman yazmayı yıllardır planlıyordum. Kitabımın teması, ‘Hayat romanlardan daha tuhaf’tır” diyor.

    Selçuk Altun / Fotoğraf: Levent Kulu

    Kişisel sözlüğünüzde çok kullandığınız haliyle ‘küresel’ bir romanla okurunuzun karşısındasınız bu kez. İlgi alanlarınız ve ilişki ağınızı ustaca harmanlayarak romana dönüştürmüşsünüz. Çıkış noktanız neydi romana başlarken?
    Romanı ‘küresel’ bulmuşsan ne mutlu bana! Bu anlamlı övgü için teşekkür ederim. ‘Ardıç Ağacının Altında’yı yazarken daha çok eğlendim. Bitirdikten sonra okurken zaman zaman kendime aferin dediğim oldu. Roman şu anda İngilizceye çevriliyor, bakalım ona saygın bir yayıncı bulabilecek miyim ve yayımlanırsa nasıl bir tepki alacak?
    Kendim de yazmaya başlayalı beri, okuduğum romanların nicesini beğenmez olunca seçkin yazar, şair ve sanatçıların yaşam öykülerini okumaya koyuldum. Gözlemim şuydu, okuduklarım paralelinde romanlar yazsam editörler ‘Bu kadarı olmaz’ diye derhal reddederlerdi. Gerçek ile kurmacanın düello edeceği bir roman yazmayı yıllardır planlıyordum. Kitabımın teması, ‘Hayat romanlardan daha tuhaf’tır.

    Okurken, Sait Faik’in sözünü hatırlatırcasına “Yazmasam çıldıracaktım” dediğinizi duyar gibi oluyor insan. Ne dersiniz?
    ‘Ardıç Ağacının Altında’ya bu yılın başında başlamayı planlıyordum, arada okumanın keyfini sürdürecektim. Ama 15 Temmuz girişimi patlak verince kendimi tutamayıp yazmaya başladım. Böylelikle o trajikomik olaylara karşı sanki kendime terapi uyguluyordum. Yazma sürecinde iştahım giderek arttı. Yoksa ‘Yazmazsam çıldıracaktım’ kalıbının kişisi değilim. Ne zaman yazmaya otursam, okuyasım gelir; ben gerçek bir okuryazarım.

    ‘Ardıç Ağacının Altında’, ister istemez en azından isim olarak Hikmet Birand’ın ‘Alıç Ağacı ile Sohbetler’ini hatırlatıyor. Siz de romanda anmadan geçmiyorsunuz zaten. Ağaç ile sohbet, hesaplaşma, sizin için yazmanın metaforu diyebilir miyiz?
    Bu soru için teşekkür ederim. Prof. Hikmet Birand, rahmetli kayınvalidemin dayızadesi olurdu. Botanikçi Hikmet Bey’in denemeciliğini, deneme ustaları Doğan Hızlan ile Enis Batur her fırsatta överler. Unutulmaz yapıtı ‘Alıç Ağacı ile Sohbetler’, “Dikmen’in ardındaki Çal Dağı’nın doruğunda yaşlı bir alıç ağacı vardır” cümlesiyle açılır ve okuru sürükler götürür. ‘Ardıç’ ile ‘Alıç’ arasındaki kafiyeye dikkatini çekerim. O nedenle ardıç ağacının özelliklerini okurken şaşırdım, sanki bir Grek mitolojisi için kurgulanmıştı. Ardıç kuşu onun tohumlarını yiyip dışkısıyla toprağa bırakınca ardıç fidanının doğumu başlıyordu. Bir yalnız bitkiydi, şaman ağacıydı, gizemli ve hüzünlü bir görünüşü vardı. Ezcümle, ağaçların Yılmaz Güney’iydi. Demek ki, özgün bir roman karakteri olabilirdi. Anlatıcı ile Ardıç Ağacı’nın sohbeti benim için yazmanın metaforu mudur? İlginç bir gözlem, takdir senin.

    Kurgu kahramanlarınız kadar gerçek pek çok kişi de gerçek hikâyeleriyle giriyor romanınıza. Gerek edebiyat, gerek sanat dünyasından. Çoğunun da Türkiye ve İstanbul’la bir bağı var. Onları romanınıza dahil etmek istemenizin nedeni neydi?
    Romanın teması ‘Hayat romanlardan daha tuhaf’ ise ona renkli yaşamöykülerinden örnekler serpiştirmeliydim. İnandırıcılığı pekiştirmek için fotoğraflar da eklendi. İstanbul’un sahafları, antikacıları ve nice soylu ev Osmanlı’dan dolayı birer gizil hazinedir. Geçenlerde, Londra’daki sahaflardan birinin yolladığı katalogda, ‘1001 Gece Masalları’nın 1835 Arapça ilk baskısına 250 bin sterlin (1.3 milyar lira) değer biçilmişti. Eminim o baskıdan İstanbul’da, bir yerlerde kesinlikle vardır.

    Gerçek kişilerin gerçek hikâyelerini görünce insan kurmaca karakterler için de kim kimdir merakına kapılıyor. Bu hesapladığınız bir yapı mıydı?
    Hep romanın teması paralelinde hareket ettim, etmeliydim. Örneğin anlatıcının babasının dolandırıcılığına model olarak John LeCarre’nin (gerçek adı David Cornwell) babası Ronald Cornwell’i seçmiştim. Çevrede dolandırmadık adam kalmayınca, oğluna yaptığı eğitim masraflarını ondan faiziyle istiyordu. Adam Sisman’ın John LeCarre yaşamöyküsünü okurken o karakter beni çok şaşırtmıştı. Dünyanın en önemli kitap koleksiyonerlerinden ve Eşref Şefik’in oğlu Şefik Atabey’i tanırdım, o aileye dair anekdotları kendisinden dinlemiştim. Adnan Menderes’e dair anekdotu ise emekli çapkın ve yüz yaşına ilerleyen bir büyüğüm anlatmıştı.

    Selçuk Altun’un özel sözlüğü hazırlansa; ‘estet’, ‘bibliyoman’, ‘bibliyofil’, ‘serendipity’, ‘küresel’ gibi sözcükler ilk sırada gelir sanırım. Nedir onları sizin için bu kadar vazgeçilmez kılan?
    ‘Küresel’ sözcüğünü hak eden değerler için, cömertçe kullanırım. Örneğin Latif Demirci, Selçuk Demirel ve Semih Poroy’un küresel çizerler olduğunu düşünürüm ve bunu yinelemekten çekinmem. Kalan sözcükler de, haklısın; onlar benim entelektüel koordinatlarım sayılır. Kültür yaşamımızda bu kavramlar eksiktir, onlara sahip çıkmayı görev edindim sayılır. Edebiyatımızda o birikimde karakterlerin ıskalandığını düşünür, o eksikliği bir nebze gidermeye çalışırım.

    Ardıç Ağacı’nın yanı sıra romanda adı geçen kentler de neredeyse birer yan karakter. Tasvirlere bakılırsa yurtiçi ve yurtdışındaki o yerlere de gitmişsiniz.
    Doğrudur. Bir-iki paragrafa sığsa bile o bilgiler için adı geçen yerlere gitmezsem tedirgin olurum. Sonra o yolculuklar beni ekstra ilhamlarla ödüllendirir. Rahmetli babam 1960’larda Tirebolu kaymakamıydı, benim için bir rüya kentti. Aralıklarla iki kez daha gitmiştim. Nihayet elli yıl sonra yeniden gidip daha kapsamlı gezdim. Zaman tünelinde gelgitler yaptım, o yazdığım bölüm özellikle beğenildi.

    Siz galiba Patrick Modiano’nun tutkun okuru olmuşsunuz.
    Patrick Modiano’yu 2014 Edebiyat Nobel’ini aldıktan sonra izlemeye başladım, İngilizceye çevrilen 20’ye yakın yapıtını da okudum. Şiirsel ve öz yazar ve romanlarında gizem ve hüzne ince ayarını iyi verir. Bir yayınevi, o Nobel almadan iki kitabını Türkçeye çevirtmişti. Oysa en iyi kitapları henüz Türkçeye çevrilmedi. Modiano’nun dedesi Selanikli bir Musevi’ydi ve Osmanlı vatandaşıydı. Yayıncı olsam tüm eserlerinin yayın hakkını alırdım. Gençlik yıllarını anlattığı anı kitabı ‘Pedigree’ benim için bir başyapıttır.

    ARDIÇ AĞACININ ALTINDA ‘Hayat romanlardan daha tuhaf’
    Selçuk Altun 
    İş Bankası Kültür Yayınları, 2017
    276 sayfa, 14 TL.

    Etiketler: Kitapsanat
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı