"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Hayat eski usul devam etmekte

Bizim evde...

Hani ailenin tamamının bir araya geldiği... Kimsenin birbirinden ayrılmak istemediği...
Bitmek bilmeyen eski püskü aile mevzularının kırk yıl sonra gündeme getirilip aynı olaya bunca yıl sonra bile kâh gülünüp kâh ağlandığı... Çayların hiç durmadan demlendiği...
Küçüklerin Türk kahvesinin köpüğünü fincan fincan dağıtarak getirmeyi öğrendiği...
Kahve köpüksüz gelince; “Kızım çaktırmadan tükürüverseydin ya içine!” diye dalga geçildiği...
Kalabalıktan yatacak yer bulamadığın durumda bile olayın sorun edilmediği... Yer bulanın bulduğu yere kıvrılıp kaldığı... Arta kalanların bahçede sızdığını sabah erken kalkanın görüp “Ah vah...!” çektiği...
“Ayol keşke sen içeri girseydin, ben burada yatardım” repliklerinin nedense bir türlü kısa kesilemediği...
“Allah’ının aşkına bundan da ye” demekten kimsenin vazgeçemediği...
Israr etmeyenin ayıplandığı...
Çocukların kalabalıktan arada kaynadığı...
Mutfakta yemeklerin hiç durmadan pişirildiği... Pazar alışverişinin arabalar dolusu yapıldığı...
Ve yine de mutlaka en elzem malzemelerin unutulmasının günlerce alay konusu edildiği...
Evdeki trafikten bir türlü kapalı tutulamayan sinekliklerden içeri sızan sivrisineklerin sokmasından herkesin orasının burasının şişip devamlı kaşındığı...
Çocukların hiç susmadığı...
“Dur oğlum, bağırma kızım, yavaş olsana çocuuuuum!” demekten fenalık geçirildiği...
Kafaların kaldırmadığı noktada tatlı ekşi bir azarın atıldığı...
Buna bozulan büyüklerin bir geceliğine birbirine tavır alıp ertesi gün unuttuğu...
Kalabalığın verdiği sıcaklığın insanı kendi küçüklüğüne götürdüğü bir ortam var evimizde.
İşte bu ortam içinde, yazı yazamadıkça stres olan bir de ben varım iki arada bir derede.
Doya doya tatil yapmak isterken, “Yazı yazamıyorum eyvah!” derdi yaşamak istemesem de, yaşıyorum yine de. Ama hasretle beklenen bir ailenin çocukları olmanın tadına varmak hakkımız değil mi sizce de?
Şımartılmanın ne kadar güzel olduğunu anlatamam size.
Annem deli divane oldukça etrafımda gözlerim doluyor.
“Sen de büyüyünce iyi bir annane olacaksın Yonca” diye içimden bir ses kulağıma fısıldıyor.
Bitmek bilmeyen “Ben bu çocuklara yeterince iyi anne olamıyor muyum acaba?” sorusuna iyi bir cevap gibi geliyor.
Tesellim züğürtse de, olsun, iyi oluyor. Yonca hayatında ilk defa böylesine serserice, kaytarıyor.
Hayattan kaçmak...
Sorunların her birini umursamazca geride bırakmak... Sanırım arada bir hepimize ilaç gibi geliyor.
Yonca
“kaytarıkçı”

Hoş geldin Saygı bebek!

İlla akraba olmak gerekmiyor.
İlla her Allah’ın günü telefonda konuşmak, vıcık vıcık ilişki yaşamak da dostluk demek olamayabiliyor.
Bazen bir dost, bir akrabadan daha çok kandaş olabiliyor. Hepimizin hayatında vardır böyle bir “akrakardaş”. Bizim de var.
Müge Teyze ile Gökhan Amca. (ha ha ha ha!) Ve... Aslı ile Ayhan var... Aslı hamileydi.
Ayhan kızı gelecek diye resmen kendini yeniledi; kilo verdi, filinta bir adam haline geldi! (Helal olsun sana Ayhan!) Dört gözle beklediğimiz...
Kokusunu içimize çekeceğimiz gün için, hiç ses etmeden sabırla dua ettiğimiz kız bebeğimiz...
Bir ağustos sabahı...
(Yaşasın Aslan kadınları!)
Bir Aslan kadınına yakışır şekilde afilli bir sürpriz yapıp ailemize katıldı.
Hepimizi ağlayış kıyamet kaç türlü güzel duyguyla birbirimize sarılgan bıraktı. Hayatta en inandığım mucizelerden biri, bir bebeğin bu dünyaya gelişidir. Heyecanla beklediğimiz güzel bebeğimizin bu dünyaya sağlıkla gelmiş olması, benim için bu yazın en harika müjdesidir.
Aslı ve Ayhan... Aklımız da gönlümüz de, süt kokan sizlerdedir.
Yonca
“teyzekızı”

Siz hiç bir ağaca gönül verdiniz mi

Ben verdim.
Hem de bir tanesine değil binlercesine! Siz hiç bir zeytin ağacının altında, saatlerce dallarını seyrettiniz mi?
Minik zeytinlerine bakıp kısa hikâyler kurguladınız mı gölgesinde?
Ben kurguladım. Hem de her gün ve her gece. Son üç haftadır, her gece oturuyorum kendi zeytin ağacımın eteklerinde ve düşler kuruyorum saatlerce.
Ömrümü uzatsın bu ağaç ben ona dokunup kendime güç verdikçe.
Yaş günüm yaklaşıyor.
(En Aslan ben Aslan!)
-Kutlamak isteyenlerin 13 Ağustos’ta benim hatrıma, TEMA’ya meşe palamudu veya ÇYDD’ye bir çocuk okutmak için kendi adlarına bağış yapmalarını dilerim. Ve çok da ciddiyim bu dileğimde!-
Kafayı yiyecek gibi oluyorum sevinçten yaşadığım için şükrettikçe.
Hayatta... Bu hayatı yaşayabiliyor olmaktan daha güzel hiçbir şey olamaz. Bilginize!
Nefes alıyorum hâlâ... Her gün.
Ve çok seviyorum kendimi. Oh be!
Yonca
“delice”

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI