Hayat enerjisini emenler

* “Deeermişiim” sözcüğünü kullananlar yok olup gitti diye seviniyordum, şimdi insanı aynı oranda kaşıyan başka bir model çıktı: “Derken?”ciler.

Haberin Devamı

Mesela telefonunuz bozuldu, tamirciye gittiniz. Derdinizi anlattınız, “Bu telefonun power düğmesi çalışmıyor” dediniz. Cevap: “Çalışmıyor derken?” İşte: Derken! Derken?? Buna ne cevap verilir yahu?

“Başka bir şey demek değil, aynen söylediğim gibi.”

“Derken”ini de sen bulacaksın, o yüzden buradayım.”

Sizi bilmem ama bu derken lafı beni fena kilitliyor...

* Bakın size söyleyeyim, bence bayan lafı asla tedavülden kalkmayacak. Geçenlerde benim yaşadığıma benzer bir durumu Milliyet’ten Melis Alphan anlatmıştı;
“Kadın reyonu nerede?” diye sorduğunda “bayan reyonu” olarak düzeltilme ısrarını hani... Buyurun, bu da benim başıma gelen: Bir mağazada kadın pantolonları nerede diye soruyorum. O anda ısrarla “bayan” dememek için değil, öyle çıkıveriyor ağzımdan. Satış görevlisinin bana cevabı: Kadın derken?...

Söyleyin, nasıl bir karşılık verirsiniz buna?

“Valla bayağı memeli-popolu kadın.”

“Erkek olmayan.”

“Dişi.”

“Kadın işte, ‘derken’i yok, bildiğin kadın!” gibi cevaplar düşünürken ne sorduğumu anlıyor, “Ha, bayan modelleri mi?” diyor.

Evet canım, evet. Bayan modelleri.

Ooof of!

* Trafik polislerinin, araçların 80 km/s hızla gittiği bir yolun kenarında durup eliyle geç geç işareti yapması size de çok manasız gelmiyor mu Allah aşkına?

E, geçiyorum zaten? Yani o anda ani bir fren yapıp, geri vitese takıp, geldiğim yöne gitme ihtimalim filan mı var? Ya da el frenini çekmek suretiyle gösteri yapmak? Bu neyin “geç geç”i. O anda geçen araçların zaten geçmekten başka bir şey yapma şansı yok ki?

Bazen gerçekten trafik polislerinin uğraştığı “dert”leri anlamıyorum.

Geçenlerde Taksim’de trafik ışıklarında dururken, aracın içinde telefonla konuşuyorum. Kulaklığım takılı elbette. Yani kurallara aykırı bir durum yok ortada. Bir polis camımı tıklatıyor. “Bayan, cep telefonuyla konuşmak yasak...” Kulaklığımı gösteriyorum, “Bakın bu kulaklık kuralları ihlal etmeden telefonla konuşmaya yarıyor” diyorum, uyarısına şaşırıyorum. Saçmalığın devamı geliyor: Kablosunu tutuyorsunuz, o yasak!

Haydaaa... Kamera şakası mı bu? Ne diyeceğimi bilemiyorum, “Hadi size iyi günler memur bey” diyor, yoluma devam ediyorum...

Düşünsenize, Taksim trafiğinin en büyük sorunu benim kulaklığımın kablosunu tutarak telefonda konuşmam... Vay be!

* Taksici-dolmuşçu ve minibüsçülere birileri “Aracınıza TIR kornası taktırmanıza lüzum yoktur” demeli. Artık yollarda kulak tıkacıyla gezeceğim, yüreğime iniverecek bir gün yoksa. Her yerde, her zaman geçiş üstünlüğü onların olsun, şoförler frene basmak yerine direksiyonu üstünüze kırsın, bir de kulaklarını patlatsın...

Brüksel’deki gibi korna çalmak yasaklansa isabetli olurdu... Caddelerde “fara-firi-fara-firi” sesli kornasını öttürerek gezen, yol tıkayarak asker uğurlayan-şampiyonluk kutlaması yapanlar tarihe karışsa güzel olmaz mı? Ses kirliliğinin bitmesi bir kenara, o kutlama zamanlarında “Umarım bir yakınım şu anda kalp krizi geçirmez ve hastaneye yetiştirmek zorunda kalmayız” stresi de yaşamayız...

Haberin Devamı

Restoranlarda son trend!

Haberin Devamı

Artık restoranlarda yemeklerden saç çıkması out, kıl çıkması in! Erkek aşçıların çoğalmasıyla birlikte yeni rezillik trendi bu: Yemekten çıkan yusyuvarlak kıllar!
Bunu anlatırken bile midem bulanıyor ama son zamanlarda o kadar çok rastladım ve çevremden duydum ki artık yazmak farz oldu.

Artık aşçılar tüm vücutlarındaki kılları tıraş mı ederler, bütün vücudu sımsıkı saran lateks süperkahraman kostümü mü giyerler... Ben orasını bilmem.
Yeter ki artık kollarını sıvayıp, gömleklerinin düğmelerini açıp yemek pişirmesinler. Gömleklerinin kollarını kıvıracaksalar da onlara Dita Von Teese-Rita Hayworth açılımı öneriyorum: Dirseklere kadar eldiven giyecek, kapatacaksın o kolları.

Ayrıca o yusyuvarlak kılların sadece kol ve göğüslerinden düşüyor olduğunu varsayıyorum... Üçüncü ihtimal bana çok acayip şeyler düşündürüyor...

Yazarın Tüm Yazıları