"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Hayat da rüşvet de paylaşınca güzel

BAŞBAKAN’ın Türkiye’de özgür medyaya karşı en büyük savaşı başlatması, Almanya’daki Deniz Feneri davası dönemine denk geliyor.

Yandaş medya, o zaman da Deniz Feneri soygununu görmezden gelmiş ama bu mızrağın çuvala girmesine yetmemişti.
Başbakan Deniz Feneri soyguncularının teşhir edilmeleri üzerine çileden çıktı ve medyaya yönelik baskıları arttırdı. Gerisini biliyorsunuz; vergi sopası!
Başbakan o vakit niye sinirlenmişti diye çok düşünmeye gerek yok.
Çünkü Deniz Feneri soyguncuları ile yol arkadaşıydı, aralarındaki ilişkinin derinlik ve düzeyini tam olarak bilmemize elbette olanak yok.
Ama Kanal 7’nin kuruluşu, Zahid Akman’ın AKP kontenjanından RTÜK’ün başına gelmesi gibi olayları hatırlarsak ilişkilerini anlamlandırabiliyoruz.
Şimdi de sinirli.
Siniri iddia edildiği gibi “devlet içindeki cemaat çeteleşmesine” mi yönelik, yoksa yol arkadaşlarının yediği nanelerin ortaya çıkmasına mı derseniz, ikisine de diye yanıt veririm.
Elbette iktidarını paylaşmak istemiyor ama en az bunu istemediği kadar yenilen rüşvetlerin ortaya çıkmasını da istemiyor.
Çünkü bu işler bulaşıcıdır!
Bugün bana, yarın sana! Vaktinde durduramazsan, nerede duracağına artık karar veremezsin.
Mesela Siemens rüşvetçisi ile yemek yiyen bakanın adının açıklanmasını engellemek mümkün olmaz.
3M rüşvetini cebine indiren bakanı da koruyamazsın.
Seçim öncesinde özel uçakla İsviçre’ye gidip, oradan bir bavul dolusu dolarla dönen bakan da ortaya çıkar.
Velhasıl bütün kirli çamaşırlar ortaya çıkar.
Elbette böyle rüşvetler tek başına yenmez.
Nasıl tek başına mum ışığında yenecek bir akşam yemeğinin zevki çıkmazsa, tek başına rüşvet de yenmez.
Rüşvet de hayat gibi paylaşılınca güzeldir ki ileride başına bununla ilgili bir sorun çıkarsa tek başına kalmayasın! Rüşvetçiler bunu bilirler ve tedbirlerini buna göre alırlar.
Sanırım Başbakan’ın kızgınlığı biraz da bundan kaynaklanıyor.
Tam Köşk hesapları yapılırken, bütün çevrenin hapsi boylaması iyi olmaz tabii.

Bir bilmecem var çocuklar!

BAŞBAKAN ve bakanlar çok kızdılar, “Nasıl olur da bize haber verilmeden bu operasyon yapılır” diye.
Haberleri olsaydı engelleyeceklerdi tabii, haberdar edilmemelerine kızmalarının nedeni bu.
Nitekim “emniyete yuvalanmış çeteyi temizlemek için” düğmeye basmakta da gecikmediler.
Türkiye’nin değişik köşelerinde, çok sayıda polis yöneticisinin görevi değiştirildi, pasifize edildiler.
Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum, görev yerleri değiştirilerek pasifize edilen polis yöneticilerinin hemen hepsi AKP’li belediyelerin işbaşında olduğu kentlerde görev yapıyordu.
Neden acaba?

Yalanlar bu pisliğin üzerini örtmez

HALK Bankası Genel Müdürü’nün evinde yapılan aramanın görüntülerini Hürri-yet’in internet sitesinde izledim.
Deste deste Euro’lar, dolarlar, Türk Liraları...
Belki başka ülkelerin paralarından da vardır ama arama yapan polis ekibinin kamerasına takılanlar bunlar.
Paket paket Euro’lar. 500 Euro’luk bir deste 50 bin Euro eder. Ekrana yansıyan paketlerin her birinin içinde de on deste var, demek ki her pakette 500 bin Euro olmalı.
Neredeyse açılan her çekmeceden, bulunan her kutudan deste deste para çıkıyor.
Yandaş medya bunların hiçbirini görmemiş.
Ne ayakkabı kutularından çıkan paralardan söz ediliyor, ne rüşvet alan bakanlardan ne de rüşvete aracılık yapan bakan çocuklarının evlerindeki para kasalarından.
Akılları sıra bir karartma uygulayarak vatandaşı kandırabileceklerini, Türkiye tarihinin önemli rüşvet skandallarından birini örtbas edebileceklerini zannediyorlar.
Olan biteni anlatmak yerine “kirli senaryolardan” dem vuruyorlar.
Bakın genel müdürün evinden çıkan deste deste paralardan söz etmeyen Sabah gazetesi ne diyor?
“Operasyonla Türk ekonomisinin uluslararası politikasında kritik rol oynayan Halkbank üzerinden devlet sırlarını ele geçirmenin amaçlandığı ifade ediliyor.”
Sonra da savcılara sopa sallanıyor: “Sırlar sızdırılırsa, operasyonu yapanların suç işlemiş olacağı ve uluslararası casusluk suçlaması ile karşı karşıya kalacağı belirtiliyor.”
Belli ki Türk halkının aptal olduğuna, olup bitenin farkına varamayacağına yönelik kesin bir inançları var.
Zorladıkça zorluyorlar ama nafile bir çaba içindeler. Herkesin bildiği bir gerçek artık su yüzüne çıktı, istediğiniz yalanı uydurun bunu örtemezsiniz.

X