Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Hayaletlerinin peşindeki coğrafya Balkanlar

    Sevin Turan
    25 Mayıs 2010 - 17:53Son Güncelleme : 25 Mayıs 2010 - 17:53

    Demir Perde’nin yıkılmasından bu yana istikrara kavuşma çabaları süren Balkanlar, hayaletlerinin esiri olmaya devam ediyor. Balkanlar’da 1980’de hayatını kaybeden eski Yugoslavya lideri Josip Broz Tito hala hayranlıkla anılırken, Slobodan Miloseviç ise korkunun simgesi olmayı sürdürüyor.

    Prontotour tarafından düzenlenen dört günlük bir geziyle Kosova ve Makedonya’ya giden gazeteciler de, bu iki hayaletin izini çıplak gözle görebildi. Her yerde Tito’nun izleri var… Tito, Sırp asıllı bir Hırvat ancak efsaneler ve söylentiler Müslümanlar tarafından da benimsenmesini sağlamış.

     

    Bize Tito’nun bölgedeki rolünü anlatan rehberimiz Seyfettin Kurtiş. Makedonya asıllı bir Türk. 1960’larda Makedonya’nın Gostivar şehrinde doğmuş, 1987’de de Türkiye’ye gelmiş ve yerleşmiş ama mesleği gereği zamanının yarısından fazlasını hala bölgede geçiriyor.

     

    Kurtiş, “Tito’nun dehası” olarak tanımladığı bir sistem sayesinde Bosna Hersek, Hırvatistan, Makedonya, Karadağ, Slovenya ve Sırbistan ile Sırbistan’a bağlı iki özerk bölge olan Voyvodina ve Kosova’yı içinde barındıran ve 1992’de dağıldığında çok büyük savaşlara sahne olan Yugoslavya’nın neredeyse 50 yıl boyunca sessiz sakin, uyum içinde yaşadığını söylüyor.

     

    Tito’nun kurduğu sistemde Yugoslavya içindeki her cumhuriyetin belli bir ekonomik faaliyetle uğraşmasına izin verilmiş. Oluşan refah seviyesi nedeniyle çok zengin olmasalar bile sağlık, eğitim ve altyapı hizmetlerinin kalitesi sayesinde gayet düzgün yaşıyorlarmış. Bu “altın çağ” o dönemleri görmeyen gençlerin bile hala dilinde.

     

    HERKESE SAYGILI, EŞİTLİK SİSTEMİ

    Bölgede birçok insan Tito düzeninin “tam eşitlik sistemi” olduğunu düşünüyor. “Parti komünistti ama ülke sosyalistti” diyen Kurtiş, orduda domuz eti yemeyenler için ayrı kazanlarda pişen yemekleri, birbirine karışan kilise çanı ve ezan seslerini hafif bir nostalji duygusuyla anlatıyor.

     

    Ama bir yandan da dağılan Yugoslavya’dan geriye kalan cumhuriyetlerin en geri kalmış olanlarının Müslüman nüfusun yoğunlukta olduğu yerler olduğunu hatırlatıyor.

     

    “Peki madem bu kadar mutlu mesuttu beraberliğiniz, neden ayrıldınız?” diye sormadan edemiyor insan. Kurtiş, bu soruya, “Bizi din değil milliyetçilik böldü” yanıtını veriyor. Bu milliyetçilik dalgalarını körükleyenlerin kim olduğunu konusunda da gözler bir anda Almanya ve Fransa’ya dönüyor.

     

    Gerçekten de hem Kosova’da hem de Makedonya’da milliyetçilik çok kuvvetli ve görülebilir bir halde. İnsanların günlük konuşmaları, sokaklardaki bayraklar, yol kenarlarındaki şehitlikler bu durumun en belirgin kanıtları.

     

    DÜŞMANLAR FARKLILAŞIYOR

    Kurtiş’in dediği gibi milliyetçiliğin ayrıştırdığı bölgede, ortak özellik olarak tarihsel düşmanlık ve korkuların etkisini hala sürdürüyor olması.

     

    Örneğin Kosova’da en büyük düşman hala Sırplar. Slobodan Miloşeviç’in Sırpların “Diriliş Günü” olarak kutladıkları ve Kosova Meydan muharebesinin de 600’üncü yıldönümü olan 15 Haziran 1989’da yaptığı “550 yıl ezildik ama bugünden sonra bu topraklarda Sırp hakimiyeti bitmeyecek” konuşmasının yankısı hala Kosova sokaklarında duyulabiliyor.

     

    Kosova ve Bosna’da yaşanan katliamlardaki rolü dolayısıyla bugün “Sırp Kasabı” olarak tanınan ve Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde yargılanan Miloşeviç, o dönemde Sırp Komünist Partisi’nin üst düzey bir yetkilisiydi.

     

    Miloşeviç, bu konuşmayla Kosova ve Voyvodina’da bir “bürokrasi karşıtı devrim” başlatıp, bu bölgeleri Sırbistan’a bağlamış, Kosova’da yaşayan Sırpları Arnavutların baskısından korumak gerekçesiyle Müslümanlar üzerinde çok sert bir yönetim uygulamaya başlamıştı.

     

    Yol kenarlarında sürekli olarak 2001 yılındaki savaşta hayatını kaybeden Kosova Kurtuluş Ordusu, yani kısaca UÇK milisleri için hazırlanan bayraklarla, çiçeklerle donanmış şehitliklerle karşılaşmak da mümkün.

     

    Makedonya milliyetçiliği ise genellikle Yunanistan’la ilişkiler üzerinden yürüyor. Yunanistan’da bulunan Makedonya isimli bölge yüzünden Atina hükümetinin (ve dünyanın neredeyse tamamının) bu ülkeyi “Makedonya” değil “Eski Yugoslavya Makedonya Cumhuriyeti” olarak tanıması önemli bir sorun.

     

    KİMLİK KAVGASI

    Her iki ülkenin bir diğer ortak noktasını da uluslararası alandaki kimlik mücadeleleri oluşturuyor. Makedonların ülkelerinin adı için verdiği mücadele devam ederken, Kosova ise kendisini dünyaya tanıtma derdinde.

     

    Şubat 2008’de bağımsızlığını ilan eden Kosova’yı tanıyan kadar tanımayan da çok sayıda ülke var. ABD, Kosova Cumhuriyeti’ni tek taraflı olarak ilan edildiğinde resmen tanıyan ve meşruiyet kazandıran ilk büyük Batılı devlet olma özelliğine sahip.

     

    Bu nedenle de sayıları zaten az olan Kosova Cumhuriyeti bayraklarına genellikle ABD bayrakları eşlik ediyor. Ancak daha çok dikkat çeken ise halkın hala kırmızı zemin üzerine siyah çift başlı kartal sembolünü taşıyan “Büyük Arnavutluk” bayrağını kullanıyor olması.

     

    Bu arada Kosovalılar ABD’yi sevseler de, Avrupalılar da onları yalnız bırakmıyor. Özellikle kırsal kesimde sürekli olarak Avrupa Birliği (AB) ülkelerine ait askeri kışlalar bulunuyor ve askeri helikopterler sürekli devriye turları atıyor.

     

    AB aidiyeti ise Makedonya’da daha çok ön plana çıkıyor. AB’den aday ülke statüsü kazanan Makedonya, müzakerelere başlamaya hazırlanıyor ve Schengen bölgesi içinde vize muafiyetini elinde bulunduruyor. Dahası resmi işsizlik oranı yüzde 40 olan ekonominin devamlılığı da Almanya ve Fransa’dan gelen yardımlara, Hollanda gibi ülkelerden gelen turistlere turizme ve Türkiye’den gelen yatırımlara bağlı.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı