Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hay sizin gündeminize be!

<B>GEÇEN </B>gün şehirlerarası otobüs yolculuğu için koltuktaki yerimi aldım.<br><br>12 saat 30 dakika sürüyor bu yolculuk. Param olsa otobüs yerine uçağa biner, aynı sürede New York'a giderdim.

Neden uçağa binmediğim sorusunu durmadan soruyor Ertuğrul Özkök bana.

Ben de ona hep aynı cevabı veriyorum; o da bunu maaş artış talebi yolunda bir polemik başlatma girişimim olarak yorumluyor.

Bu diyalogdan yorulduğum için ben de artık ona haber vermeden seyahat yapıyorum.

***

Oturdum koltuğuma ve otobüs hareket eder etmez bende tüm zamanların en büyük gazı başladı.

Bu vücudumda kaldığı takdirde eski zamanlarda olacağına inanılan şey olacak ve büyük ihtimalle kafam infilak edecekti.

İlk molaya da üç buçuk saat var.

Küçük burjuvalar bir insanı göz kırpmadan öldürebilirler. Ama es kaza o insanı öldürmekten vazgeçtikleri takdirde, kendisini herhangi bir surette rahatsız edecek bir harekette bulunmaları mümkün değildir.

Rahatsızlık verme bir diyalog biçimidir. Küçük burjuvalar fazla samimiyetten hoşlanmazlar. Öldürme ise kolaydır onlar için; çünkü bir diyaloğu sona erdirmenin en kestirme yolu da budur.

Otobüsteki her insanı tek tek öldürebilirdim, ama gaz çıkararak onları rahatsız etmektense içe doğru patlayıp yok olurdum daha iyi.

***

Ben böyle düşünüyordum, ancak galiba otobüste de benden başka küçük burjuva yoktu.

Çünkü ışıklar söndükten sonra burnuma pis kokular gelmeye başladı. Ve üstelik bu şüpheli bir koku da değildi, gerçek anlamda pis bir kokuydu.

Eğer insan gaz çıkarma konusunda kararlıysa, saatte 90 kilometre hızla giden bir otobüste ışıkların sönmesini neden bekler ki, bunu anlamak mümkün değil.

Size bir şey söyleyeyim mi; bence otobüslerde her koltuğun tepesine yangın alarmına benzer bir gaz alarmı konulmalı.

O koltukta oturan kişi, gizli eylemde bulunduğu anda gaz alarmı son kuvvetle çalmalı, hatta neon ışıklı oklar o kişiyi göstererek ‘‘hain burada’’ diye bağırmalı.

Ama tabii gerçekler hiçbir zaman ideallerle çakışmıyor ve bu mekanizma kurulmadığı için de suçluyu tespit etmek mümkün değil.

Ben tepedeki havalandırma düğmesine bastım ve ağzımı oraya yaklaştırarak kendi kendime suni teneffüs yaptım.

Bu hareketim umarım suçlu veya suçluları utandırmıştır. Utandılarsa da hiç ses etmediler, onun için sonucu bilmiyorum.

***

Ben yine de kendimi tuttum, kitlelere uymadım. Patlamayı da artık istiyordum açıkçası; çünkü ölüm çekmekte olduğum zulümden daha kötü bir şey olamazdı.

İşte tam o anda Montaigne'i hatırladım.

Bu büyük filozof da benim gibi gaz meselesine takmış, bu konuda birçok yazı yazmıştı.

İddiasına göre, istediği anda istenilen uzunlukta yellenebilecek bir insanla da tanışmıştı.

Ve hatta gaz çıkarmaya başlayıp da tam 40 yıl, evet 40 yıl hiç duramayan ve sonunda bu nedenle de ölen bir adamın hikáyesini anlatmışlardı ona.

Bunu hatırlayınca bu sefer de mola yerine varmamayı istemeye başladım. Ben de durmayı başaramadığım takdirde işler çok daha dramatik olacaktı ve bir gecede bu kadar fazla dramatik olay da yeterdi yani!

Ve en sonra da şunu düşündüm. Montaigne bunları yazıp durdu, insanlar ona büyük filozof dedi; ben şimdi bunu yazdım, herkes yarın bana kızacak, bu ne biçim yazı diye söylenecek.

E mail'ler çekilecek, fikir bildirilecek. Ve hatta ölümle bile tehdit edenler çıkacak.

Sonunda karar verdim ki hayat son derece adaletsiz.

(Yarın: Montaigne'in penis hakkındaki düşünceleri. Ve o yazının sonunda Türk toplumuyla benim bir hesaplaşma girişimi ön denemem.)
X