Havana yolcularına 30 öneri

Hürriyet Haber
01 Ekim 2012 - 00:00Son Güncelleme : 01 Ekim 2012 - 09:49

Karayipler’in sezonu başlıyor. Castro hayattayken Küba’nın başkentini mi görmek istiyorsunuz? Okyanus aşıp, Türkiye’den kuşuçumu 10 bin kilometre uzaktaki adaya gittiğinizde bu geziden güzel anılarla ayrılmak için önceden hazırlık yapmanızda yarar var. Tuba Köseoğlu Okçu gitti, önerilerini yazdı.

YAŞAMA SEVİNCİ AMBARGO TANIMIYOR

José Marti Havalimanı’ndan çıkıp, bizi Havana’daki otelimize götürecek otobüse ilerlerken, “Castro hayattayken Küba’yı mutlaka görün” tavsiyesi kulaklarımda çınlıyor. Yıllardır adaya uygulanan ABD ambargosunun etkileriyle karşılaşmayı beklerken, ilk adımımda gayet modern bir otobüs çıkıyor karşıma. Endişeleniyorum. Yoksa çok mu geç kaldım, “normal”leşti mi Küba? Kente yaklaşırken, görüntü değişiyor: Karanlığa gömülmüş bir şehir beliriyor önümüzde. Evet, Küba denince halen ilk hissettiğim “hüzün”, ama saygı uyandıran türden. Acımasız ambargonun, Sovyetler’in çökmesiyle gelen ortada kalmışlığın, yoksulluğun öğüttüğü ideallerin getirdiği hüzün başta Havana olmak üzere tüm ülkeyi kaplamış. Enerji sıkıntısı, gecelerin karanlığı değil hüznü yoğunlaştıran: Rengarenk kıyafetlerle, sambayla, her daim gülümseyen halkıyla, sömürge dönemine ait gösterişli binalarıyla, devrim sloganları ve resimleriyle, gündüzlerde bile gizlenmiş bir hüzün var bu topraklarda. Buna rağmen, inatla ve inançla her şehir, semt, sokakta karşınıza çıkan “hasta la victoria siempre / zafere kadar daima” sloganı, daha da güçlü anlamlar yükleniyor gördüğünüz ve öğrendiğiniz her yeni bilgiyle... Başta Havana olmak üzere, Küba, bitmek üzere olan bir dönemin, çok da öngörülemeyen bir geleceğin, herşeyden önce bitmek bilmez bir yaşama sevincinin capcanlı sahnesi olarak meraklı gezginleri ağırlıyor.    

KREDİ KARTINA GÜVENMEYİN YANINIZA EURO ALIN

* Seyahat öncesinde birkaç aylık okuma süreci ülkenin kültürünü, geçmişini kavramanıza, bugünle karşılaştırmanıza yardımcı olacaktır. Adaya ilk ayak basanlardan rahip Bartolomeo de las Casas’ın “Yerlilerin Gözyaşları,” Eduardo Galeano’nun “Latin Amerika’nın Kesik Damarları,” ve Türkçesi 1968’de yayımlanan “Jean Paul Sartre Küba’yı Anlatıyor” isimli kitapları öneririm.
* Adanın iklim yarı tropik. Kış sıcaklık ortalaması bile 23 derece. Ekimden mayısa seyahat için ideal dönem. Yanınıza mutlaka ince kıyafetler alın.
* Bavulunuza bol bol tükenmez kalem, küçük sabun, diş macunu, şampuan koyun. Çevrenizi saranlara verdiğinizde verdiğinizde çoğu zaman bahşişden bile çok makbule geçiyor.
* Küba ucuz bir ülke. Konaklama ve ulaşım hariç, bol bol harcama yapsanız bile, kişi başı bir haftalık harcamanız 250 Euro’yu geçmiyor.
* Kredi kartı oteller ve lüks restoranlar dışında hiçbir yerde geçmiyor, o yüzden yanınızda nakit bulundurmanızda fayda var. ATM ağı da neredeyse hiç yok. Dolar bozdurmak çok zor, komisyon kesiliyor. Euro ile gitmek en iyisi. Pariteyi devlet belirlediği için kur her yerde aynı.
* Turistlere CUC (convertible peso) adlı halkın kullandığından farklı bir para birimi veriliyor. CUC, dolarla eş değerde ve halkın 16 pesosuna denk. Yarım CUC bahşiş bile, sevinç nedeni oluyor.
* Cep telefonları çok zor çalışıyor, blackberry gibi cihazlar hiç çalışmıyor.
* Sokaklarda etnik giysili, purolu kişiler göreceksiniz. Turistlerle fotoğraf çektirip para kazanıyorlar. Bahşişi ihmal etmeyin.
* Küba mutfağı pek parlak değil, tam Karayip mutfağı örneği. Ama yine de ikinci günün sonunda insan alışıyor: haşlanmış pirinç, kara fasulye ve et ya da balık... Sokaklarda domuz etli sandviçler satılıyor, Küba’nın kokoreçi sayılıyor bu mönü.
* Tablo alırsanız arkasına mühür bastırın, diğer sanat eserlerinin belgesini talep edin, yoksa havalimanında el konuyor.
* Puronun fabrika ya da atölyelerden taze sarılmışını alın. Sokaktakilere rağbet etmeyin; belgesi yoksa 20’den fazlasını yurtdışına çıkarmak yasak.
* Sokak, meydan, restoranlarda çalan gruplar CD’lerini satıyor. CD’lerini dolaştırdıkları küçük kutuya hiç değilse 1-2 CUC atın.
* Şehirlerarası ulaşım sadece turistler için kolay. Halk kamyonları kullanıyor. Turla gitmediyseniz otomobil kiralayın ya da araçlı rehber tutun. Yollar geniş, düzgün fakat araç çok az. Otostop mümkün değil.
* Çok güvenli bir ülke. Taşrada evlerin kapısı açık. Hırsızlık ve kapkaçtan korkmayın.
* Mutlaka tatmanız gereken içecekler: Daiquiri, Canchanchara, Cuba Libre ve tabii ki Mohito.
* Gündüz şapkasız gezmek zor. Yerel hasır şapkaları takarken dikkat: Kadında kenerların düz olması, erkeklerde kıvrılması gerekiyor.
* Şehirlerarası otoyolların konaklama tesislerinde kahve için mutlaka; yanında şeker yerine şeker kamışı getiriyorlar, bizdeki küp şeker kıtlamak gibi onu emiyorsunuz kahveyi içtikten sonra, değişik bir deneyim. Odun gibi şeker kamışını ezip, suyunu çıkarıyorlar. Tadmaya değer.

COCO TAXI’YLE TURA ÇIKMADAN, PLAZA DE LA CATEDRAL’E UĞRAMADAN HAVANA’YI GÖRMÜŞ SAYILMAZSINIZ

* Otel tercihinizi NH Parque Central’dan yana yaparsanız pişman olmazsınız. Merkezi ve konforlu. Devrim öncesinin sosyete merkezi Hotel Nacional güzel bir yapı, fakat merkeze uzak. Yine de terasında mohito içmek için gitmeye değer.
* Güzel Sanatlar Müzesi’ni ve tam karşısındaki Devrim Müzesi’ni mutlaka ziyaret edin. İlki sömürge döneminden günümüze geniş bir resim koleksiyonuna sahip. Diğerinde fotoğraf ve belgelerle devrim anlatılıyor. Devrim Müzesi’ni gezdikten sonra tam karşısındaki Angel Custodio Katedrali’ne girin, arka kapısından çıktığınızda çok otantik bir mahalle göreceksiniz. Ortada turist yok, sokaklarında müzik ve çocuk sesleri duyuluyor.
* Plaza de la Catedral, şehrin en keyifli merkezlerinden. Etraf falcı, sokak müzisyeni, kafe, restoran dolu. Görmeden Havana’yı gezilmiş sayılmazsınız. Bu meydanın hemen yanındaki sokakta Ernest Hemingway’in çok sık gittiği bar var: La Bodeguita del Medio. Küçük meydanlardan Plaza Vieja’da kendi birasını yapan Taberna de la Muralla’ya yemek için olmasa bile, bira tadımı ve çevre gözlemi için gitmeye değer.
* Vali Guiseppe Garibaldi’nin malikanesi sömürge dönemini anlatan müze. Önündeki sahafta İngilizce güzel kitaplar bulabilirsiniz.
* Plaza de San Francisco de Asis’e de uğrayın, meydanın çevresindeki sömürge döneminden kalma rengarenk binaları görmeye değer.
* Hemingway’in 30 yıl yaşadığı ev şehre karayoluyla 20 dakika uzakta. Müzenin bahçesi ev kadar etkileyici. Evin çok yakınında Cojimar isimli küçük bir balıkçı kasabası bulunuyor. Yazarın sık sık gittiği kafe La Terraza’da “İhtiyar Balıkçı ve Deniz” romanına esin kaynağı olan yaşlı balıkçı Don Gregorio’nun fotoğrafını göreceksiniz. Balıkçının ismini taşıyan mavi kokteyli içip dingin denizi seyredin.
* Havana’nın Miramar semtinde geçmişte zenginler yaşarmış. Buradaki Emilano Zapata Parkı’na gidin. Köke dönüşen dallarıyla ünlü ficus türü ağacı görün. Hayret edeceksiniz.
* Çift kişilik, yanları açık Coco Taxi’lerle şehir turuna çıkın. Castro’nun kimi zaman 3-4 saatlik nutuklar attığı Devrim Meydanı’na uğrayın. Che’nin devasa portresiyle fotoğraf çektirin.
* Liman yakınında, Malecon isimli ambarda sanat eserleri ve hediyelikler satılıyor. Alışveriş için doğru adres.
* Havana Üniversitesi’nin yakınlarındaki dondurmacı La Coppelia’nın turistler ve halk için iki ayrı girişi var. Halk tarafından girip çevreyi gözleyin, dondurmaları tadın.
* Liman yolunda özgürlük savaşçısı dünya liderlerinin arasında Atatürk’ün büstü de yer alıyor.
* Turistik olmayan eğlence yeri arıyorsanız El Gato Tuerto’yu tercih edebilirsiniz. Tüm taksiler kulübün yerini biliyor. Her gece iki ayrı grup sahneye çıkıyor.
* Küba’nın tavuk yemekleri meşhur. Miramar semtindeki El Aljibe, yerel mutfağa alışmakta zorlananların bile doyabileceği bir restoran. Panoramik manzaralı La Divina Pastora da tercih edilebilir. Deniz ürünleri, özellikle ıstakoz meraklılarına, tarihi bölgenin dışındaki Paladar Vistamar’ı tavsiye ederim. Aslında Küba’da ıstakoz satışı yasak. Fakat burada mönüye yazılmasa da sipariş ettiğinizde hemen geliyor. Gündüz gidin, deniz manzarasını da doyasıya seyredin.

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı