Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Havada “risk ve tehlike”

THY’de toplu sözleşme 18 ay gecikiyor. THY yönetimi toplu sözleşme yetkisine sahip Hava-İş ile bir türlü masaya oturmuyor.

Ne tesadüf, toplu sözleşme görüşmeleri ertelendiği günlerde Meclis’te çok ilgisiz bir yasanın kuyruğuna takılan bir madde ile hava iş kolunda grev yasağı getiriliyor.

Grev yasağı Meclis’te 3 Haziran’da kabul ediliyor. Sürate bakın, Abdullah Gül sektirmiyor, ertesi gün 4 Haziran’da grev yasağı öngören yasayı onaylıyor. THY çalışanları yasayı protesto ediyor, THY yönetimi 305 çalışanını işten çıkartıyor.

Hava-İş 1962’de kuruluyor. O tarihten bu yana hava iş kolunda toplu sözleşme yetkisine sahip tek sendika. 1962-2012, elli yılda Hava-İş sadece beş kez grev kararı alıyor. Altıncısı bir gün süren, son işi yavaşlatma girişimi.

HEP TERSİ

2010 Anayasa referandumu, hani şu “yetmez ama, evet” diyenleri, anayasa değişikliğini anlamakta zorlananları yaya bırakan referandum, her geçen gün herkesin kafasına dank ediyor. Ama, iş işten geçmiş.

Referandumda hangi maddeye evet denilmişse, o madde geçersiz hale geliyor, tersi uygulanıyor.

Referandum demokratik bir hakkı geri veriyor. Eski anayasada yer alan grev yasağını kaldırıyor, her iş koluna grev hakkı getiriyor. “Helal olsun, demokratik bir adım” derken, bir buçuk yıl sonra, Meclis’te hooop, güüüm, referandumda halkın onay, iktidarın söz verdiği durumun tam tersine, gel bakalım grev yasağı. İlk uygulama hava iş kolunda. Gerisi gelirse, kimse şaşmasın.

TAZMİNATSIZ ÇIKARMA

Bu karara protesto gecikmiyor, ancak faturası acı oluyor.

THY 305 kişiyi işten çıkartıyor. Hava-İş yetkililerinin verdiği bilgiye göre, işten çıkarmalar elli bin kişi etkiliyor. Üstelik, çıkarma tazminatsız. Bu ülkede adalet varsa, nasıl olsa, yargıdan dönecek keyfi bir tutum.

Hava-İş’in açıklamasında bir cümle çok dikkat çekici:

“Hukuka aykırı çıkarma sonucunda, THY çalışanlarının iş motivasyonu bozulmuştur. Yaşanan baskılar sonucu uçuş vaziyetini risk altına sokan tehlikeli bir ortam oluşmuştur.”

Uyarı çok ciddi. Kim umursar, kim dikkat eder, bu ortamı kaldırmak amacıyla kim kolları sıvar, bilemem. “Risk, tehlike” gibi kavramlar, hele de havada, hafife alınacak gibi değil.

Hava-İş uyarıyor. THY hayati sınavla karşı karşıya. Gerisi THY yönetiminin bileceği iş.

Bayraktar ve Eroğlu, Pina’da yok

ÖNCE yangın çıkıyor, koruma altındaki Pina Yarımadası’nda 238 hektarlık alan 2007’de kül oluyor.

Yangından bir yıl sonra Çevre ve Orman Bakanlığı MNG Holding’e turizm teşvik yasası çerçevesinde Pina’da 250 dönüm ormanlık araziyi 49 yıllığına tahsis ediyor. Aynı yıl MNG’ye bağlı inşaat firması “bir yangının külünü yeniden yakıp geçiyor”, koruma altındaki yarım adaya otel dikmeye başlıyor. Ayrıca, otele iskele kurmak için, beş dönümlük araziyi kaçak olarak dolduruyor. Kültür Bakanlığı dahil, tepkiler büyük. Firmaya ceza kesiliyor, dolguyu kaldırması için bir yıl süre tanınıyor. Arada inşaat firması değişiyor. Ne kaldırılacak denilen dolgu kalkıyor, ne inşaat duruyor, ne ağaçlandırma yapılıyor. Otel yakında hizmete açılacak.

İnşaat görevlileri dolguyu kaldıracaklarını, bölgeyi ağaçlandıracaklarını söylüyor. Dört yıldır kalkmamış, şimdi kalkacak.

Su ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu ile Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’a soruyorum:

Dolgu dört yıldır neden kaldırılmadı? Otelin inşaatı neden devam etti? Ormanlar ve yeşil alanlar daha ne kadar inşaatlara açılacak? Resmi kararlara terslik ortada iken, neden ilgilenmiyorsunuz?”

Gelin, yıldan yıla betonlaşan Bodrum’un halini bir de siz görün. Hiç siyaset ve iktidar hamaseti katmadan.

Dördüncüde Öcalan serbest

NE paketmiş ama. Üçüncü paket deniyor, üçüncü katiller serbest kalıyor. Sabırsızlıkla bekliyorum, dördüncüde Öcalan serbest kalırsa, şaşmam.

Yedi genç insanı telle boğarak öldürmüşler, en az on bir yıl daha hapis yatmaları gerek, üçüncü yargı paketine gece yarısı eklenen madde ile serbest kalıyorlar.

Bekleyin, diğer katiller de bugün yarın hapisten çıkacak.

Paketle filan ilgisi yok, açıkça örtülü af ilanı. Her fırsatta Rahşan Affı diyerek, 1999’daki affı eleştiren ve hiç bir zaman af ilan etmeyeceklerini açıklayan bunlar değil miydi?

Bir yanda yıllarca hapse mahkum katiller özgür, öte yanda daha haklarında mahkumiyet kararı bile olmayan gazeteciler, bilim adamları, askerler yıllardır  hapiste.

Ceza Yasası, Ceza Muhakemeleri Yasası ile İnfaz Yasası birleşiyor ortaya  kördüğüm çıkıyor. Öyle karmaşa ki, bir mahkeme paketi öyle yorumluyor ve serbest bırakıyor, diğer mahkeme aynı paketi şöyle yorumluyor ve kimse özgürlüğüne kavuşamıyor.

Yarın, bir gün sadece Türkiye’de değil, dünyadaki hukuk fakültelerinde de okutulacak, tarihe geçecek adaletten örnekler.

X