Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hava sahasından AB klasiğine

<B>HAVA</B> sahasını kapatıyor Avusturya. Buna karşılılık, hava sahasını Türkiye açıyor.

Hava sahası olayında bu farklı tutum, Lüksemburg’da Avusturya’nın Türkiye’ye direnmesinde ciddi rol oynuyor. Bir hayal kırıklığı mı, bir rövanş mı?..

Yıl 1999. NATO, Yugoslavya’yı bombalamak istiyor. NATO uçaklarının geçmesi için, kullanacağı hava sahası Avusturya. Ama, Viyana buna izin vermiyor.

NATO uçaklarının geçişi için, bu kez gözler Ankara’ya çevriliyor. NATO’ya bu izni Ankara veriyor.

Viyana, Ankara’ya çok bozuluyor. Hatta, bunu Türkiye’ye iletiyor. Resmi görüşmelerin birinde, konu masaya geldiğinde, Türkiye ‘izin vermeseydik, iyi olurdu’ gibi, Viyana’nın gönlünü alan cümleler söylüyor.

Şimdi kulislerde dolaşan iddiaya göre, çok geride kalmış ve hiç ilgisi olmayan bu konuya bağlı olarak, Viyana, eline geçen bir fırsatta, Türkiye’nin burnunu sürtmek istiyor.

Bana gerçekçi gelmiyor. Ancak, Avusturya’nın can siperane biçimde kendini ortalığa atmasındaki etkenlerden biri de bu olabilir, yorumlarını görüyorum.

HEP AYNI MANZARA

Türkiye-AB ilişkilerinin tarihi, karı-koca kavgasını andırıyor. Ne karı, ne koca diğerinden vazgeçmiyor. Ama, birbirlerini tırmalamak hiç eksik değil.

1997’de yine Lüksemburg’da kapılar suratımıza kapatılmıyor mu?..

1999’da Helsinki’ye davet yine son anda yapılmıyor mu?.. O tarihte Başbakan Ecevit Helsinki’ye son anda gitmiyor mu?.. Tam, ipler koptu, denildiği anda.

2002’de Kopenhag’da görüşmelere geçilebilir, ama önce Kopenhag kriterleri, diye tutturan ve yine son anda kapıdan geçen biz değil miyiz?..

17 Aralık 2004’te Brüksel’de çıkan anlaşmazlıkta, Başbakan Erdoğan ve beraberindekilerin odayı tam terk edecekleri sırada, devreye Schröder ile Blair’in girmesiyle çözülmüyor mu?..

Kabus gibi başlayan 3 Ekim Lüksemburg, akla gelmez dikenlerin tek tek ayıklandığı bir maraton sonucunda, tam üyelik kapısının açıldığı noktaya ulaşmıyor mu?..

Tipik bir AB klasiği daha.

İSLAM DÜNYASINA KÖPRÜ

Bundan çıkartılacak bir ders var. Görüşmeler boyunca, sekiz-on yıl hep böyle geçmeye aday. Bunu, bugünden bilmek ve sıkı sıkıya bir yerlere not etmek gerek.

‘Ya, bize bunu da yapıyorlar, ya, bizden bunu da istiyorlar’ diye sinirlenmek ve tepki göstermek yerine, soğukkanlı biçimde, sorunu nasıl çözeriz, nasıl aşarız, diye düşünmek en doğrusu.

İlginç olan, yabancıların çoğu aynı görüşte. Dün Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşayan yabancı arkadaşlarımla konuşuyorum. İngilizlerle, İtalyanlarla, Almanlarla, Avusturyalılarla. Birbirini tanımayan bu insanların çizdiği ortak resmin özeti şu:

‘Türkiye için tam üyelik yolu artık açılmıştır. Bu Türkiye için olduğu kadar, AB için de önemlidir. Çünkü, Türkiye Orta Asya’ya, Orta Doğu’ya ve İslam Dünyası’na açılan kapıdır. AB, bu kararıyla Hıristiyan Birliği olmadığını kanıtlamıştır. İslam Dünyası’nın da gönlünü almıştır. Uygarlıklar buluşmasının en somut göstergesi budur. AB, Türkiye üzerinden, İslam Dünyası’na artık bir köprü kurmuştur.’

Tayyip Erdoğan
ile Abdullah Gül’ün açıklamalarına denk düşen yorumlar.

Bu İslam Dünyası’na köprü ya da sık sık İslami nitelik vurgulamasından hiç hoşlanmıyorum. Bunu kendilerine de söylüyorum. Ne var ki, onların yorumlarında bu vurgu hep var.

Geçmişin bu derslerini unutmadan, bu yorumlara dikkat ederek, çağdaş uygarlığa uzanan arzularımızın somutlaşığı bir dönemi yaşadığımızı artık farketmek zorundayız.

Gül’den Özkök’e telefon

LÜKSEMBURG’daki görüşmelerin tıkandığı temel noktalardan biri, Güney Kıbrıs’ın uluslararası kurumlara üyeliği. Bununla kastedilen Güney Kıbrıs’ın NATO üyeliği. Türkiye’den bu konuda veto hakkını kullanmaması isteniyor.

Geçen hafta sonunda, bu madde bu sütunda yer alıyor. ‘Askerin Karşı Çıktığı Madde’ başlığı ile. Yazının çıktığı gün, Dışişleri Bakanlığı yetkilileri arıyor ve şu ilginç bilgiyi aktarıyor:

‘Yazıda siz, hükümetle askerlerin bu konuda aynı görüşü savunduğunu yazıyorsunuz. Doğru ancak, askerin dikkatini Abdullah Gül çekti.’

Verilen bilgiye göre, Gül New York’ta B.M. görüşmeleri sırasında, önüne Çerçeve Belge geldiğinde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök’ü arıyor ve kaygılarını iletiyor. Askerler, bunun üzerine anılan madde üzerinde çalışıyor ve hükümetle aynı görüşe geliyor.

Lüksemburg’da tıkanma yaratan maddenin perde arkasında bu telefon var.
X