"Yorgo Kırbaki" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yorgo Kırbaki" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yorgo Kırbaki

Hatıra için gümüşleri çalan Yunan polisleri

Başbakan Yardımcısı Pangalos’un hatıratı ülkenin bugünkü ekonomik krize sürüklenmesindeki nedenleri göz önüne seren çok güzel bir örnek

Türk-Yunan ilişkilerinin, Kardak krizi (1996) ve Öcalan skandalı (1999) gibi bin bir fırtınadan geçtiği dönemde Dışişleri Bakanı olan Teodoros Pangalos, halen yürüttüğü başbakan yardımcılığı göreviyle de sık sık gündeme geliyor.
73 yaşındaki Pangalos, ekonomik kriz içindeki Yunanistan’ın bence gerçeklerini söylüyor. Ancak, doğruyu söyleyen dokuz köyden kovulur misali hem sağdan hem soldan hem de üyesi olduğu iktidardaki PASOK partisinden sert tepkilere maruz kalıyor.
Pangalos’un geçenlerde bir kitabı piyasaya çıktı. Adı ‘Andreas ile Avrupa’da’.
Kitabın kahramanı, bugünkü başbakan Yorgo Papandreu’nun 1996’da ölen ve 1981-1989 ile 2003-2006 yıllarında başbakan olan babası Andreas Papandreu.
Aralık 1988’de Dönem Başkanı Yunanistan, şövalyeler adası Rodos’ta AB zirvesi düzenlemişti. Zirvenin son günü yaşanan ve hiç duyulmayan ilginç bir olayı Pangalos’un kitabından aktarıyorum:
“Veda yemeği için Yunan spesyalitelerinin olduğu zengin bir büfe hazırlattık. Ne var ki yabancı heyetler biri diğerinin ardından Rodos’tan ayrılıyordu. Belçika, İrlanda ve Lüksemburg heyetlerinden başka kimse kalmamıştı. Onca yemek ne olacaktı? Yiyecek atmak kabul edilmez bir şeydir şeklindeki halkçı duygularım kabardığından, Rodos zirvesinde görev yapan üniformalı ve sivil polislerin büfeye gelmelerini söyledim.
Evet, yemekler boşa gitmemişti.
Ancak yaklaşık bir buçuk saat sonra davetin yiyecek-içecek sorumlusu odama gelip polislerin yemekle yetinmediklerini, büfe ve masalardaki gümüş eşyaları da beraberlerinde götürdüklerini söyledi.
Hemen davetin verildiği eski şatoya geldim. Kapıda birkaç polis gördüm. Büfeden gelip gelmediklerini sordum ? Onlar “Evet” deyince ceplerini boşaltmalarını istedim. Kıpkırmızı oldular. Ceplerindeki gümüş tuzlukları, çatal bıçakları, küllükleri çıkardılar tek tek.
Tahmin edebileceğiniz ama burada tekrarlamak istemediğim bazı kısa yorumlardan sonra böyle bir şeyi nasıl yapabildiklerini sordum. Polislerin cevabı, ‘Devlet malı olduğunu zannettik. Hatıra olsun diye aldık’ idi”...

ALTIN MUSLUKLAR DA GİTTİ

Pangalos’un kitabında anlattığı olayı okurken beş yıl sonraki AB Zirvesi’ni hatırladım. 2003 yazıydı. Yunanistan’ın kuzeyindeki canım Halkidiki Yarımadası’nın üç ayağından ortancasında düzenlenen AB Zirvesi için Yunan hükümeti hiçbir masraftan kaçınmamıştı. Daha zirvenin ilk günü 3 bin gazeteci 3 bin 500 şişe şarabı tüketmişti.
Halkidiki Zirvesi’nde büyük skandal birkaç gün sonra patlamıştı. AB liderlerinin kaldıkları Porto Carras otelindeki suit odaların dekoru, pahalı tablolar ve altın musluklarla takviye edilmişti.
Zirve’den birkaç gün sonra tabloların, altın muslukların hatta özel havlu ve peçetelerin bile yerinde yeller estiği tespit edilmişti.
‘Devletin malı deniz’ zihniyeti yıllar sürdü bu diyarda..
Ve bir gün deniz bitti.. 

X