Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hastane harekâtı

Serdar TURGUT

Tamamen tatsız bazı nedenlerden dolayı bir süredir hastanelerimizin durumu ile ilgili gözlemler yapmak zorunda kaldım.

Bu gözlemlerim sonunda Türkiye'deki hastanelerin başlıca üç sınıfa ayrıldığını düşünüyorum.

1- Bakımın harika olduğu özel hastaneler

2- Köşebaşı özel hastaneler

3- SSK hastaneleri

2 ve üç numaralı maddelerdeki hastaneler arasında sadece tek bir fark var.

SSK hastanesine tamamen sağlıklı girip ölebilmek mümkündür.

İki numaralı maddedeki hastanelere de tamamen sağlıklı girip ölebilirsiniz ama bu iş için gündeliği en azından 100 milyon liraya varan bir ücret ödemeniz gerekecek.

Bir numaralı maddede yer alan özel hastanelerde bir sorun yok. Orada saatine 100 milyon bastırdığınızda her şey tıkır tıkır işliyor.

***

Şimdi iki numaradaki özel hastanelere kafayı takmış durumdayım.

‘‘Ağzı olan konuşuyor’’ reklamındakine benzer bir şekilde parası olan da artık hastane kurmaya başladı.

Böylece hiç ummadığınız yerlerde karşınıza aniden bir özel hastane çıkıveriyor.

Örneğin pazar yerinin içinden geçiyorsunuz, bir çıkmaz sokağa girdiğinizde hemen yanda bir apartman hastane olduğunu ilan etmiş, bunu görüyorsunuz.

Merak edip içerde neler yapıldığına baktığınızda orada kalp ameliyatından beyin cerrahisine, tüp bebekten aklın alabileceği her sorunda hizmet verildiğini görürsünüz.

Ancak meseleye biraz daha dikkatli bakınca ortada büyük bir problem oduğunu fark etmemek de imkânsız böyle yerlerde.

İsmini şimdilik vermeyeceğim, Bostancı'ya yakın bir hastanede şöyle bir olay var:

Daha kapıdan girerken ayağınıza poşet takmanızı söylüyorlar.

Ve siz bir anda ‘‘Vay canına. Helal olsun ne kadar da titiz insanlar’’ diye seviniyorsunuz.

Sonra içerde işinize ara verip, dışarıya bir sigara içmek için çıkıyorsunuz.

Kapıdan tekrar girmeye çalıştığınzda kimse size dur demiyor.

Anlayacağınız ayağınızda poşet olduğu sürece, isterseniz o poşeti İstanbul mezbahasında ayağınıza takmış olun, kapıdaki görevli için fark etmiyor.

İçeri, hatta yoğun bakım odasına kadar girip, hastanızı okşayıp sevebiliyorsunuz.

Yani her şey aslında bir göz boyama, bir kandırmaca üzerine kurulmuş durumda.

İçi boş her şeyin ve aslında verilmeyen hizmet verilmiş gibi gösterilip, hayal tüccarlığı yapılıyor.

***

Bu işin böyle olacağı belliydi.

Bu tür kandırma üzerine kurulmuş özel hastaneleri ben Mehmet Okumuş'un bankalarına benzetiyorum.

Ve yakında bu sağlık sektöründe de bu tür hayal tüccarları nedeniyle insanlar büyük acılar yaşayacak, buna eminim.

Çünkü hastalık anında varını yoğunu satıp, SSK hastanesi dışında hastanelere ‘bunlar özeldir, öyleyse iyidirler’ mantığıyla koşan hastalar, o gidilen yerlerdeki risklerin tabii ki farkında değiller.

***

Elbette çok mükemmel hastaneler var. Son zamanlarda kaliteli doktorlar nedeniyle bunlar mükemmel hizmet vermeye başladılar.

Ancak doğal olarak Türkiye'nin yapısından kaynaklanan abukluklar oraları da bir şekilde etkilemeden duramıyor.

Başka bir nedenle geçenlerde son derece mükemmel sağlık hizmeti veren bir özel hastanedeydim.

Yarım gün yatmak gereken bir operasyon nedeniyle oradaydık.

Doktorumuz çıkışı verdi, aşağıya ödemeleri yapmak için indim.

Sağlık sigortamız olduğundan, sigorta kardını verdim.

Çıkış iznimizi sigorta merkezinden onay almadan veremeyeceklerini söylediler.

Onay nasıl alacaklarını sordum, masraf listesini fakslayacaklarını, merkezdeki yetkilinin geri faks çekip onay verdiğini bildirmesiyle çıkış kağıdımızı vereceklerini söylediler.

İşte o anda Türkiye'ye özgü abukluk bir derece daha artarak üstüme gelmeye başladı.

Saat o anda öğle 12.15'ti.

Sağlık sigortasındaki bütün görevliler öğle tatilindeydi.

Onay gelmesi için en azından 13.30'u beklememiz gerekiyordu.

Faksların gönderilmesi, cevap alınması falan filan 14.30'u bulacaktı.

***

Şimdi verileri tek tek gözden geçirelim.

1- Ameliyatın yarım saat sürdüğü bir hastanede, ödemeyi yapmak için iki saat beklemek o kadar saçma bir olaydır ki bunun abukluğunu yazıyla ve sözle anlatabilmek mümkün değil.

2- Sağlık hizmeti veren bir sigorta kuruluşunda harcamalara onay verecek bütün görevlileri aynı anda yemek tatiline çıkartan sistemi hangi geri zekâlı kurdu, bunun da araştırılması gerekir.

3- Acaba Türkiye'deki bütün hastane taburcu olaylarını sigorta görevlilerinin öğle tatilleri sırasında yapmak gibi bir zorunluluk mu vardır?

4- Ve son soru: Acaba biz operasyona cumartesi girseydik, pazartesi gününe kadar hastanede rehin mi kalacaktık. Çünkü sigorta şirketinin bütün elemanları hafta sonu tatili de yapıyor da...

***

İşte Türkiye bu.

İyi şeyler tabii ki oluyor.

Bu arada iyi şeyleri fırsat bilip insanları kandırmak isteyen sahtekârlar da hemen türeyiveriyor.

Yine bu arada iyi yerlerin içine bir an önce edebilmek için de hemen herkes tuhaf bir şekilde işbirliği içine giriveriyor.

Yeter ama ya, biraz normalliği de özlüyor insan...













X