"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Haşim Kılıç’ın iktidar partisi sözcüsü gibi konuşması endişe verici

ANAYASA Mahkemesi Başkanı Kılıç, Cumhurbaşkanı’nca atanan yeni üyenin yemin töreninde, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve diğer davetliler huzurunda, yargıdaki yeni düzenlemeleri eleştirenlere ağır ifadelerle cevap vermiş.

Yeni düzenlemeler konusunda Yargıtay’ın, Danıştay’ın itirazları var. Barolar neredeyse ikiye bölünmüş durumda, sonuç olarak tartışmalar sürüyor. Adalet Komisyonu’nda ana muhalefet tasarının görüşmelerinden çekildi.
Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru konusundaki düzenlemeler de eleştiriliyor. Yüksek Mahkeme’nin ‘süper temyiz’ mahkemesine dönüşebileceğine dair bazı tereddütler doğmuş durumda. Tasarı daha Genel Kurul’a dahi inmedi...
Hal böyle olmasına rağmen, tasarıyı eleştirenlere iktidar partisi sözcüsü üslubuyla cevap vermek, başkanlık koltuğunu işgal eden zatın tarafsızlığını ne kadar yitirdiğini gösteriyor.
Yüksek yargıyı, iş yükü nedeniyle sonuçlanmamış davalar üzerinden hırpalamak, siyasi davranmakla itham ve özeleştiriye davet etmek, Yargıtay’da ve de Danıştay’da derdest dosyaların sayısı nazara alınınca haksız ve siyasi bir tutum. Başkanın demokrasi anlayışına göre; yargı reformu konusunda Yargıtay ve Danıştay fikir beyan etmeyecek, sadece Anayasa Mahkemesi Başkanı tasarının propagandasını yapacak.
Anayasa Mahkemesi Başkanı’nı demokrasi anlayışının bu olması, temel hak ve özgürlüklerin anayasal teminat olan yüksek mahkeme için bir referans sayılamasa da endişe verici...
Kullandığı ifadelerdeki hakaret unsurlarının değerlendirmesi muhataplarını ilgilenndirmekte olsa da... Anayasa yargısı başkanlığında yürütme organı tavrı ile konuşan birinin bulunması ve beyanlarının Anayasa Mahkemesi’nin bütün üyelerini de bağlıyor olması, Anayasa Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve de tarafsızlığı konusunda tereddütler doğuruyor.
S.Ö.

Türkler sanıldığı kadar içki içmiyor

1940’lı yıllarda Existansialism (Varolusçuluk) felsefesinin kurucusu Sartre ile başlayan bir edebiyat türü saçma (absurdes) tiyatro eserleri yayınlandı. Fransız (Cezayirli) Camus (The Rebel), İrlandalı Samuel Beckett (Godot’yu beklerken), Romanyalı Ionesco (Gergedan) bu tiyatro türünden eserleriydi. Bunlar ve bunlardan başka birtakım yazarlarda ortak olan şey saçmacılıktır. Bu sözcük özellikle ‘saçma tiyatro’ bağlamında kullanılır. Bu ‘gerçekçi tiyatro’nun karşıtı olarak ortaya çıktı. Saçma tiyatro genellikle sıradan olayları ele alır. Burada insanlar tam oldukları gibi gösterilir. Bu Şarlo’nun filmleri için de geçerlidir. İzleyici gördüklerinden daha gerçek, daha doğru şeyleri kendisi bulmaya zorlanır.
Bizde de son zamanlarda sanki siyaset aktörleri saçma tiyatro sahneleri sergiliyorlar.
Mesela alkol genelgesi ile başlayan polemik, düşündürücü ve  güldürücüdür.
Deniyor ki; 1.3 lt. alkol tüketimi adam başına Türkiye’de. Ne lüzum var bu kısıtlamaya. Türkiye’de çok yalan söylenir ama TUİK’nin doğruları söylememesine hayret ettim. Türkiye’de halkın %85’inin alkol alma alışkanlığı yoksa, bu 1.3 lt’nin hepsini %15 halk içiyor demektir. Yani 1.3 lt’yi 73 milyonla çarparsak, %15’e düşen alkol miktarını hesaplamış oluruz. O içki içen halkın da, senede adam başına 12 litre alkol aldığını buluruz. Tıpkı Yunanistan’da olduğu gibi. Demek ki içen içebildiği kadar içiyor. Batı’da bir içki kültürü vardır. Hangi alkolün hangi yemekle içileceğinin adabı vardır. Bizdeki gibi ‘zom’ oluncaya kadar, ‘dut gibi’ oluncaya kadar içilmez.
Dr. İsmet TURANLI-KÖLN

BOP’u hatırlıyor musunuz

YAKLAŞIK son bir aydır Tunus’ta başlayıp, Mısır’da devam eden ve Ürdün’de de hareketlenmeye başlayan ‘yönetimlere karşı halk ayaklanmaları’nı izlemekteyiz.
Konu değerlendirilir ve tartışılırken, nedense kimse Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) perspektifinden yaklaşmıyor, BOP projelerini çağrıştıracak bir imada dahi bulunmuyor.
Yıllardan beri alayı vala ile Afrika ve Ortadoğu’da onlarca ülkenin sınırlarının ve yönetimlerinin değişeceği söyleniyor ve yazılıyor; ancak bu yönetimlere başkaldırı sürecinde kimsenin aklına BOP gelmiyor.
Bizi ilgilendiren tarafından bakıldığında; işin daha vahimi, (kendi ifadesi ile sabit olan şekliyle BOP Eşbaşkanı ve) Başbakanımız Sayın Erdoğan, grup toplantısında (muhtemelen BOP Eşbaşkanlığı görevi ve konumu gereği) Mısır halkına ve Mübarek’e yol gösterip telkin ve tembihlerde bulunurken, Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu, Avustralya Dışişleri Bakanı ile yaptığı görüşme sonrasında sorulan bir soru üzerine, bu konuların ilgili ülkelerin içişleri olduğunu söyleyerek başbakanından habersiz ve onun çok uzağında bir politikadan söz ediyor.
Yaklaşık 10 yıldır gelişmelerine ve değişimine şahit olduğumuz BOP Projesi ne çabuk unutulmuş ki, bu proje içinde kalan Tunus, Mısır ve Ürdün’deki gelişmeler ve değişim çok masumane nedenler üzerinden tartışılarak değerlendiriliyor. Yoksa medya ve medyanın bilenleri milletin gözünden bazı gerçekleri kaçırma ve gerçekleri perdeleme gayretiyle mi BOP gibi bir projeyi hatırla(ya)mamaktadırlar? Yoksa, okyanus ötesindeki stratejik ortağımızın canı mı sıkılır biz bu konulara BOP penceresinden bakar ve değerlendirirsek?

Mübarek’e uyarı ve Cumhuriyet mitingleri

BAŞBAKAN’ın konuşmasını dinledim ve kulaklarıma inanamadım. Hüsnü Mübarek’ten halkının sesine kulak vermesini istemiş.
Şaşırdım... Demokrasimiz çok ilerlemiş ama bizim haberimiz yokmuş.
Demek ki, Mısır’dan daha ileri bir demokrasiye sahibiz.
Cumhuriyet mitinglerinde insanlar niçin haykırmıştı?
Neden Silivri’ye yollandılar.
Unutulmasın ki, gerçek demokrasi bir gün AKP’ye de lazım olur.       
Sercan TÜRKOĞLU

X