Yılmaz ÖZDİL

yozdil@hurriyet.com.tr

Haşhaşiler

16 Ocak 2014
Başbakan cemaat’in adını koydu: “Haşhaşiler.”

*

Kimdir bu Haşhaşiler?
Aslında Haşhaşiyun’dur. İnsanlık tarihinin en gizemli adamı Hasan Sabbah tarafından 11’inci yüzyılda kurulan, siyasi-askeri figürlere yönelik suikastlarıyla devlet yönetimlerini dizayn etmeye çalışan tarikat... Bugünkü İran, Irak ve Suriye topraklarında yaygındı, Büyük Selçuklu’nun en güçlü döneminde, ortaçağ İslam coğrafyasının belirleyici faktörlerinden biriydi.

*

Rivayet o ki... Hasan Sabbah’ın fedaisi olarak seçilen kişiye haşhaş veriliyor, mayıştırılıyor, uyutuluyordu. Fedai, gözlerini cennet’te açıyordu. Rengârenk bitkiler, cıvıl cıvıl kuşlar, mis gibi kokular ve sarışın esmer kumral, şahane huriler... Fedai istediği kızla beraber oluyor, aklı başından gidiyor, sonra yine haşhaş verilerek uyutuluyordu. Bu defa gözlerini odasında açıyor ve henüz yaşarken cennete gidip geldiğini düşünüyordu; Hasan Sabbah cennetin kapılarını açan adamdı. Böylece... Fedailer yeniden cennete gitmek için yanıp tutuşuyor, bağımlısı haline geldikleri haşhaş’ın etkisiyle gözünü budaktan sakınmıyor, Hasan Sabbah’ın suikast emirlerini yerine getiriyordu. Ve, o sahte cennet elbette, efsane Alamut kalesinin
arka bahçesinden başka
bir yer değildi.

*

Nesilden nesile abartılarak, bire bin katılarak aktarılan, muhtemelen palavralarla dolu bu esrarengiz öykülerde, tek gerçek vardı, suikast... Haşhaşiyun kelimesi, döndü dolaştı, başta İngilizce, hemen tüm Batı lisanlarında “assassin” yani “suikastçı” halini aldı.

*

Tayyip Erdoğan çıktı, cemaat’i işte bunlara benzetti.

*

Cemaat haşhaşi olunca, Başbakanımız da Büyük Selçuklu Sultanı oluyor tabii.

*

Peki, Büyük Selçuklu Devleti, bu haşhaşilerle nasıl mücadele etmişti?

*

Cavlakiler’le...

*

Alamut kalesini düşüremeyince, fedailerle başa çıkamayınca, örgütün karşısına örgüt koyalım dediler, haşhaşilerin karşısına cavlakileri diktiler. Cavlakiye tarikatı, siyasi güç için dini alet etmekte sakınca görmeyen, bu uğurda suç işlemekten çekinmeyen, tehlikeli bir örgüttü. Saçı, sakalı, bıyığı, hatta kaşlarını bile kazıyan, vücutta-kafada tek kıl-tüy bırakmayan müritlerden oluşuyordu. Bu tarikat da, Türkçeye kelime kazandırdı. “Cascavlak” kelimesinin kökeni, bu arkadaşlardı.

*

E şimdi bakıyoruz...
Bi tarafta savcı-polis.
Öbür tarafta, ayakkabı kutuları, yatak odasında para sayma makinesi, 700 bin dolarlık avanta kol saati, hapisteki herifin uçağıyla umre seyahati, vakıfçı oğlan, rüşvetçi enişte, çantacı bacanak, sırf parkesi bile 350 bin dolarlık villalar.

*

Vaziyet hakikaten...
“Cascavlak” yani!

Yazarlar Ana Sayfa
HaberlerTehdittuncelivalilikyolEmre BelözoğluBaşakşehirAvrupa Ligi