"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Hasan Cemal’e kardeş mektubu

HASAN Abi...<br><br>Dünkü yazında bir tez atmışsın ortaya.

Demişsin ki: Dün seçilmiş hükümeti, “İrtica geliyor” yaygarası ile alaşağı etmek isteyen güçler, bugün taktik değiştirdiler. Şimdi de seçilmiş hükümeti “Faşizm geliyor” yaygarası ile alaşağı etmek istiyorlar.
Hasan Abi...
Yaptığın bu mukayesenin, “hakkaniyetli bir mukayese” olup olmadığına şöyle bir bakalım mı?
* * *
Doğrudur...
Dünün statükosu, “din ve vicdan özgürlüğü” talep edenlerin seslerini “İrtica geliyor” diye susturmaya çalıştı.
Dünün statükosu, “Türbanımla okuluma gitmek istiyorum” diyenlerin haklarını “İrtica geliyor” bahanesiyle gasp etti.
Dünün statükosu, halkın seçtiği iktidarı “İrtica geliyor” yaygarasıyla dört bir koldan kuşattı.
Dünün statükosu, “İrtica geliyor” bahanesiyle her türlü demokratik talebin önünü kesti.
* * *
Ama sevgili Hasan Abi, insaf et, eski çamlar bardak olmadı mı?
Epey bir zamandır Türkiye’de “yeni bir statüko” yok mu?
Görmüyor musun?
Dün “İrtica geliyor” yaygarası yapanlar, bugün güçlerini kaybettiler, köşeye sıkıştırıldılar, baskın üstüne baskın yiyorlar.
Yani...
“Eski statüko” gitti, “yeni statüko” geldi.
Artık “İrtica geliyor” yaygarası yapanların borusu ötmüyor bu memlekette.
Artık “Tayyip Erdoğan statükosu” var.
Kısacası... Bugün “Faşizm geliyor” diyenler ile dün “İrtica geliyor” diyenler aynı çevrenin insanları olabilirler ama güçlerinin aynı olmadığı kesin.
* * *
Bu durumda Hasan Abi, asıl benzerlik şudur:
Dünün statükosu, kafayı kaldıranın kafasını “İrtica geliyor” yaygarası ile bastırırdı, bugünün statükosu ise, kafayı kaldıranın kafasını “Ergenekon geliyor” yaygarası ile bastırıyor.
Eğer maksadın gerçekten demokrasi ise, odaklanman gereken yegâne benzerlik budur.
Yok, eğer maksadın “statükolardan statüko beğenmek” ise...
Devam et Hasan Abi...
Durmadan devam et.
Hem bak ne diyor “yeni statüko”: Durmak yok, yola devam.

Umarım ABD Büyükelçisi uyanık bir adam değildir

ABD’nin yeni Ankara Büyükelçisi, “Basın özgürlüğü konusunda kaygı duyuyoruz” demiş.
AK Parti de çıkış yapmış:
“İçişlerimize karışma”.
* * *
Benimse şöyle bir kaygım var:
Ya ABD Büyükelçisi, biraz kafayı çalıştırır da...
“İyi de birader! Sen Hüsnü Mübarek’e, ‘Meydanın sesine kulak ver, halkını dinle’ diyeceksin... Ve sırf bunu dediğin için ‘Demokrasi kahramanı’ olacaksın, ‘Arap sokaklarının biricik önderi’ diye selamlanacaksın. Ben ‘Basın özgür olmalı’ dediğimde, bana ‘İçişlerime karışma’ diye afra tafra yapacaksın. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” derse...
AK Parti nasıl bir çıkış yapar acaba?
Neyse... Neyse... Umarım ABD Büyükelçisi kafayı çalıştırmaz.

Karacaoğlan der ki

Dün “Bir Gaziantep türküsünden...” diye not düşerek şu iki dizeyi yazmıştım:
“Ölümden korkup da sonunu sayan / Ölür gider yar koynuna giremez”.
Bir okurum, bunun bir Karacaoğlan şiiri olduğunu hatırlatarak şiiri göndermiş.
Kendisine teşekkür ediyor ve o şiiri sizinle paylaşıyorum:
* * *
Kalk gidelim Balkaman’dan yukarı / Oturup durana devlet yaramaz / Yiğidin bir başı gezginci gerek / Yiğit gezmeyince adam olmaz. Yiğidin bir firaklı gerek / Sağ yanı da sol yana çarklı gerek / Beriden benzerden yürekli gerek / Kötü kervan bozuk kumaş alamaz.
Uyan Karacaoğlan gafletten uyan / Atına binip kargına dayan / Ölümden korkup da sonunu sayan / Ölür gider yar koynuna giremez”.

İlahiyatçıların dinden soğutma nedenleri

-  Erkek egemen anlayışa sahipler.
-  Kendi dar çevrelerinin dışına çıkmıyorlar.
-  Bugünün dilini konuşmuyorlar.
-  Dünyadaki gelişmeleri izlemiyorlar.
-  Yeni metinler ortaya çıkarmak yerine eski metinleri yorumlamayı tercih ediyorlar.
-  Kırsal kültürünü, dini kültür sanıyorlar.
-  Sinemaya gitmiyorlar, tiyatro seyretmiyorlar.
-  Yeni yayınları takip etmiyorlar.
-  Kadın hakları tartışmalarında dünyanın geldiği noktalardan habersizler.
-  Saygın, medeni ve empatik bir üsluba sahip değiller.

Al sana iğrenç yayın

İKTİDAR şakşakçılığı yapan bazı kalemler, Ergenekon’dan içeri alınan eli kolu bağlanmış gazeteci için, “Ama o da iğrenç bir yayıncılık yapıyordu” falan demeye başladılar.
Sanki o gazeteci, “Ergenekon” suçlaması nedeniyle değil de yaptığı yayıncılığın kalitesizliği nedeniyle gözaltına alınmış gibi... Ve sanki memlekette “iğrenç yayıncılık” yapan herkesin evine sabaha karşı baskın düzenleniyormuş gibi...
* * *
İğrenç yayıncılık mı arıyorsun?
O zaman “malum gazete”ye bakacaksın.
İftira onda, kara çalma onda, hakaret onda, Alevi düşmanlığı onda, Yahudi düşmanlığı onda, misyoner düşmanlığı onda, nefret suçu onda, kin ve tahrik onda, cepheleştirme onda, katil sevicilik onda, farklı yaşam tarzlarına saygısızlık onda, saptırma onda...
Ne oluyor peki bu gazeteye?
Sabaha karşı baskına mı uğruyor, yoksa devlet uçaklarında “saygın gazete” muamelesi mi görüyor?

‘Behzat Ç.’ izlemek nelere yol açar

BİR: Türk dizilerine duyulan nefreti azaltır.
İKİ: İnsanda Ankara’ya yerleşme hissi uyandırır.
ÜÇ: Polat Alemdar’ın sağcılığını belirginleştirir.
DÖRT: İktidar sahiplerine ince dokundurma nasıl yapılırmış, öğretir.
BEŞ: “Bip” sesinin edilen küfrün anlaşılmasını engellemeyeceğini kanıtlar.
ALTI: Adamı sade suya tirit dizilerden soğutur.
YEDİ: Samimiyetin dizilerde de çarpan etkisi yaptığını duyumsatır.

X