Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Harika bir film

Mike Nicholas’ın yönettiği ‘Daha Yaklaş’ kesinlikle kaçırılmaması gereken bir film. Müthiş bir metin, metni sarıp sarmalayan müthiş bir yönetim. Konu aslında basit, ama diyaloglar o kadar güçlü ki, Nicholas metni öyle zekice kurgulamış ki, film bittiğinde yerinizde öylece çakılıp kalıyorsunuz.

Daha Yaklaş, aşkı ve ihaneti, günümüzün halleriyle sorgulamanıza yardımcı oluyor. Alice, Amerika’dan Londra’ya hayatını değiştirmeye gelen bir striptizci (Natalie Portman), Dan (Jude Law) yazar, tesadüfen karşılaşıp birlikte yaşıyorlar. Dan, kitabının kapak fotoğrafını çeken Anna’ya (Julie Roberts) aşık oluyor. Anna, Alice’i bildiği için ilişkiye yanaşmıyor. Anna daha sonra tesadüf eseri doktor Larry (Clive Owen) ile tanışıyor. Anna ve Larry evleniyor. Ve sonra dörtlü bir ihanet öyküsü başlıyor. Ve kafalara bazı sorular takılıyor. Aşık olmak aldatmak için yeterli bir neden mi? Aldattığı için suçluluk duyan kadın, eşiyle daha şehvetli mi sevişir? Aldatılan erkek affedilmeli mi? Hangi şartlarda? Aldatma eylemi için hangi ortam seçilmeli? Aldatan kadının nasıl seviştiği erkek için niye bu kadar önemlidir? Erkek aldatma eylemine mi, yoksa sevişirken bazı uç şeyleri başka erkekle yapmasına mı karşıdır? Aldatılan erkeğin korkusu, yataktaki bir takım eksikliklerinin, karşılaştırma sonucu eşi tarafından farkına varılması mıdır?

Daha Yaklaş’ı izledikten sonra ilişkilerinizi tartmak üzere uzun bir yolculuğa çıkmaya hazır olun. Filmi izlerken Alice, Dan, Larry ve Anna arasında kıvrak ve alt anlamı olan diyalogları sakın kaçırmayın ama. Larry ile Anna arasında geçen bir konuşma yaklaşık şöyle:

- Onunla oral seks yaptın mı?

- Evet.

- Menisini tattın mı?

- Evet

- Benimki gibi miydi?

- Biraz daha tatlıydı.

Uzun süredir erkek ve kadın arasındaki ihanet gerçeğini bu kadar iyi yansıtan bir metin görmemiştim. Daha Yaklaş, çok güçlü bir dille ihaneti ve sonuçların özünü yakalamış. Filmin diğer güzel bir yönü oyuncuları. Tüm oyuncular kusursuz oynuyor. Natalie Portman ise en kusursuzu. Kaçırmayın.

Protez yaptıracaklara: Önce Sezen Aksu sendromundan kurtulun

Geçen hafta takma diş yaptırıp konuşmaları bozulan sanatçılardan söz etmiştim. Diş hekimi okurum Erdem Erciyeslioğlu’ndan uzun ama çok ilginç bir e-posta aldım. Gördüğünüz takma dişli sanatçılarla ilgili sezgilerim doğruymuş. Bakın Erciyeslioğlu ne diyor:

‘Öncelikle yazılarınızın tümünü ilgiyle okuduğumu belirtmek istiyorum. Televizyondaki programınızın da takipçisiyim. Bazen reklamları eleştirdiğinizde ‘Hakikaten yahu, buna hiç dikkat etmemiştim, adamın nerden aklına geliyor? Yoksa bende mi bir eksiklik var? Ben nasıl atlamışım bunu koyun gibi seyretmişim’ diyorum. Sonra da ‘Tabii canım bu onun işi, o ayrıntıyı diş hekimi olarak ben mi yakalayacağım’deyip rahatlıyordum.

Bu sabahki yazınızı ‘Bakalım bizim hoca bu konuda ne diyecek’ diye merakla okuyunca, yine doğru tespit yaptığınızı gördüm. Bu konuda bir diş hekimi olarak hoşnutsuzluğumu belirtmek için hemen bilgisayarın başına geçtim.

Şöyle ki, normal şartlarda bir insanın dişleri yapıldıktan sonra konuşma şeklinin, yani fonasyonunun bozulmaması lazımdır. Bunun için hastaya sabit veya hareketli protez yapılırken çeşitli kriterler vardır. Kişinin yaşı, cinsiyeti, mesleği, yeme alışkanlıkları, antropolojik noktalarının oranları, çeşitli dental ölçümler ve teknik analizler bize bu konuda yardımcı olur. Bu eğitim diş hekimliği fakültelerinde 3. 4. ve 5. sınıfta verilir. Fakat bazı meslektaşlarımız bu kriterleri ‘hastanın estetik arzusuna’ feda ediyor. Hastanın her şekli istemeye hakkı var. Önemli olan hekimin hastaya doğruyu anlatıp, oraya yönlendirmesi, yanlış yaptığını bilerek hastanın estetik kaprislerine yenik düşmemesi.

Televizyonda haber spikerleri, sinema sanatçıları, tiyatrocular, şarkıcılar bu komiklikten nasibini sıkça alanlar. Yukarıda bahsettiğim kriterler kişinin fonasyonunu yani bazı harfleri tam ve doğru olarak çıkarabilme yetisini ve konuşma şeklini etkileyen kriterler. Hele ki fonasyonun çok önemli olduğu tiyatro, sinema, sahne dallarında sanatçılarımızın ‘dental intihar’ yapmaları çok üzücü. D, f, l, t, v, s, n harflerini doğru okluzyon, sentrik ilişkiniz ve dikey boyutunuz (kısaca kapanışınız) yoksa, doğru olarak çıkarmanız mümkün değildir.

Okluzyon (kapanış) ve dişlerin dikey boyutu bu konuşma şeklinin değişmesi ve bozulmasını en çok etkileyen birçok faktörden sadece ikisi. Sezen Aksu muhteşem şarkılarıyla hepimizin gönlünde yıllarca taht kurdu ama onun o iki ön dişi yok mu, işte onlar bu camiaya ‘at dişi görünümünde tavşan diş’ komikliğini yaşattı. Ben böyle bilinçsiz isteklerle gelen hastalarıma ‘Önce Sezen Aksu sendromundan kurtulmanız lazım’ diyorum.

Hülya Avşar’ın ‘Kadın İsterse’ adlı dizisini izleyenler bilir. Hülya Avşar dizinin başında estetik ameliyatlarını olmadan önce diş yapısının bozukluğu dolayısıyla doğru dürüst konuşamıyor bazı harfleri tam çıkaramıyordu. (Bu konuşma şekli ağıza bir aperey konularak veya kişinin kendini çok zorlamasıyla sağlanıyor.) Daha sonra ameliyatlar ve operasyonlar sonucunda konuşma şekli ve fonasyon düzeliyor. Şimdi sormak lazım sinemacı, tiyatrocu, spiker, şarkıcı arkadaşlara, sizce hangisi daha güzel? Hangisi daha estetik? Siz hepiniz Canan Hanım’ın ilk hali gibi konuşuyorsunuz (Pardon konuşmaya çalışıyorsunuz.)

Çok uzattım farkındayım ama bu konuda çok dertli olup da yazacak bir yer bulunca dayanamadım. Bu arada unutmadan söyleyeyim, dişi taktırdıktan sonra eskisi gibi konuşmak için bir eğitim verilmiyor. Çünkü gerek yok. Sadece doğru diş protez sistemleri yapılması gerekiyor. Sanatçılarımız zaten fonetik derslerini konservatuvarda okurken veya sonradan özel olarak alıyorlar. O fonetik dersleri onlara yeter de artar bile. Onlar sadece doğru diş yaptırsınlar ve doktorlarını çeşitli sendromlarla kısıtlamasınlar. Başarılar diliyorum. Sizi izlemeye devam edeceğim.’

İlk kaşıkta aşk

Ataşehir’de ‘Ne yiyeceğim ne yiyeceğim’ diye düşünürken karşıma küçücük bir lokanta çıktı. Adı ‘Çorba da Çorba’. Dışardan hoş, sıcacık bir mekan gibi duruyordu. Girdim içeri. Lokantanın adında sadece çorba var sanıyordum. Yanılmışım, daha doğrusu yanıltılmışım. Çorba olduğu doğru. Hem de ne çorbalar. Macar gulaş, işkembe, balık çorbası, yuvalama, Fransız soğan, Rus borç, dil ve mantar...

Yuvalama denedim. Çok ama çok lezzetliydi. Yuvalamayı denerken mekanın sahibi bayan geldi, Ebru Omurcalı. Daha önceleri halkla ilişkiler camiasından tanış çıktık. Ebru, iletişim dünyasının ağır çalışma temposuna dayanamayıp kendi işini kurmaya karar vermiş. ‘Çocuk da olunca zor oldu, eşimle bu formülü bulduk’ dedi. Ebru’yu çok mutlu gördüm. İnsanın sevdiği işi yapması kadar güzel bir şey yok. Keşke Ebru’nun yaptığını herkes yapabilse. Keşke herkes hayatta neyin kendisini mutlu edeceğine karar verip, o yolda, taviz vermeden, gerekirse acısını da çeke çeke yürüse. Keşke kimse ‘keşkeler’ içinde yaşamasa.

Ebru’ya ‘Niye isim Çorba da Çorba?’ dedim. ‘Önceleri sade çorbacıydı, ama diğer yemekleri de yapın’ diye çok ısrar edildi. Biz de yaptık’ dedi. İyi ki yapmışlar. Mantılar, salatalar, et yemekleri, Türk ve dünya mutfağından değişik değişik yemekler birbirinden güzel, birbirinden lezzetli. Belli ki Ebru her birinin tarifiyle özel olarak ilgileniyor, her yemeğin tadına ulaşmak için büyük bir aşkla çalışıyor.

Çorba da Çorba’dan içeri girerken ‘Ne küçük bir yer’ diye düşünüyordum ama çıkarken kesinlikle Karamürsel sepeti olmadığını anladım. Ebru’nun eşi grafiker olduğu için lokantalarına çok güzel bir broşür hazırlamışlar. Broşürün kapağını bir açıyorsunuz karşınıza şu cümle geliyor: İlk kaşıkta aşk! Kesinlikle doğru. Çorba da Çorba’da ne yerseniz yiyin ilk kaşıkta hoş bir duygunun içinizi kapladığı gerçek. Bu duygu aşk mı bilemem, ama değişik güzel bir duygu olduğu kesin. Ebru işi de biliyor. Corbadacorba.com’a girin ne dediğimi anlayacaksınız.

CUMA TAKINTISI

Bir İstanbul Masalı sayesinde Galata Köprüsü’nün altındaki meyhaneler pek bir moda oldu. Esma, Selim ve Demir köprünün altındaki meyhanelere gide gele buradaki meyhaneleri marka yaptılar. Bizim ekiple geçen hafta sonu buradaki mekanlardan Nev Galata’nın ipini çektik. Pelin, Necati, Dilge, Metehan denize nazır masamızda çok güzel bir gece geçirdik. Ud ve kanun eşliğinde söylediğimiz şarkılar karşısında tahmin ediyorum bir süre oradaki sulardan balık çıkmaz. Hatta Metehan’ın sesini duyduktan sonra balıklar arasında toplu intiharlar başlayacağını bile düşünüyorum. Nev Galata çok iç açıcı bir ortam. Mezeler taze ve leziz. Balık pişirmeyi de çok iyi biliyorlar. Biz oradayken sahte rakı skandalı patlayalı henüz iki gün olmuştu. Tercihimiz Efe Rakı oldu. Zaten iki gündür Efe Rakı’dan başka bir şey içen de yokmuş. Tabii henüz Mey Gıda’cılar, Yeni Rakı’ları toplatma kararı vermemişlerdi. Mey Gıda’nın ne kadar doğru bir iş yaptığını pazar günü köşemde yazacağım. Ama burada da bir kere daha onları tüm kalbimle kutlamak istiyorum. Bu hafta sonu Nev Galata iyi seçenek.

CUMA LAKIRDISI

Bush yapabildiğinin en iyisini yapmaya çalışıyor. İnandığı şeyler var. Konuşmaya da gönüllü. Bu nedenle onu seviyorum. Onunla daima aynı görüşte değilim. Onunla görüş ayrılığına düşmeden önce ciddi tartışmalar yapmak isterim. Çok sayıda kötü istihbarat bizi yanıltıyor.

(Clint Eastwood, Herald Tribune, 8 Mart 2005)

Hakkaten gerçek üstü aşk

Hafta sonu Haybeden Gerçek Üstü Aşk’ı bir kere daha izledim. İlk izlediğimde daha oyun yeni oynanmaya başlamıştı. Bu kez Yılmaz Erdoğan ve Demet Akbağ 41. kez sahnedelerdi. Şaşırdım. Oyun nasıl daha güzel olmuş, nasıl daha güzel oturmuş anlatamam. Yılmaz Erdoğan ve Demet Akbağ kadın erkek arasında evliliğe, sonra ayrılığa varan ilişkiyi sanki oynamıyorlar, yaşıyorlar. Sözü bir biri alıyor, bir diğeri... Gülmekten katılmamanız işten değil. Oyuna yeni sahneler, yeni espriler eklenmiş, oyun tadından yenmeyecek hale gelmiş. Ne yapsam acaba? Bu deneyimden sonra her oyuna bir başında bir ortasında iki kere mi gitsem? Neyse siz bir kere gidin de, ikincisi üçüncüsü bize kalsın. Canlı performans izlemek çok farklı bir keyif. Haybeden Gerçek Üstü Aşk’ta bu keyfi dolu dolu yaşıyorsunuz.
X