Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Hapisin alternatifi muhbirlik

    Ömür GEDİK
    15.06.2013 - 00:00 | Son Güncelleme: 14.06.2013 - 21:07

    Ric Roman Waughn’un yönettiği ve Dwayne Johnson, Susan Sarandon, Nadine Velazquez ile Jon Bernthal’ın oynadığı ‘Muhbir’ (Snitch), oğlunu kurtarmak için çabalayan bir babanın heyecan ve aksiyon dolu hikâyesini anlatıyor.

    Gerçek bir hikâyeden beyazperdeye aktarılan film sadece izleyenleri eğlendirmekle kalmıyor, pek çok kişinin hapse girmek ya da muhbir olmak arasında seçim yapmak zorunda kaldığını ve yasaların yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini söylüyor.

    Amerika’da hapis yerine muhbirlik yapmaya izin veren durumlar var.
    Muhbir filmi bu gerçeklikten yola çıkıyor.
    Üniversite öğrencisi genç oğlu, bir suçlamayla uyuşturucu satıcılığından 20 yıl hapis cezası alınca, düzenli ve sakin bir aile hayatı süren babasının yapacak tek bir şeyi var.
    Polisle işbirliği yaparak kılık değiştirecek ve uyuşturucu çetesinin en tepesindeki adama ulaşmaya çalışacak.
    Kendi hayatını da riske attığı için eşiyle arası bozulacak olsa da oğlunu hapiste çürütmeye hiç niyeti yok.
    Fakat kendilerine karşı polisle işbirliği yaptığı örgüt, azımsanmayacak kadar tehlikeli adamlardan oluşuyor.
    John oğlunu kurtarmanın yanı sıra hayatta kalma mücadelesi de veriyor.

    Hapisin alternatifi muhbirlik

    HAPSE GİRMEK YA DA MUHBİR OLMAK!

    Muhbir’in yönetmeni; Steven Spielberg, Richard Donner gibi yönetmenlerle birlikte çalışmış ve pek çok filmde dublörlük de yapmış olan Ric Roman Waugh.
    Senaryonun ilk halinde savcı karakteri erkek olarak yazılmış ancak Susan Sarandon söz konusu olunca bu rolün cinsiyeti hemen değiştirilmiş.
    Filmin yapımcıları her yıl pek çok kişinin hapse girmek ya da muhbir olmak arasında seçim yapmak zorunda kaldığını söylüyor ve filmlerinin vaaz ya da öğüt vermek değil yasaların gözden geçirilmesini sağlamayı amaçladığını vurguluyor./images/100/0x0/55ea78ecf018fbb8f8822fad
    Dwayne Johnson’a göre bu filmdeki rolü öncekilere göre farklı ve daha zor. Çünkü daha en başında, karakterin bir zayıflığı var.
    Düşmanı gördüğü zaman, ne yapacağını bilmiyor ve çok korkuyor.
    Muhbir için Dwayne Johnson’ın bugüne kadarki en iyi ve karakter ağırlıklı performansı denebilir. Oyunculuğunu gösterebildiği bir film bulmuş sonunda.
    Filmin gerçek hikâyeden esinlenilmiş olması, hikâyeyi daha da çarpıcı hale getiriyor kuşkusuz.
    Muhbir’in Amerika’da hatta tüm dünyada herkesin daha duyarlı hale gelmesi için, yasaların daha adil olması için seyirciye vermek istediği mesajları var.
    Dwayne Johnson’ın yaptığı araştırmalara göre Amerika genelinde bulunan mahkûmların %45’i başkalarını ele vermemek adına yalan söylediği için mahkûm edilmiş durumda.

    Johnson şöyle diyor: “Genel bir istatistiğe baktığımız zaman, Güney Dakota’da öğretmenlere verilen yıllık maaş ortalaması 32 bin dolar, bir mahkûmun yıllık gideriyse 31 bin dolar. Bu durum herkesin aklına şu soruyu getiriyor. Neden eğitime daha fazla önem verilmiyor? Bu mahkûmların birçoğunun düşük derecedeki suçlar nedeniyle mahkûm edildiklerine dair istatistikler varken, neden insanlar hapse atılmak yerine iyi bir eğitim alarak doğru yolu bulmuyorlar? 1 gr. LSD ile yakalanmanın cezası 5 yıldan başlıyor, 10 gr. LSD ile yakalanmanın cezası 10 yıldan başlıyor. Tabii ki bu insanlar uyuşturucu kullanmamalı ama onları 10 yıl içeri atıp hayatlarını karartmak yerine, iyi bir rehabilitasyon ve eğitimle çok farklı sonuçlar elde edilebileceğine inanıyorum. Uyuşturucuyla ilgili reformların yapılması gerek. Bu gençlerin hayatlarını bu şekilde koruyabilir ve kurtarabiliriz. Diğer taraftan 1 gr., 5 gr. vesaire gelen bu uyuşturucu kaynaklarının başındaki isimler yakalanırsa, sorunlar daha hızlı ve kökten çözülür.”
    Muhbir’i sanırım bir de bu bakış açısıyla izlemek gerek.

    HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ

    Yeni bir Superman

    Batman’in daha derinlikli ve ciddi bir karakter olarak algılanmasını sağlayan Christopher Nolan şimdi de elini Süpermen’e attı. Man of Steel’in yapımcılığını Christopher Nolan yaparken yönetmen koltuğunda Zack Snyder var. Senaryo David S. Goyer’e ait. Man of Steel, Kripton’dan gelip dünyadaki kötülüklere karşı halkın yanındaki yerini alan Süpermen’in sinemadaki makûs talihini kırıyor ve adeta yeniden doğuşunu müjdeliyor. Filmde Clark Kent’i İngiliz oyuncu Henry Cavill, kötü adamı General Zod’u Michael Shannon canlandırırken kadrodaki diğer isimler arasında Lois Lane rolünde Amy Adams, Martha Kent rolünde Diane Lane, Jonathan Kent rolünde Kevin Costner ve Jor-El rolünde de Russell Crowe yer alıyor.

    Evlatlık verdiği oğluyla karşılaşıyor

    Paul Weitz’in yönettiği ve Tina Fey, Paul Rudd, Michael Sheen ile Wallace Shawn’ın oynadığı Başvuru, Weitz’ın altıncı solo çalışması. Filmin senaryosu Jean Hanff Korelitz’in romanından Karen Croner tarafından uyarlandı. Princeton Üniversitesi’nde terfi alıp yönetici olmaya hazırlanan Portia Nathan, eski lise arkadaşı John Pressman’ın ricası üzerine küçük bir kasabaya, liseli zeki öğrencileri üniversiteye seçmeye gidiyor. Burada çocuklar beklediğinden de iyi, üstelik geçen sürede John ile de yakınlaşmaya başlıyor. Bunlar olurken yetenekli öğrenci Jeremiah’ın yıllar önce evlatlık olarak verdiği oğlu olduğuna dair eline geçen bir belge Portia’nın tüm dünyasını değiştiriyor. Portia, tek başına mücadeleyle kurduğu hayatını riske atmayı göze alıyor ve Jeremiah için kurallarını yıkıyor.

    Uçakta aşk başka mıdır?

    İşte size Hollywood usulü romantik komedilerin izini süren bir Fransız filmi. Yönetmen koltuğunda Fransız müzik grubu La Chanson du Dimanche’ın üyelerinden Alexandre Castagnetti oturmakta. Başrollerde Ludivine Sagnier, Nicolas Bedos, Arnaud Ducretile ve Jonathan Cohen var. Hikâye 6 saatlik, türbülanslı bir uçuş sırasında geçiyor. New York’ta avukatlık yapmakta olan yakışıklı Antoine, bir toplantı için Paris’e giderken uçakta deliler gibi âşık olduğu eski kız arkadaşıyla tesadüfen yan yana oturuyor. Antoine oldukça çekici bir adam ve Julie’yi ona geri dönmeye ikna etmek için geçirecekleri 6 saate güveniyor. Julie ise buna izin vermemek için elinden geleni yapıyor. Fransa’da geçen nisan ayında vizyona giren ‘Havada Aşk Var’, box Office sıralamasında G.I Joe Misilleme (G.I. Joe Retaliation) ve Acı Reçete (Side Effects) filmlerinin ardından üçüncü sırada yer almıştı.

    Seri katil kurbanına âşık olunca

    Meksika’dan gelen bu seri katil filmi Yedi’nin (Seven) dini göndermelerini bu kez Mexico City’ye uyarlıyor. Meksika’da, polis departmanı bir seri katilin 11. kurbanını buluyor. Bu katili bulup yakalama görevi oldukça etkin ama aynı zamanda alkolik olan dedektif Garcia’nın. Katil cephesinde ise yeni gelişmeler yaşanmakta. Yetim Victor, küçükken istismara uğramış ve büyüdüğünde kadınları çekiciliği ile tuzağa düşürüp öldüren bir seri katil olmuş. Ancak ağına düşürdüğü genç kıza duyduğu aşk genç adamı geçmişi, inançları ve işlediği suçlarla yüzleşmek zorunda bırakıyor.

    Danny Boyle bilinçaltında

    Trainspotting ve 5 Oscar ödüllü Slumdog Millionaire gibi sevilen filmlere imza atan Danny Boyle’un yönettiği ve James McAvoy, Vincent Cassel, Rosario Dawson ile Danny Spani’nin oynadığı ‘Trans’, karakterleri kadar izleyenlerin de bilinçaltlarında gezinen bir psikolojik gerilim. Film düşmeyen temposu, etkileyici müzikleri ve çoklu karakterleriyle Danny Boyle filmlerinden hoşlananlara istediklerini veriyor. Simon, çok başarılı bir müzayede memuru. Birkaç milyon dolarlık bir tablonun çalınması için bir suç çetesiyle anlaşarak çalınan tabloyu saklıyor. Kafasına aldığı darbe sonucu hafızasını yitirdiğinde de tablonun yerini hatırlayamıyor. Çetenin lideri çözümü Simon’ın bilinçaltına inmekte buluyor. Psikolojik tedavilere ve onlarca işkenceye cevap vermeyen Simon bir hipnoz uzmanı ile geçmişinde derinlere inmeye başlıyor. Artık Simon için geçmişteki tutkularının canlanlanma zamanı.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı