Hani rüşvet bitmişti

Hürriyet Haber
05.09.2013 - 09:54 | Son Güncelleme:

Tatilcilerin sınırda çektikleri çile şimdilik sona erdi ama öfke ve kızgınlık dinmedi. Çileyi çekenler Hürriyet’e mail yağdırıyor. Bunlardan biri de Damla Yağmur... Bulgaristan kapısında tam anlamıyla eziyet görmüş. Saatlerce kuyrukta beklemek bir yana, kötü muamele de görmüş, haraç da ödemek zorunda bırakılmış. Siz de yaşadıklarınızı avrupa[at]hurriyet.com.tr adresinden bize yazın, yayınlayalım....

Beş dakika dediler, yarım saat sürdü
Ayşe Cemre:
İzinden yeni döndük. Dönüşte İpsala gümrüğünde bizi kenara çektiler. Neden diye sorduğumuzda her geçen 10 arabadan birinin arama için kenara çekildiği söylendi. Arabayı kenara çektik ve ne istediklerini sorduk. Polis bizden arabayı boşaltmamızı istedi, ailem tekrar neden sorduğunda ise aynı cevabı aldık. Tüm arabayı boşalttık. Eşyaları kontrol bile etmediler. Beş dakikalık iş dediler, yarım saat bekledik. Ve o sırada arabaları saydık. Tam 19 araba geçti ve hiçbirini kenara çekmediler.

İğneyi kendimize batırmalıyız
Mümin Şahin:
Bu Sıla Yolu çilesi ile hep başkalarını suçlamayalım, biraz kendimizde de suç arayalım. Bencil insanlarız, kendimizden başkasını düşünmüyoruz bu böyle sürdüğü sürece bu kuyruklar bitmez ikiye katlanır. Bu konuda biz önce iğneyi kendimize batırmak lazım, sonra da çuvaldızı başkasına. Size garanti veriyorum bizim vatandaşımız bu yıldan ders almaz ve seneye aynı olayları yine yasarız.

Dünya izlerken AB ülkeleri eziyet ediyor
Özlem Görgülü:
Yıllardır Türkiye’ye arabamızla gidiyoruz. Her yıl olay yaşanır ancak bu sene, olaylar bir türlü bitmek bilmedi. Gidişte Hırvatistan’da 81 Cent’lik otoyol ücreti ödemek zorunda kaldık. Ücretimizi tam 81 Cent olarak ödedik. Görevli, o kadar kızdı ki, 1 Cent’i yere düşürdü. Bizim aklımıza bir şey gelmedi. Dönüşte, yaklaşık 70 kilometre yakınında olduğumuz için Yunanistan’ı tercih ettik. Oraya yaklaştığımızda polis bize, uzun kuyruk olduğunu ve başka bir sınır kapısına gitmemizi söylerdi. Biz memurun abarttığını düşünüp yolumuza devam ettik. 19 kilometreyi 17 saatte aldık. Sınıra geldiğimizde, Türk tarafında 10 memur, Yunan tarafında ise bir memurun çalıştığını gördük. Bu birçok Alman vatandaşı için de bir eziyet. Dünya bakıyor. Bu bir AB ülkesi.
Sırbistan’da tuvalet bulamadık. Her taraf pislikti ve her yer idrar kokuyordu. Benzin istasyonları çöplük gibiydi. Aynı şekilde AB üyesi olan Hırvatistan’da da benzer manzara vardı. Benzin istasyonları çöplük ve tuvaletler kokudan girilmiyor. Bir kadın olarak yol kenarında ihtiyacımı gidermek zorunda kaldım. Hırvatistan’da aynı yerde yine 81 Cent ödemek zorundaydık. Bu sefer 2 Euro verdik ancak paranın üstünü alamadık. Her yıl 1 milyon insanın geçtiğini yani 1 milyon arabanın geçtiğini düşünüp hesap ederseniz, 1 milyon Euro yapıyor. Benzin istasyonlarında fiyatlar bizlere abartılarak ödetiliyor. Çünkü herkes deposunu doldurmak zorunda. Avusturya’da ise çok kötü otoyollara ücret ödemek zorunda kalıyoruz. Bir de 120 Euro’luk para cezasıyla karşılaştık. Anlaşılan vinyette, doğru şekilde yapıştırılmamıştı. ADAC, cezayı ödememizi tavsiye etti. Ben hem Hürriyet’in hem de AB komisyonunun konuyla ilgilenmesini istiyorum. Her yıl biz Türk vatandaşlarının her ülkede, dolandırılmaları kabul edilemez. Herkes sadece izliyor. Yunanistan sınırındayken, Alman hükümetini de arayıp yardım istedim. Telefona çıkan Beyefendi telefonu yüzüme kapattı. Bu normal mi?

Beklerken iğrenç şeylere tanık olduk
Hamit Akbay:
30 Ağustos günü Enez’den yola çıktık. İlk durak İpsala idi ve 20km’lik kuyruğu görünce Kapıkule’ye geçtik. Orada toplam 15 saat bekledik. En iğrenç durum ise daha sıraya yeni girmişken camı açtırıp, ‘1 km bekleme sıranız kaldı önünüz açık’ diye duygu sömürüsü yapıp bizden para isteyen aşağılık şahıstı. Sırada beklerken iğrenç şeylere şahit oluyorsunuz, son model arabayla gelip tüm çöplerini (kavun karpuz kabukları dahil) yola atanlar, kapıları açık müziğin sesini oldukça açan, sırayı tutmayıp sürekli önünüze geçmeye çalışanlar, sanki o ortamda 1 arabayı geçmekle eline bir şey geçecekmiş gibi. Şoför oğlunu polis talimatı ile önüne 2 araba bıraktı diye azarlayan anneler. Bu konuda çuvaldızı biraz kendimize batırmamız lazım, özellikle Hırvat tesislerindeki tahribat inanılmazdı, tuvaletler bozulmuş, kapakları sökülmüş, ben aynı güzergahtan gitmiştim, tertemizdi. Orada beş para harcamadan Türkiye’den getirdikleri yiyeceklerini yedikten sonra 5 metre ötede duran çöp konteynırları yerine yerlere atanlar, asfalta sakız atanlar vs… Utandım resmen. Ondan sonra oradaki insanların bizi niçin sevmediklerini sorguluyoruz. Bulgar benzin satıcısının yüzüne bakarak arkadaşı ile görevliye Türkçe küfür edeni gördüm... Sonuç olarak sorun iki taraflı, hem yetkililer sıra ayarını iyi yapmayıp insanlar kaderleriyle baş başa bıraktılar, hem de bazı kendi vatandaşlarımız yurtdışında ülkesini temsil ettiğini unutup kötü imaj için elinden geleni yaptılar. Biraz aynaya bakmakta fayda var...

İnsanların ses çıkarmaması zoruma gitti
Damla Yağmur:
Bulgaristan’a gelene kadar Türkiye yolculuğumuz iyi geçti. Biz akşam 7 civarı Bulgaristan kapısına ulaşmıştık. Bizimle beraber bir sürü araba vardı. Kuyruk gittikçe uzuyordu. Bekle bekle, sonunda pasaport kontrolüne geldik. Oradaki adam pasaportlarımızı alıp, inceledi. Adam ondan sonra bizden “çorba parası” istedi. Babam da “ne çorba parası” diye sordu. Resmen şaşırmıştık. Adam sonra bize ya çorba parası ver ya da arkaya geç dedi. Biz de tabi ki de o çorba parasını kabul ettik. Bir pasaportun içine 5 euro koyup adama verdik. Adam açıp o beş euroyu görünce, sinirlenmez mi?! “Bu ne?”, diye kızdı. Sonra bize yine arkaya gitmemizi istedi. Mecbur arkaya çektik arabayı. Tabi ki pasaportlar o çalışan görevlide kaldı. Babam arabayı arkaya çektikten sonra, adamla konuşmaya gitti. Ama adam Nuh dedi, peygamber demedi. Konuşmasına bile izin vermiyordu. Yaklaşık 35 dakika sonra babam adama yaklaşık 400 euro verdi. Ancak ondan sonra bizim pasaportları geri verdi. Zoruma giden başka bir şey daha var. Bulgaristan kapısında onlarca Türk vardı ve eminim ki bizim gibi başka ailelerde çile çekti orda. Ama kimsenin sesi çıkmıyordu. Herkes Bulgaristan’daki adamların dediğini yapıyordu. Türk kapısındaysa herkes birbirine girmişti.

Levent Dağ: Fransa’da Saverne kazasında yaşıyorum. Yetti artık bitsin bu çile diyorum. Umarım sizin sayenizde duyulur bu şikayetimiz. Teşekkürler Hürriyet

Etiketler:


EN ÇOK OKUNAN HABERLER

    Sayfa Başı