Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hani Kıbrıs’tı?

<B>ŞU</B> soruyu sormak boynumun borcudur.<br><br>Zaten sırf benim değil, bir nebze vicdan ve biraz mantık sahibi olan herkesin borcudur.

Hani Türkiye Güney Kıbrıs Yönetimi’ni tanımıştı?

Hani ‘Ek Protokol’ü imzalamak Rum kesimini resmileştirmek anlamına geliyordu?

* * *

ÖYLE, zira ‘ulusalcı cihet’ bunun böyle olduğuna dair vaveyla kopartmadı mı?

İktidarı KKTC’yi ‘satmakla’ suçlayan yazıların mürekkebi taptaze durmuyor mu?

Aynı tür demeçlerin kayıt bantları daha tozlanmamış arşivlerde alesta beklemiyor mu?

Dışişleri müsteşarı koltuğunda oturduğu dönemde, Roma sefaretimizin gönderdiği ve Kardak kayalıklarının hukuken Yunanistan’a ait olduğunu doğrulayan kriptoyu gizlemiş bir Onur Öymen, o sıra kendisini eleştiren gazetecileri ‘áli menfaatlerimizi baltalıyorlar’ diye patrona şikayet ettiği yetmiyormuş gibi, 31 Temmuz’daki CHP ilçe kongresinde de, ‘Kıbrıs, Girit gibi feda edilecek noktaya gelmiştir. (...) ‘Katma Protokol’un imzalanması fiili tanımadır’ diyerek demagojiyi ve dezenformasyonu en zirve noktaya vardırmadı mı?

Zaten şu an dahi, dün Türk ordusunu kastederek ‘İşgale nihayet, Kıbrıs’a hürriyet’ diye bağıran ve şimdi ‘kızılelma’ kemiren ‘Karanlıkçı Maocu’lar antici nara atmıyor mu?

Eeh, peki?

* * *

EVET evet, tabii ki ‘eee, peki’, çünkü madem ‘Ek Protokol’ünü imzalamakla Rum Yönetimi’ni tanımıştık, o halde Topluluk neden iki buçuk haftadır sırf bu işle uğraşıyor?

Brüksel’in poposunda hangi çuvaldız cız ediyor ki, AB iç bünyede kavgaya tutuşup, 3 Ekim’de Ankara’yla başlayacak müzakereler öncesi ortak deklarasyon kotarmaya çalışıyor?

Zaten, dün bu satırları yazdığım sırada metin henüz tam kesinlik kazanmamıştı ama, söz konusu deklarasyon niçin Türkiye’ye aşağı yukarı, ‘görüşmeler nihayetinde üyeliğe ulaşmak için diğer tüm üyeleri tanımış olmak gerekir’ türü bir cümleyle hitap edecek?

‘Yirmi beşler’ deli ve divane mi? Rahat onlara batıyor mu?

Ortak Pazar başkentleri kendi kendilerine işkence yapacak ölçüde mazoşist mi?

* * *

ZİRA, madem bizim aymazların yalanına göre eğer ‘Ek Protokol’u imzalamakla Güney Lefkoşa’yı kabullenmiştik, o halde defterin zaten çoktan kapatılmış olması gerekirdi.

Yorgan gittiğine göre kavga da bitmiş demektir ve Brüksel’e el ovuşturmak kalır.

Oysa şu işe bakın ki, iç politika bezirgánı Fransa bir yana, Papadopulos Bey hiç durmadan, ‘Türkiye Kıbrıs’ı tanısın’ diye tutturuyor. Son ana kadar su koyvermek istiyor.

Yani, ‘Girit gitti’ (!) palavrasını bizzat ‘palikarya’ (!) yakınması berhava ediyor.

Bu nesnel gerçeği haykırmak biraz vicdan ve mantık sahibi olan her insanın borcudur.

* * *

VE bizlere ne mutlu ki, 3 Ekim 2005 tarihinde ülkemiz hayati bir viraj dönecek.

Türkiye, özgürlük ve refah coğrafyasına giden ‘uzun, ince yol’a ‘i-l-k’ adımı atacak.

Ancak o yol tabii ki inişli çıkışlı, kavgalı dövüşlü, kazalı patinajlı bir seyir izleyecek.

Burada çelme takmaya çalışacak öğeler ise asla ‘harici’lerle sınırlı kalmayacak.

Tersine, bilhassa, onlardan güç alacak ‘dahili’ unsurlar ortalığı hep birbirine katacak.

Dün, ‘Kıbrıs Girit oldu’ demagojisiyle ‘gaz vermeye’ yeltenenler yarın, haftaya, aya, seneye, böylesine dezenformasyon ve komplo teorilerini ibadullah tekrarlayacaklar.

Ama sağlam durursak gerçekler eninde sonunda dayatacak ve iftiraya şamar indirecek.

Tıpkı, ‘başlamaz’ iddiasına rağmen müzakerelerin başlayacak olması gibi!

Tıpkı, ‘tanıdık’ yalanına rağmen ‘tanımadığı’mızı bizzat AB’nin tescil etmesi gibi!

Ufkumuz engindir, yeter ki geniş açıdan ve sahtekárlığa kanmadan bakmasını bilelim.
X