Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hangisi kuş?

MAZOŞİZMİN álemi yok! Kerbelá meczupları gibi dövünmenin ise hiç álemi yok!

Yani demek istiyorum ki, sırf muhalefet olsun diye; sırf "anticilik" olsun diye; sırf láf olsun ve torba dolsun diye sergilenen gevezeliğin ve fesatın da bir sınır var ve olmalı.

Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti devletinin, hükümetinin ve merciilerinin "kuş gribi" konusunda bugüne dek takındığı tavır ve uyguladığı pratik "esas olarak" doğrudur.

Kabul, "esas olarak" diye altını çizmek ihtiyacını duydum, zira tabii ki "ufak, tefek" eleştirilecek noktalar bulunuyor ama, bunlar yine de o "esas"ı değiştirmez.

Neden mi?

* * *

EN önce, her şeyden önce, daha Manyas’taki ilk "vukuat"ın ortaya çıktığı andan itibaren ülkemiz bir "açık toplum" görünümü sundu. Bununla ancak ve ancak iftihar ederiz!

Nitekim, "paniğe meydan veriliyor" diye iç bünyede yine haksız yere eleştirilmek pahasına, devlet ve hükümet otoriteleri söz konusu olayı gizlemek yöntemini seçmediler.

Tam aksine, ilkin, dobra dobra bilgilendirmeyle kamuoyunu tehlikeye karşı uyardılar.

Sonra da, uluslararası alanda hangi tutum gerekiyorsa, ona harfiyen riayet ettiler.

Eğer, salgının başladığı bir Vietnam’ın, bir Çin’in, háttá bir Tayland’ın uzun, upuzun bir "hasır altı" siyaseti izlediği ve ancak iş feláket boyutuna ulaştıktan sonra tedbir aldığı ve gıdım gıdım enformasyon sızdırdığı hatırlanırsa, Türkiye’nin "açıklığı" göz çıkartıyor.

Buna kör bakanların o gözüne ise meşe ağacından kıymık batırmak gerekiyor.

Zaten, Ankara’nın yukarıdaki yaklaşımı istisnasız tüm uluslararası kurum ve devletler tarafından övgü konusu oldu. Kimse tek kelime eleştiri getirmedi.

Pekii, bugünkü durum farklı mı?

* * *

HAYIR, değil! En azından, şu ana kadar değil! Tersini iddia eden iftira atmış olur.

Ben hepsini internetten saat be saat izliyorum, bakın bakalım Cenevre’deki BM "Dünya Sağlık Örgütü"nün; Roma’daki yine BM "Gıda ve Tarım Teşkilátı"nın; Brüksel’deki AB Komisyonu Komiserliği’nin bültenlerine, doğu bölgemizde başlayan ve heyhat yayılan yeni salgın konusunda Türkiye’ye şöyle veya böyle "ihtar" veriliyor mu?

O kurumlar ki, küredeki her ülkeyi pertavsız altında denetlerler ve ne kimseye "iltimas geçerler", ne herhangi bir "çürük"ün kara kaşı, kara gözü için "sağlam" raporu yazarlar.

Ve, onlar hem "Ankara tüm uluslararası standartları uyguluyor" diye yazıyorlar; hem de kendi labaratuvarlarına gelen örneklerle, ülkemizdeki tahlilleri aynen doğruluyorlar.

Romanya’da, Ukrayna’da, Bulgaristan’da yaşandığı gibi zıt sonuçlar ortaya çıkmıyor.

Dolayısıyla, söz konusu "sıhhi güvenilirlik" yukarıdaki "açık toplum" erdemimizle bütünleştiği için, ülkemizin ve halkımızın bununla ikinci defa daha iftihar etmesi gerekiyor.

* * *

EVET evet, burada bir "sıhhi güvenilirlik"ten; daha doğrusu, henüz refah toplumları düzeyinde olmasa dahi yine de belirli bir "sağlık kurumlaşması"ndan söz edebiliriz.

Hayvan itlafındaki kısmi titizliği veya, sırf görevlilere değil, kümes sahiplerine dahi maske ve eldiven dağıtımını burun kıvırarak küçümsemek, nankörlüğün daniskası olur.

Tamam İsveç falan değiliz ama, nereden nereye geldiğimiz de artık biraz dank etsin!

Zaten o mazoşist ve láf ebesi "antici"ler de zahmet buyurup, aynı operasyonları yine Romanya yahut Bulgaristan’da görüntülemiş tv arşivlerine bakıp, bizimkileriyle kıyaslasınlar.

* * *

PEKİ, hiç eleştirilecek yan yok mu? Háttá, sonsuz teşhir edilecek yön yok mu?

Olmaz olur mu, tabii ki var! Ve bu, yine "esas olarak" farklı, noktada odaklanıyor.

Yani "köylü toplum"un kendi "kuşluğu"nda ötüyor ki, konuyu yarına bırakıyorum.
X