Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hangi tarikat sosyalizmden yanaydı

“Sol ile İslam bağdaşır mı” sorusu son dönemde sıkça telaffuz edilir oldu.

Bu tartışma yeni değil; on yıllardır yanıtını arayan bir soru. Bırakın bağdaşıp bağdaşmadığını bundan 100 yıl önce Melamiler, “Balkan Sosyalist Melami Federasyonu” kurmak için çok çaba harcadı. Melamiler’in sosyalizmle ilişkileri konusunda ne yazık ki hiç araştırma yapılmadı. Bu da Sol’un bu topraklara ne kadar yabancı olduğunu gösteriyor aslında...


Önce bir tespit:

Bir aydın düşünün ki; 50 yıllık yazı yaşamı boyunca hep müstear ad kullanmak zorunda kalsın. Marksizmle ilgili onca kitaba ve çeviriye imza atmış bir
entelektüelin hayatı aslında bu topraklarda solun ne derece baskı altında olduğunun bir delilidir.

“Kerim Sadi” ve “A.Cerrahoğlu” (1900-1977) adını sol literatürü birazcık bilenler hemen tanır. Asıl adı neydi: “Nevzat Cerrahlar” mı yoksa “Ahmet Nevzat Cerrahoğlu” mu? Bir önemi var mı; bu benzersiz, sessiz, ünsüz, “İnsaniyet kütüphanesi”nin kurucusu, adam gibi adamın yazdıklarını anlamak için. Hayır!
Ama bu hafta, hayatı sürgünlerde, polis takiplerinde, yoksulluklar içinde geçmiş bu Marksist’in hikayesini yazmayacağım. Bir Melami Şeyhi’nden bahsedeceğim!
Ne alakası var demeyin; son günlerde "İslâmiyet solculukla bağdaşabilir mi?" gibi sorulara yanıt arayanlar ya da “bu izdivaç olmaz”; “Sol İslam’la bağdaşmaz” diyenler, bu toprakların büyük insanlarını tanımak/bilmek zorundadır.


Nasıl Melami oldu

Adı: Abdülaziz Mecdi Tolun.

1865’de Balıkesir’de doğdu.

Babası hafızdı; Hasan Efendi’nin iki eşinden on yedi çocuğu vardı.

İlk dini bilgileri babası ve dayısı –belediyede başkatip- Yahya Nef’i Efendi’den aldıktan sonra rüştiyeye gitti.

Yirmi yaşında öğretmen oldu. Balıkesir’de, Girit’te görev yaptı.

37 yaşında İstanbul’da ticarete atıldı.

Tarikatlara, tekkelere yani tasavvufa pek iyi gözle bakmıyordu. Şeyhlere uzaktı. Bir arkadaşının ısrarıyla gittiği Fatih Türbedarı Ahmet Amiş Efendi’nin sohbetinden etkilendi. Vahdet-i Vücut felsefesiyle tanışması hayatının yönünü değiştirdi.

Yaptığı iyilikleri -gösteriş olur endişesiyle- göstermeyen, yaptığı kötülükleri ise -nefsiyle mücadele etmek amacıyla- açığa vuran “Horasan Erenleri” Melamiler’den etkilendi. Dinciliğe karşı çıktıkları için ağır bedeller ödeyen Ömer Sikkini, Bünyamin Ayaşi, İsmail Maşuki, Hamza Bali, Nur’ul Arabi gibi “kutub”ların yoluna girdi.

Derisi yüzülerek öldürülen büyük Melami Ozan Nesimi ne diyordu:

“Ben Melamet hırkasını/ Kendim giydim eğnime
/ Ar ü namus şişesini / Taşa çaldım kime ne/ Haydar Haydar taşa çaldım kime ne
Sofular haram demişler/ Aşkımın şarabına/ Ben doldurur ben içerim /
Günah benim kime ne/ Haydar Haydar günah benim kime ne...”

Abdulaziz Mecdi (Tolun) kendini tanımak için, Balıkesir’e dönüp, evinden hiç çıkmayarak sekiz ayını cezbe halinde geçirdi. Yakınları aklını kaybettiğinden korktu. O ise düştüğü ilahi aşk ateşi içinden acısını gizleyerek çırpına çırpına çıktı. Kitaplar yazdı; kitaplar çevirdi.

Konya’ya taşındı; zahireci oldu. Zahire Borsası komiserliği yaptı. Sultan Selim ve Şerefüddin camilerinde dini-edebi dersler verdi; Hafız divanı okuttu.

Bir parantez açmalıyım: Konya’da Melamiler’in sohbet toplantılarına katılanlardan biri de, rüştiyede din bilgisi ile Arapça ve Farsça dillerini okutan; Hukuk Mektebi’nde Osmanlı medeni kanunu sayılan Mecelle-i Ahkam-ı Adliye dersi veren Ali Kemali Efendi’ydi. İttihatçı’ydı. Mebusluk yaptı. Kurtuluş Savaşı döneminde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Konya başkanıydı. Ve Ankara’daki ulusal güçlere karşı ayaklanan dinci Delibaş Mehmet tarafından Konya’da şehit edildi. Yani, Ali Kemali Efendileri bilmeden-tanımadan “Sol ile İslam bağdaşmaz” denilebilir mi?


Parantezi kapatıp devam edelim.

Abdülaziz Mecdi (Tolun), sadece ticaretle ve tasavvufla ilgili değildi. Politikti. İttihatçı’ydı. 1908’de Balıkesir’den İttihat ve Terakki Fırkası listesinden mebus seçildi. Şimdi buraya bir virgül koyalım...


İştirak’ta İslam-sosyalizm tartışması

1908 (II. Meşrutiyet) Temmuz Devrimi Osmanlı topraklarında köklü bir değişime neden oldu. Osmanlı sosyalistleri bu hürriyet havasından yararlanıp ardı ardına dergiler çıkardı.

Bunlardan biri de, Hüseyin Hilmi’nin çıkardığı “İştirak” adlı haftalık dergiydi. İlk sayısı, 16 sayfa olarak 26 Şubat 1910’da Cumartesi günü yayınlandı. Dergi adının alında şu atasözü yazılıydı: Biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar!

Derginin ağırlık konusu, sosyalizm ile İslamiyet’in benzerliğiydi. Tefeciliği karşı çıkmak; yoksula zekat vermek; din-ırk ayırımı yapmadan herkesi kardeş saymak gibi benzer-ortak noktalar vurgulandı; Kur’an ayetleri ve Hz. Muhammed hadislerine dayanılarak sosyalizm anlatılmaya çalışıldı.

Kuşkusuz bu makaleler karşıt yayın organlarında sert yazılara neden oldu. Örneğin Şurayı Ümmet’te Alaeddin Cemil, sosyalistlerin servetin eşit olarak bölünmesini talep ederek, aslında yağmacılık yapmak isteyen zehirli bir mikrop olduklarını yazdı.

Osmanlı’nın ilk sosyalist yayın organı İştirak sert makalelerle yaylım ateşine tutulurken yardımına kim koştu dersiniz:

İttihat ve Terakki içindeki Melamiler’in lideri Abdulaziz Mecdi (Tolun)!

“Mutedil sosyalizm gerçekleşebilir”

“A.Cerrahoğlu”, 1964’te “İslamiyet ve Osmanlı Sosyalistleri” adlı 30 sayfalık broşür kitabını çıkardı. Abdulaziz Mecdi (Tolun) Efendi’nin, sosyalizmi nasıl anladığı ve ne dereceye kadar kabul ettiğini; sosyalist “İştirak” dergisinin dördüncü ve beşinci sayılarındaki (6 ve 13 Mart 1910) “Düşün” başlığı altındaki iki makalesini analiz ederek yazdı.

Sözü A.Cerrahoğlu’na bırakalım:

“Mecdi Efendi, Batı dünyasındaki ekonomik, sosyal ve ahlaki çöküntüyü tenkit ediyor; kapitalist medeniyete çatıyor; ve hadislere dayanarak sosyalizm ile İslamiyet’i belli sınırlar içinde ve işçi sınıfının aktüel meseleleri bakımından uzlaştırmaya çalışıyordu.

Mecdi Efendi’ye göre işçinin haklarını korumak insanlık icabıdır. İşçi sınıfının haklarını korumağa ve kafalarını aydınlatmaya çalışan Osmanlı sosyalistleri, insanlığa karşı önemli bir görev yerine getirmiş oluyorlardı.(...)

Onun inancına göre, memleketimizde sosyalizm bundan ileriye adım atamazdı. Atarsa hem sosyalistler hem memleket bundan zarar görürdü.(...)

Görülüyor ki, Mecdi Efendi sosyalizmi mutedil ve aşırı olarak ikiye ayırıyor; ve İslam dininin mutedil sosyalizmle rahatça bağdaşabileceği tezini savunuyor.

İslam’da sosyalist esaslar bulan Mecdi Efendi’ye göre, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde, mutedil bir sosyalistlik gerçekleşebilir ve gerçekleşmelidir.”

Marksist A.Cerrahoğlu’nun hayatı, sosyalizmle ile İslam’ın bağdaşır olduğu tezini yazıp çizmekle geçti...

Abdulaziz Mecdi Tolun Melamiler içinde sosyalizme inan tek kişi miydi?

Hayır.


Sosyalist Melami Federasyonu

Kerim Sadi/A.Cerrahoğlu gibi kadri kıymeti bilinmeyen bir diğer Marksist Abidin Nesimi’dir. “Yılların İçinden” adlı anı kitabında Melamiler’le ilgili şunu yazdı:

“Balkanlar’da ya sosyalist bir federasyon ya da İslami bir sosyalist Melami federasyonunun kurulması gerekliydi. Sosyalist federasyonu (Alman sosyalist) Parvüs Efendi önermişti ve sosyalist Melami federasyonu da Romen, Makedon, Sırp, Ulah, Rum, Yahudi kısaca Rus Çarlığı’na karşı olan unsurlara dayandırmayı istiyordu. İslami sosyalist Melami federasyonunun temsilcisi Üsküp’te yerleşmiş olan Muhammed Nur’ul Arabi idi.

Miralay Sadık Bey, Yüzbaşı Şabanağa, Terlikçi Salih Efendi hareketi, 1912 Halaskar Zabitan Hareketi, Şeyhülislam Cemalettin Efendi’nin çabaları İslami Sosyalist Melami Federasyonu kurmak istediğinin sonuçlarıdır.”

TKP’nin kuruluş aşamasında Melami etkilerinin olması da şaşırtıcıydı.

Şöyle...

Abidin Nesimi’ye göre; Melamiler’in İstanbul’daki şeyhi Terlikçi Salih, Sadrazam Mehmet Şevket Paşa’ya yapılan suikast dolayısıyla tevkif edilip Sinop’a sürüldü. “Sinop’ta (geleceğin TKP lideri) Mustafa Suphi ile konuşmuş ve Mustafa Suphi’yi etkilemiştir. Mustafa Suphi’nin ‘İslamcı Masonluğu’ yani Melamiliği bu görüşmeler sonucudur.”


TCK 163’den yargılanan Marksist

Sonuç:

Melamiler’in sosyalizmle ilişkisi araştırılmaya muhtaçtır.

“Melamilik ve Melamiler” araştırmasını ilk yapan kişi, tasavvuf dünyasını en iyi bilen tarihçi Abdulbaki Gölpınarlı idi. Yıl: 1931!

Gölpınarlı, polis raporuna göre TKP’ye katılan ilk öğretim üyesiydi; dolayısıyla 1944 “Komünist Tevkifatı”nda cezaevine atıldı. Duruşmalarda “Müslüman Sosyalist” olduğunu hiç saklamadı.

Gölpınarlı’yı kim sosyalist yaptı; hocası Fuat Köprüyü değil herhalde! Melamiler mi?

Evet sol ve İslamiyet ilişkisinin tarihi araştırılmalıdır.

İlginç bilgiler bulunacağından eminim. Baksanıza; Hikmet Kıvılcımlı, dini politikaya alet etmekten (Eski TCK 163) yargılanan ilk Marksist’ti! Suçu; Eyüp Sultan’dan çıkan cami cemaatine sosyalizm ile İslam’ın ortak noktalarını anlatmasıydı.

Mihri Belli ve Doğan Avcıoğlu birlikte Roger Garaudy’nin “Sosyalizm ve İslamiyet” kitabını çevirmedi mi? Cemil Meriç’in yazdıklarını göz ardı etmemek gerekir.
Uzatmaya gerek yok.

Sol ile İslam’ın “nikah işlemi” konusunda toptancı makaleler yazmak yerine bu toprakların tarihini iyi bilmek gerekir.


BİR BAŞKA MALATYALI: HRANT YEGAVYAN

 

Bu toprakların insanlarını köksüzleştirmek istiyorlar.

“Hrant Dink’i unutturmayacağız” diyenler ısrarla bir gerçeğin üstünü örtüyor.

Hrant Dink’in siyasi duruşu hiç dile getirilmiyor.

Oysa...

Hrant Dink sosyalistti.

O büyük yürüyüşün; kardeşlik ülküsünün yoldaşlarından biriydi.

Ne yazık ki bugün; Hrant Dink neoliberal çevrelerin eline esir düşürülmüştür.

Evet, Hrant Dink unutturulmayarak iyi yapılıyor ama diğer yandan onun politik yönü hatırlanmıyor bile.

Sürekli etnik kimliği öne çıkarılıyor.

Hrant Dink sadece Ermeni kimliğiyle anılabilir mi; anlatılabilir mi? Bu aslında ona saygısızlık değil mi?

Bu anlatım aslında bu topraklardaki kardeşlik duygusunu yok etmek isteyenlerin elindeki en önemli silah değil mi?

Bakınız...

Size bir başka Hrant’tan bahsedeyim:

Hrant Yegavyan!

Hrant Dink gibi o da Malatyalı’ydı.

Arapgir doğumluydu. 19 yaşındaydı. Tıbbiye öğrencisiydi. Sosyalistti. “Ermeni komitacı” olduğu iddiasıyla İstanbul Beyazıt Meydanı’nda 1915’te idam edildi.
Bu “Ermeni Komitacı”nın son sözü ne oldu bilir misiniz:

“Yaşasın Sosyalizm!”

Kürt kardeşe mektup

Bakınız...

Türk’ü aşağılayıp Ermeni’yi, Kürt’ü yücelterek kardeşliği sağlayamazsınız.

Duygusal sözlerle; büyük güçlerin gölgelerine sığınarak kardeşlik inşa edilemez.

Hrant Dink bunu biliyordu. Bu oyuna gelmedi.

Bakın 1 Haziran 2004’te Agos’ta ne yazdı:

“Yüz yıl önce Ermeniler bekliyordu İngiliz-Fransız ittifakını.

Şimdi Kürtler bekliyor Amerikan-İngiliz ittifakını.

Osmanlı topraklarında yüzyıl önce oynanan oyun bu kez Irak topraklarında sahneleniyor.

Hiçbir emperyalist ülke, bir milletin kara kaşı, kara gözü için onu kurtarmaya gitmez. O önce kendi çıkarını düşünür. İşine geldiğinde de anında satar, arkasına bile bakmadan çeker gider.

Nitekim, yüz yıl önceki o beklentiler, o umutlar Ermeniler açısından tam bir hüsranla sonuçlandı işte. Beklentinin gerçekleşmemesi bir yana, varlığını o zamana dek belli bir millet sistematiği içerisinde sürdürebilen Ermeni halkının büyük bir bölümü yok edildi; bir milletin kökünün kazınmasına vesile oldu. Koca halkın Anadolu üzerindeki tüm izlerinin silinmesine kapı aralandı.

İyisi mi sen gel ey Kürt kardeşim.

Sen gel şu işi bir bilene sor. Şu Ermeni kardeşinin bilirkişiliğine güven. Böylesi savaş ortamlarına güvenme.

Bil ki bu savaş ortamları zalimlerin nezdinde bitirilmemiş hesapların da kökten çözüme kavuşturulduğu tuzak fırsatlardır.

Bu tuzağa düşme...”

Bunları yazan Hrant Dink neoliberallerle aynı safta olabilir mi?

Sosyalistler’in yoldaşıydı

Hrant Dink’in safı belliydi:

O, Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda sosyalizmi savunduğu için dayak yiyen Erzurum mebusu Varteks Efendi’nin yoldaşıydı.

O, İstanbul’da idam edilen sosyalist Dr. Bene Torosyan’ın, yazar Keğam Topuzyan’ın, öğretmen Tovmas Tovmasyan’ın yoldaşıydı.

O, Beyrut’ta Spartakist hareketin kurucusu İstanbul doğumlu Artin Madeyan’ın yoldaşıydı.

O, Nazi infaz mangasının 1942’de Fransa’da kurşuna dizdiği Adıyaman doğumlu şair komünist Misak Manuşyan’ın yoldaşıydı.

O, 1944-47 tevkifatlarında yakalanıp ağır işkencelerden geçirilen TKP merkez komitesi üyesi Aram Pehlivanyan’ın yoldaşıydı.

O, Büyükadalı komünist bakkal Barkef Şemikyan’ın yoldaşıydı.

O, hayatları sürgünde geçmiş sosyalist Jak-Vartan İhmalyan kardeşlerin yoldaşıydı.

O, TKP’nin gizli çekmecelerini yapan marangoz Sarkis Usta’nın yoldaşıydı.

O, 1 Mayıs 1977’de Taksim’de ezilerek ölen Garabet Ahyan’ın yoldaşıydı.

O, 1951 Komünist Tevkifatı’nda Ermeni olduğu için en ağır işkencelere uğrayan Hrant oğlu kalorifer tesisatçısı Vahe Damgaciyan’ın yoldaşıydı.

O, yüz binlerce Türk, Kürt, Ermeni, Yahudi, Rum, Laz, Gürcü, Çerkez vs. sosyalistlerin yoldaşıydı...

Üç-beş neoliberal Hrant Dink’i bu yoldaşlarından koparamaz.

X