"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Hangi erkek ister birlikte olduğu kadının bedenini cümle alem görsün?

Benim için Asuman Krause'ydi. Tanışmadan önce. Tanıştıktan sonra Asuman oldu. Çünkü kafasını, düşünce biçimini, olaylara yaklaşımını, modernliğini beğendim. Beni ikna etti. Onu tebrik ediyorum. Ama Serkan'ı da.

Serkan kim mi?

Serkan Şedele. Asuman'ın sevgilisi ve Türkiye'nin ünlü fotoğrafçılarından biri.

Fotoğrafları o çekmedi. Nedenini yan tarafta okuyacaksınız. Ama bilin diye söylüyorum, adam o kadar iyi ki, Deniz Akkaya ‘‘Projeyi kabul ederim, fotoğrafları Serkan çekerse...’’ demiş. Ama Asuman böyle bir şart bile ileri sürmemiş. Çünkü onun profesyonellik anlayışında yok böyle bir şey. İlk puanını buradan aldı! Peki, sevgilisi tepki göstermedi mi?

Göstermiş ama ‘‘Niye ben çekmiyorum?’’ diye değil.

Başlıktaki cümle yüzünden!

O yüzden Serkan'ı da tebrik ediyorum ya. Hakikaten bunu kaldırmak, Türk erkek yapısına pek uymuyor. İnşallah sonuna kadar dayanır da beni mahçup etmez!

Asuman'a gelince son zamanlarda tanıdığım en şeker kız. Bir de inanılmaz güzel. ‘‘Soyunma’’ fiili bile ne kadar irite edici bir eylemken, bu kızla yukarı çıktı. Demek ki böyle de soyunulabiliyormuş! Ne avam ne banal ne müstehcen ne de ucuz. İki şeyi özellikle hoşuma gitti. Ekstra bir zeka göstergesiydi. Biri, pornografinin insanın yüz ifadesinde şekillendiğini söylemesi; diğeri ise, giyinikken de zaman zaman insanın kendisini çırılçıplak hissedebileceğini ifade etmesi. Bu arada riya da yok kızda! Kendisini istediği için soyunduğunu açıkça söyleyebiliyor. Milletin ona ‘‘Sen teşhircisin’’ demesine fırsat vermeden, ‘‘Evet kendimi sergiledim’’ diyor. Sevgilisinin ne düşündüğünü öğrenmek istiyorsanız bir zahmet yandaki bölümü okuyacaksınız...


Sevgiliniz aynı şeyi yapsa tepkiniz ne olurdu...

- Eğer vücudu iyiyse....

Serkan Şedele'nin değil mi yani?

- Aile kavgası mı çıkarmak istiyorsunuz! Tabii ki iyi de. Genel anlamda bir erkeğin çıplak resim vermesi zor, onu kastediyorum. Kadın bedeni kadar fotoğrafa gelmiyor...

Diyelim ki çektirdi. Ne yapardınız?

- Bilmiyorum ama kıskanırdım. Sevgilim de kıskanıyor. Profesyonel bir fotoğrafçı olarak değil, erkek arkadaşım olarak. Başından beri projeye sıcak baktığını söyleyemem. Ama ben de ona dedim ki, lütfen mesleki gözle bak, öyle yorum yap, ‘‘On numaralık iş!’’ dedi. Bunu söyleyen adam, siz de biliyorsunuz ki, bu ülkenin en iyi fotoğrafçılarından biri...

Sevgiliniz bir iş adamı olsaydı...

- Düşünmek bile istemiyorum! Serkan, çok özel bir adam olmasına rağmen, ki onu bu yüzden seviyorum, çekime bir gün kala inanılmaz rahatsız oldu. Hangi erkek ister, birlikte olduğu kadının bedenini, cümle alem görsün?

Peki siz bu özel adamı bu yüzden kaybetmeyi göze alabilir misiniz? Bu takvim yüzünden ayrılır mısınız mesela...

- Bana, ya ben ya bu takvim diye şart koşmadı. Eğer öyle bir şart koşsaydı da... Biliyor ki, ben işimi yapıyorum.

İyi de işinizi sevgilinizden daha mı çok seviyorsunuz?

- İkisini aynı kefeye koymuyorum ki. Farklı seviyorum. Şöyle de bir şey var tabii: Ben bugünlere işimle geldim. Çok da pembe bulutlarda dolaşan, ‘‘Evet o benim sevgilim, sonunda erkeğimi buldum’’ diyen bir kadın değilim. Gerçekçiyim. Bana güveniyorsa, beni biliyorsa tamamdır diye düşünüyorum. O yapsaydı evet kıskanırdım ama destek olurdum.

Peki neden şöyle demediniz: Tamam bu takvimi yaparım ama fotoğrafçı benim sevgilim olacak...

- Aaa işte o da benim Alman tarafım! Deniz Akkaya, ‘‘Yaparım ama Serkan çekecek’’ demiş, benim sevgilimden söz ediyor yani! Ben öyle biri değilim. Deniz'i eleştirmek için söylemiyorum. Bu sizin kendi projenizse yapabilirsiniz, şu adamla çekmek istiyorum diyebilirsiniz ama teklif bana geliyor ve ‘‘Olay budur’’ deniyor, ‘‘İstersen’’. Yani ben şımarıklık yapamam. Dünya starı olsam da yapmam. Kafam böyle çalışıyor. Ekibe güvendim, muazzam bir elektrik aldım, sonuçları görünce de yanılmadığımı anladım!


KİMİN İÇİN SOYUNDUN?


Böyle soruyorlarmış Asuman'a. O da Moris'den söz ediyormuş! Ama Moris, Zürih'te yaşayan olağanüstü çekici bir erkek değil. Dünyanın dört bir yanına nam salmış bir saat firması. (Moris Lakrua diye okunuyor, Maurice Lacroix diye yazılıyor. Bir türlü adam gibi telfuz edilemediği için söyleyeyim dedim!) Peki bu takvim projesi nereden çıktı? Senem Çapa'nın başının altından! Çünkü Maurice Lacroix, onun müşterisi. 2002 için farklı bir şey yapmayı planlamışlar. Gazetecileri toplayıp İsviçre'deki saat fabrikasına götürmek, yani bir basın gezisi düzenlemek onları pek açmamış. Daha heyecan verici bir şey yapmak istemişler. Diyeceğim, halkla ilişkilerci Senem Çapa ve ünlü yönetmen Çağatay Karaçizmeli bu projeyi birlikte gerçekleştirdiler. Renoir, Matisse, Manet, Goya gibi ünlü ressamların tablolarından esinlenip, benzerlerini çekmek ise Çağatay Karaçizmeli'nin fikri. Senem Çapa'yı, Çağatay Karaçizmeli'yi, Taşo Toprak İdiz’i, Hakan Öztürk'ü ve ekibin geri kalanını kutlamaktan başka yapılacak hiçbirşey yok!


SOYUNURKEN NELER DÜŞÜNDÜM

Çıplak poz vermek teklif edildiğinde aklınızdan ilk geçen neydi? a) Eyvah! Kıyamet kopacak b) Allahtan vücudum güzel, onların hepsi görecek! c) Alehyime bir sonuç doğabilir mi acaba? d) İyi bir para kazanma fırsatı e) Ya popom güzel görünmezse? f) Bu fotoğraflardan sonra kesin daha ünlü olurum g) Ucuz bir kadın gibi algılanır mıyım?

- Kıyamet kopacak diye düşünmedim. Hiç! Ama vücudum güzel, onların hepsi görecek dedim! Alehyime döner mu bu iş? Düşündüm, 15 saniye kadar! Ama fotoğrafları gördükten sonra içim rahatladı. Evet, tabii ki iyi bir para kazanma fırsatıydı. Popoma gelince... Hiçbir şüphem yok, şahane olduğunu biliyorum! Daha da meşhur olurum dedim, yalan söylemem icap etmiyor değil mi? Ucuzluk aklımdan bile geçmedi. Evet, tabii ki Türkiye benim vücudumu tartışacak. Bundan daha doğal ne olabilir?
X