Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hangi cinsellik?

<B>TABİİ</B> ki eşcinsellik de dahil, ben önyargılardan arınmış bir insanım.Tabu, mabu tanımam. <B>‘Yerleşik değerler’ </B>atmasyonu vız gelir, tırıs geçer.

Elálemin kemeraltı tercihleri asla ve asla benim üstüme vazife değil, üstelik de bin şükür, hiçbir zaman ahlák zaptiyesi copu sallamak fantazması yaşamadım. Dolayısıyla, nasıl ki her koyun kendi bacağından asılır, her yatak çarşafı da kendi leğeninde yıkanır. Başkasının suya çivit atmaya kalkışması sululuk olur.

O halde, cinselliğe ilişkin genel yaklaşımımı tek cümlede özetleyeyim:

Mutlaka bedenen reşit ve mutlaka zihnen sağlıklı bireyler arasındaki, yine mutlaka gönüllü her birliktelik ‘m-e-ş-r-u’dur ve gerisi fasafisodur.

*

BUNLARI söyledim ya, eminim, bazı zavallılar şimdi yine bendenizin açığını yakalamak için alesta bekliyordur.

Zira, ‘Le Monde’ gazetesinin Türkiye muhabirliğini yürüten ve eşcinsel olan Jean Pierre Thieck yıllar önce AIDS belásından öldüğünde, ben, onun bu kimliğini ve bu hastalığını hiç saklamadan, sevgili arkadaşımın anısına yazı kaleme almıştım.

Vay, sen misin bunu yazan, yukarıdaki zavallılar hemen ağızlarına dolayıverdi.

‘Ben diyorum taka tuka, o anlıyor mantar tıka’ hesabı, eh Thieck can ciğer arkadaşıyım ya, o halde mutlaka ben de ‘yumuşak’mışım (!).

En berbat haltların karıştırılmasına rağmen riyakárlığın kol gezdiği maço kimlikli toplumlarda böyledir, fikri ve siyasi hasımlarına belden aşağı da vuracaksın.

Yalanmış, iftiraymış, çirkeflikmiş ziyan yok, attığın çamurun izi kalır.

*

AT be birader, tamam at da, bari biraz tumturaklı at!

Artık teneşirin paklayacağı yaşa gelmesine rağmen ömrü billah kadınların dayanılmaz cazibesinden kendini kurtaramamış; bu yüzden başı binbir beláya, derde ve gaileye girmiş; üstelik de, yirmi yılın ötesine dağılan bir zaman sürecinde farklı farklı annelerden dizi dizi ve boy boy çocuk peydahlamış bir adama ‘yumuşak’ mumuşak demeye kalkışmadan önce bir destur getir. Láfını sonra yumurtlarsın.

Gördüğün, bildiğin, duyduğun bir şey varsa da, dobra dobra söyle!

Meraklanma, bu satırların yazarı hayatında aslını ve astarı asla saklamadığı için eğer loyloylukla uzaktan yakından en ufak ilgisi olmuş olsaydı, senden çok daha önce ve sırf ‘aykırılık’ taşıdığı için, kasten bire bin katarak damdan basbas bağırırdı.

Burada şorololuğun ebedi avukatı kesilirdi ve tabulara yine yüklenirdi.

Nitekim, hiç sağı solu olmadığı içindir ki, örneğin, Zeki Müren öldüğünde cihan-ı álem hazrete övgü düzerken o, ‘Bursa’daki sağır sultanın bile bildiği şeyin göz çıkartmasına rağmen bunu hep inkára kalkışması; üstelik, kadınlara yönelik ‘çapkınlığı’ (!) masalını uydurması beni daima ifrit etti’ diye yazmaktan çekinmedi.

Zaten, çirkef atarak başkasının ‘erkekliğini’ hadımlamaya yeltenmek rezilliği, esasında, af buyurun, aslında popo korkusu duyan ve ‘refule homoseksüellik’ denilen ‘bastırılmış eşcinsellik’ arazından mustarip olanlarda yaygındır.

Eh, tekrar af buyurun, böyle bir korkusu olan orasına kına yaksın.

*

FAKAT evet, dün olduğu gibi bugün de, yok travestilikmiş, yok lezbiyenlikmiş, yok ablacılıkmış, yok fetişistlikmiş, yok geylikmiş veya yok geyiklikmiş falan, bütün bu ‘azınlık cinsellikler’ini (!), ‘çoğunluk cinselliği’nin (!) onlar üzerinde baskı ve tahakküm uygulamasına; birer paryaymışçasına dışlamasına karşı savunuyorum.

Ahlákiyetse işte benim ahlákiyetim, daha doğrusu etik anlayışım bu!

En başta sözünü ettiğim reşitlik, özürsüzlük ve gönüllülük şartlarını mutlaka ve mutlaka saklı tutmak kaydıyla, o ‘çoğunluk’a mensup birisi olarak o ‘azınlık’ı sahiplenmeyi vicdani bir görev addediyorum.

*

ÖYLE, çünkü Allah’a şükür, ben, ‘Eşcinsellik sınıflı toplumla başlamıştır’ herzesini yumurtlayan ‘Karanlıkçı Maocu’ kadar cahil, aptal ve gerzek değilim!

Övünmek gibi olmasın ama, kadim Yunan veya Etrüsk’ün cinsellik tarihinden Osmani yahut Farsi ‘saray muhabbeti’ adetine; oradan da Foucault cildinden Freud kitabına, konuya ilişkin olarak yazılmış sayfalar ve sayfalar yuttuğumdan, buradan yola çıkarak yaklaşımımı, Voltaire’in, ‘Fikirlerinize tümden karşıyım, fakat bunları özgürce ifade edebilmeniz için ölmeye hazırım’ düsturu çerçevesinde belirliyorum.

Tabii burada, yukarıdaki kelimeleri göreceleştirip şunu söylemem gerekiyor:

‘Azınlık cinselliklerinizi paylaşmıyorum, ama sizin o cinsellikleri özgürce yaşayabilmeniz için mücadele edeceğim.’

Benim ahlaki dürüstlüğüm bu ve ‘ahlaksız’ diyenin de alnını karışlarım.

*

ANCAAK, en başta bir dizi ‘gay’ ve ‘lezbiyen’, o ‘azınlık cinsellikleri’ne mensup olup da çizmeyi tam aşanlar; yani biz sıradan fanilerin ‘normal’(!) addettiği ‘çoğunluk cinselliği’ni (!) ‘hor görüp’ (!) bir de zeytinyağı gibi üste çıkmaya kalkışanlar yok mu, işte orada kafamın tası çok fena halde atıveriyor.

İçimden Tophaneli ağzımı açıp, malûm ‘i’ edebiyatını döktürmek geliyor.

Haftaya bunu bir ‘hayvanat bahçesi kuşu’ olayıyla anlatacağım.
X