Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hamasi tarihi sevmek, dizi yasaklamak

HATIRLAYAN çıkar mı, bilmiyorum, yönetmen Mustafa Altıoklar’ın bir filmi vardı, ‘İstanbul Kanatlarımın Altında’ isimli.

Aslen kendine kanat takıp Galata Kulesi’nin üzerinden atlayan ve Üsküdar’a kadar uçtuğu söylenen Hazerfan Ahmet Çelebi’nin uçuşunun öyküsüydü anlatılan ama filmde dönemin padişahı Dördüncü Murat ve onun özel hayatı da epey merkezi bir yer işgal ediyordu.
Modern İstanbul’un ‘Emirgan’ semtine ismini veren Pers emiri ile 4. Murat arasındaki ‘özel’ ilişkiden filmde söz ediliyor diye o zaman kıyametler kopmuştu.
Hatta İslami kesimin ‘entelektüellerinden’ biri olarak o zamana kadar sol kesimlerde bile saygı gören dönemin Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Şükrü Karatepe filmin Kayseri’de gösterilmesini engellemiş; 4. Murat’ın emir ile homoseksüel ilişkisi olmadığını kanıtlamaya çalışan Akit gazetesi ise ‘O bir oturuşta bir danayı yer, yüz kiloluk pehlivanları tek eliyle kaldırır, bin metre öteye ok atar, çok ağır gürzleri havada sallardı’ tadında bilgiler bize vermişti.
* * *
Tarih derslerinden şikayet etmeyenimiz yoktur, ‘Bize savaş ve antlaşma tarihlerini ezberletiyorlar’ diye her fırsatta yakınırız ama tarihin başka türlü anlatılmasını, hele hele kurgusal roman ve filmler yapılmasını da nedense hiç sevmeyiz.
* * */images/100/0x0/55eb2333f018fbb8f8ada93f
Benzer bir şey Can Dündar’ın ‘Mustafa’sının da başına geldi. ‘İnsan’ Atatürk’ü anlatmaya çalıştı diye, üstelik tarihi gerçekleri hiç bozmadığı, onlara tamamen sadık kaldığı halde Can Dündar’ı da bir başka kesim neredeyse linç etti.
Mustafa filminin yazı dizisini yayımlıyor diye Milliyet gazetesi 30 bin okuyucu kaybetti. Bağnazlık bu boyuttaydı.
* * *
Şimdi aynı filmi bir kez daha, bu sefer geçen çarşamba akşamı Show TV’de başlayan Muhteşem Yüzyıl dizisi sebebiyle seyrediyoruz.
Diziyi beğenirsiniz, beğenmezsiniz, tarihi gerçekleri çarpıttığını söyleyebilirsiniz, başka bir sürü şey söyleyebilirsiniz, sonuçta burası özgür bir ülke olmaya özenen bir ülke.
Ama kurgusal bir çalışma olan, belgesel olma, hele hele tarihe tamamen sadık kalma iddiası hiç olmayan, sonuç olarak da haftada bir gün 60-70 dakika insanlar hoşça vakit geçirsinler diye yapılan bir diziyi yasaklamaktan söz etmeye başladığınızda işler değişir.
Memleketin biri ‘Başbakan Yardımcısı’ diğeri ‘Kültür Bakanı’ sıfatını taşıyan iki bakanı gazeteciler sorunca dizi hakkında ileri geri konuşmaktan geri durmuyorsa, görev alanına bütün TV yayınlarını denetlemekten sorumlu RTÜK de giren Başbakan Yardımcısı, ‘Kanunlar çerçevesinde diziyi yasaklamak için çaba sarf etmek’ten söz ediyorsa, işler değişiyor tabii.
Ben size söyleyeyim, Muhteşem Yüzyıl dizisi artık bitmiştir. 2011 yılında Türkiye bir TV dizisini ‘mahalle baskısı’ ile yayından kaldıracaktır. Bundan adım gibi eminim.
Pek yakında RTÜK bu kanal üzerinde ciddi bir baskı kuracak, olur olmaz para cezaları, yayın durdurma cezaları yağmaya başlayacaktır kanala.
Zaten yeterli gücü olmayan kanal da, haksız baskılara direnmek yerine, daha yayınlandığı ilk gün ciddi bir seyredilme oranıyla başarısını kanıtlayan bu diziyi ya bir anda yayından kaldıracak ya da yavaş yavaş ölmesi için gerekeni yapacaktır.
Bülent Arınç’ın o sözlerinden sonra başka türlüsü düşünülemez bile.

Emirgan’ın adı nereden geliyor?

MADEM tarihten başladık, bir kısa anekdotu da vereyim.
4. Murat, İran seferi sırasında Erivan’ı da kuşatmıştı. Şehrin komutanı Emir Güne Han isimli bir Pers’ti ve Osmanlı’ya kaleyi teslim etti.
Onun bu tutumu üzerine 4. Murat, emiri sefer sonuna kadar yanında tuttu, İstanbul’a getirdi ve ona bugünkü Emirgan semtini hediye etti.
Emir ile padişahın arkadaşlığı çok özeldi. Emirin adı olan ‘Güne’nin Osmanlıcadaki anlamları üzerine çok sayıda sokak esprisi ve argosu üretildiği rivayet edilir.
Ve bütün bunların sonunda semtin adı söylene söylene Emirgan’a dönüşmüş.

Bir teşhir operasyonu daha/images/100/0x0/55eb2333f018fbb8f8ada941

CENNET vatanımızda bazı alışkanlıkların, özellikle de kötü alışkanlıkların hiç değişmediğini görmek insanı üzüyor.
Bakın dün İstanbul polisi bir ‘fuhuş’ operasyonu daha yaptı; aralarında şu veya bu sebeple ‘ünlü’ olmuş bazı insanların da bulunduğu bir grubu gözaltına aldı. Bu gözaltılar da hemen ilan edildi, isimler tek tek duyuruldu, gazetecilerin gözaltına alınanların fotoğraflarını çekmesi, hatta onlar emniyet binasına girip çıkarken
ayaküstü birkaç soru sorulması da sağlandı.
Dramatik kurgu tamam. İnsanlar teşhir edildi.
Operasyon bitti!
Şimdi önümüzdeki günlerde polis bu insanların telefon görüşmelerinden alıntıları sızdıracak, belki ifadeler de sızacak, magazin sayfaları bayram edecek.
Ya sonra? Sonrası meçhul.
Gelin spor olsun diye bu ‘operasyon’u baştan sona izleyelim, ben bunu kendime
iş edineyim.
Bakalım dün ‘fuhuş çetesi’ olarak teşhir edilenlere dava açılacak mı, mahkemede ne olacak? Yargılama ne kadar sürecek?

X