Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hamas-Hizbullah-Müslüman Kardeşler zincirine karşı

TUNUS’tan sonra ama Mısır’daki ayaklanmadan kesinlikle önce, Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın açıklaması var:<br><br>“Mısır’da istikrarlı bir hükümet var.”

Bu tek cümle Amerika’nın o büyük projelerine rağmen, nasıl yanıldığının açık göstergesi. Clinton’ın açıklamasının mürekkebi daha kurumadan Mısır patlıyor.
Yine de, Tunus belki değil ama, iki ileri, bir geri, Orta Doğu’da Amerika atağa geçmiş durumda.
Ufukta bekleyen tehlike, radikal İslam. Ona karşı ılımlı İslam projesi.
O tehlikenin işaret fişekleri, üçlü. Filistin’de Hamas, Lübnan’da Hizbullah, Mısır’da Müslüman Kardeşler örgütleri. Üçü de, radikal İslam. Üçü de, kanlı eylemlere imza atmış.
TEKNOLOJİ VE DEMOKRASİ
Amerika yaklaşan bu tehlikeyi savuşturmak amacıyla, halk ayaklanmalarını desteklemeye başlıyor. Bugün yıkılmaya yüz tutan rejimlerin yıllardır arkasında durmuş bile olsa.
Ayaklanmaların adını da, demokratikleşme koyuyor.
Amerika’ya yardımcı olan, kendisinden bağımsız bir alem var. Teknoloji, internet, iletişim. İnsanlar kendi çevrelerinde ve dünyada olup biteni artık o anda öğreniyor ve bundan etkileniyor. Son olarak dün Yemen’e de sıçrayan ayaklanmalarda iletişimin etkisi müthiş.
Dünyanın bu coğrafyasında yaşayan insanlar yarım yüz yıldır insan yerine konulmadıklarının nihayet farkına varıyor.
Halkların bu farkındalığı ile Amerika’nın radikal İslam tehlikesini önleme çabası çakışıyor.
Radikal İslam yerine, Amerikan projesi ılımlı İslam. Başkan Obama’nın Başbakan Erdoğan’ı araması boşuna değil.
Ve artık belli ki, Amerika için Mübarek’ten vazgeçme zamanı.
MISIR’A EMEK VERMEK
Oysa, Mısır’a çok emek veriyor Amerika.
Örneğin, 1970’ten bu yana, otuz yılda 44 bin Mısır subayı Amerika’da eğitimden geçiyor.
Örneğin, Mısır’a yılda 7 milyar dolar yardım yapıyor.
Örneğin, 1952’de Kral Faruk’un devrilmesinden sonra, sırayla Necip, Nasır, Enver Sedat, Hüsnü Mübarek’in arkasında duruyor. Arkasında durduğu kişiler değil, kokmuş otoriter rejimin kendisi.
Enver Sedat Kahire’de Müslüman Kardeşler tarafından öldürüldüğünde, bir tesadüf Amerika’dayım. Gözümle görüyorum, sokaktaki Amerikalı, Enver Sedat’ın ölümüne, babası ölmüş gibi üzülüyor. Mısır’daki rejimle Amerika o kadar iç içe.
Şimdi artık başka. Şimdi Orta Doğu’da oluşmaya yüz tutan radikal İslam zinciri var. Amerika radikal değil, ılımlı İslam’dan yana.
Latin Amerika’yı sosyalizme kaptırmış olan Amerika, Orta Doğu’yu radikal İslam’a kaybetmek niyetinde değil.
Kaldı ki, Orta Doğu’nun petrolü, doğalgazı ve Süveyş Kanalı var.

Barolar savaşı

ÖNCE 24 baro açıklama yapıyor, gazetelere ilan veriyor, HSYK ile Anayasa Mahkemesinin yeni yapısını eleştiriyor, anayasa değişikliğinin temelinde “AKP’nin yargıyı ele geçirmek” olduğu tezini tekrarlıyor.
İki gün sonra, bu kez 36 baro tam tersi ilanlarla anayasa değişikliğini ve onunla gelen yeni HSYK ve Anayasa Mahkemesini
cansiperane savunuyor.
Yüksek yargıdaki kutuplaşma, bölünme şimdi savunma makamına yansıyor.
Savunma, hukuka öncelik tanır, ölçüsü hukuktur. Hukukun çıkış noktası ise, insan haklarıdır. Savunma için taraf olunacak tek yer vardır, hukuktur.
Oysa, barolarda şimdi hukuk geride kalıyor, siyaset ön plana geçiyor.  Türkiye’deki her kurum gibi, barolarda da bölünme yaşanıyor, AKP’li barolar, muhalif barolar.
Bu ülkede her şey bölünüyor, her şey parçalanıyor, her şey kutuplaşıyor.
Koca Anayasa Başkanı bile, haddini aşarak, yüksek yargı organlarına fırça atıyorsa, barolar ilan vermiş çok mu?

Meclis’te ders var

VE bir sempozyum. Meclis Başkanlığı Meclis’te yasa yapma tekniği üzerine geçen gün bir sempozyum düzenliyor. Yasa nasıl yapılır?
Bu yasama dönemi bir kaç ay sona bitiyor, olsun, milletvekillerine yasa yapma tekniği ile ilgili yine de, ders vermekte beis yok. Meclis Başkanlığı dediğin böyle olur.
Anlaşılan, Meclis Başkanlığı bakıyor ki, milletvekilleri dört yıl boyunca, nasıl yasa yapılır, işin içinden pek çıkamamış, o nedenle en iyisi kurs vermek.
Meclis’te şu anda görüşülen Torba Yasa tam 72 ayrı yasada değişiklik öngörüyor.
Neden 72 yasayı bir torbaya atıp, bir seferde değişiklik yapılıyor? Milletvekilleri bu sorunun yanıtını veremiyor.
Onun için, sempozyum şart. Atı alan Üsküdar’ı geçmiş bile olsa.

X