Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hamal da bir, milyarder de

ELEKTRİKLE başlıyor, doğalgaz ile devam ediyor zamlar.

Araba, cep telefonu, içki ve sigarada vergi artışı adıyla devam ediyor. Zam yarışına piyasa da katılıyor, sebze ve meyve fiyatları pazarda iki kat artıyor.
Zamlarla ilgili Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “zamlar yoksul insanlarla ilgili değil” diyor. Doğru, yoksul insanlar elektrik ve doğalgaz kullanmıyor, onlar karanlıkta oturuyor, üşüyor, ocaklarında yemek pişmiyor. Telefonla konuşmuyor, sigara içmiyor, sebze, meyve yemiyor, Arınç bir anlamda haklı, çünkü onlar yoksul. Yemezler, içmezler, görmezler, konuşmazlar.
Zamların eski adı “ayarlama”, şimdi yeni bir ad bulunuyor, “güncelleme”.

AB GÜNCELLEMESİ

Bizimkilerin güncellemesine, AB de bir güncelleme yapıyor. AB’nin güncellemesi bizimkilerden farklı.
Örneğin, Türkiye insani gelişme endeksinde 2002’de 177 ülke arasında 88. sırada iken, şimdi 83. sıraya yükseliyor. Buna karşılık, yoksulluk sıralamasında 2002’de 102 ülke arasında 64. sırada iken, şimdi 56. sıraya iniyor. Yoksulluk riski AB ülkelerinde yüzde 5 ile yüzde 14 arasında değişirken, Türkiye’de yüzde 17’ye yükseliyor. Genç işsizlik oranı geçen yıl yüzde 19.1 iken, bu yıl yüzde 25.3’e çıkıyor.
AB İlerleme Raporunda ekonomiyle ilgili görüşlerin yansıtırken, altını olumlu çizdiği nokta, ekonomik krizin iyi yönetilmiş olması. Onun ötesinde bölüm bölüm kaygılarını dile getiriyor. Kamu maliyesi yönetiminde şeffaflık eksikliğini vurgulayarak, sanki bugünü görmüş gibi:
“Bu durum vergi gelirleri yönetiminde devletin vatandaşlara karşı hesap verilebilirliğini zorlaştırmaktadır” (Rapor, s.47).
Veremediği için, “güncelleşme” demek zorunda kalıyor.

KULLANAN ÖDÜYOR

Tüketim mallarına yapılan vergiler en adaletsiz vergiler.
Çünkü, elde edilen gelirle ilgisi yok. Her kullanan ödüyor.  Aynı parayı, aynı oranda hamal da ödüyor, milyarder de.
O nedenle, Bülent Arınç’ın yeni vergileri savunma mantığı suya düşüyor. Gerçekle uzak-yakın ilgisi yok. Bunu bilmek için, ayrıca iktisatçı olmaya gerek yok. Hayat bunu yeterince öğretiyor.
Sonuçta geldiğimiz nokta hepimiz açısından acı. Vergisi en yüksek benzin, vergisi en yüksek sigara, vergisi en yüksek telefon, vergisi en yüksek içki, vergisi en yüksek araba Türkiye’de.
Oysa, vergide adalet, gelir bölüşümünde adalet isteniyorsa, bunun yolları başka.

Hayatımız değişecek

ENERJİ Bakanı Taner Yıldız pratik hayatta 72 milyon insanı ilgilendirecek açıklamalarda bulunuyor. Günlük çalışma saatlerinin daha erkene çekilmesi, cumartesi günü de çalışma günü olması.
Yıldız’ın gerekçesinde, kalkınmak için hem daha fazla çalışmak zorunluluğu, hem de enerji tasarrufuna katkı ön planda geliyor. İkisi de, makul gerekçeler. Karar uygulanırsa, hayat hepimiz için değişecek. Bayramlarda uzun tatiller rafa kalkacak, günler yeniden programlanacak. Örneğin, cumartesi günleri okula gidilecek mi? Belki gidilecek, eskiden cumartesi çalışma günü iken, gidiliyordu.
Taner Yıldız’ın açıklamasında bir cümle dikkatimi çekiyor:
“Gün ağarması 6.20’de ise, mesai 7.30’da başlamalı, kültürümüzde de bu tür şeyler var”.
Doğru var, sabah namazından sonra dükkan açmak. Namazdan sonra da, resmi dairelerde ve özel kesimde iş başı yapmak.

Eyvah! Kurban Bayramı geliyor

Et fiyatları sessiz sedasız başını almış gidiyor. Üreticide 16 lira olan et marketlerde 38 ile 50 lira arasında değişiyor. Müthiş bir aracı karı.
Hayvan yeminin hammaddesi ithal ediliyor. Dolar artınca, yem fiyatı artıyor, yem fiyatı et fiyatını yükseltiyor. Yine de, et fiyatındaki artış yemdeki fiyat artışının çok üstünde. Kim o aracılar, nasıl, ne kadar kazanıyor? Harika bir soru.
Kurban Bayramı yaklaşıyor. Kurbanlık telaşı ile birlikte. Resmi açıklamalar “kurbanlık hayvan ithal edileceği” yolunda. Telaşa yer yok, yine de oralarda bir tedirginlik yaşanıyor.
Geçen yıl yaşanan kurbanlık karmaşası bu yıl şimdiden üç vermeye başlıyor.

İlerleme raporundan birkaç satır başı

Hepimizin canını acıtan satırlar var bu raporda. Özelikle yargı açısından.
-Sonuçlandırılamayan ceza davaları, bir milyon 400 bin dosya.
-Sonuçlandırılamayan özel hukuk davaları, bir milyon 100 bin dosya.
-Sonuçlandırılamayan idari davalar, 200 bin dosya.
Bu davalar ne zaman sonuçlanacak, adalet kaç vakte kadar gelecek?
-Cezaevlerinde tutukluların yüzde 47’si hakkında henüz hüküm yok.
Tutuklu her iki kişiden birinin suçlu olup olmadığı henüz belli değil, ama insanlar hapiste.
-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde 18 bin 432 başvuru var, çoğu adil yargılamayı ihlal iddiasıyla.
Gazetecilere açılan davalar, tutuklu gazeteciler, oto sansür, sık sık kapatılan internet siteleri, düşünce ve ifade özgürlüğü kısıtlamaları ötesinde, canımı acıtan bir satır:
“Çocuklar arasında yoksulluk oranı yüzde 24, kırsal kesimde aynı oran yüzde 49’a yükseliyor” (Rapor, s.33).
Kırsal kesimde çocukları dağa çıkmak için ikna etmek neden o kadar kolay?

X