"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Halifenin mayo giymesine dairdir

DİYORLAR ki:"Koskoca Halife Abdülmecit Hazretleri mayolu fotoğraf vermekten kaçınmıyor.

Ancak...

Bizim Tayyip Erdoğan ayağını suya sokarken bile fotoğraf çektirmiyor!

Bu ne iştir komşular?

Bir tarafta piyano çalan, resim yapan, kızlarının başı açık, çağdaş mı çağdaş Halife Hazretleri!

Diğer tarafta ise durumu malum Tayyip Erdoğan."


Devam ediyorlar ve biraz da "lisanı hal" ile şunları söylüyorlar:

"Tamam, Tayyip Erdoğan’ın piyano başında Brahms’tan, Schopen’den parçalar çalmasını ya da tuvali eline alıp fırçasıyla harikalar yaratmasını beklemiyoruz.

Tamam, kızlarının başının örtülü oluşunu da içimize sindirdik.

Peki ama şu mayolu fotoğraf vermekten kaçınmak da neyin nesi?

Ne yani?

Tayyip Erdoğan, son Halife Abdülmecid Hazretleri’nden daha mı Müslüman?"

***

İlk bakışta "Ulan! İşte şimdi Tayyip Erdoğan köşeye sıkıştı! Hadi bakalım! Bunun altından kalksın da görelim" dedirtecek denli güçlü gözüken bu yaklaşımın aslında bir fiskelik canı olduğunu söylemeliyim.

Nasıl mı?

Şöyle:

Yukarıdaki cümleleri sıralayanlar zannediyorlar ki:

"Halife" denilen adam, Müslümanlık dininin en doğru yorumunu tekelinde bulunduran, ayrıca hayatıyla örneklik teşkil eden adamdır. Yani bir tür ruhbandır ve yegane örnektir.

Böyle düşünenler fena halde yanılıyorlar.

Çünkü...

Osmanlı’da hilafet, alabildiğine politik bir kurumdur.

Bu yüzden "halifelik" dini bir makam değil, siyasi bir makamdır.

Batılılaşma cereyanına fena halde kapılan son Halife Abdülmecid de dini temsil görevinden çok siyasi temsil görevini sürdürüyordu.

Hem Halife’nin iddiası bu yöndeydi, hem de İslam dünyasındaki algılanışı böyleydi.

Yani...

"Koskoca Halife! Sen ondan daha iyi mi bileceksin" tarzında bir yaklaşım hiç de doğru değil.

***

Bir de şu var:

Aynı zamanda halife de olan bazı Osmanlı padişahları içkiye acayip düşkündü.

Nasıl ki buradan yola çıkarak...

"Ey ümmeti Muhammed! Ne diye Refik’in yerinde ya da Yakup’ta iki tek atmıyorsunuz? Siz Halife Hazretleri’nden daha çok mu Müslümansınız? Hadi bakalım: İçin bade, sevin güzel" denilemeyecekse...

Son Halife Abdülmecid’in yaşam tarzını da "iyi Müslüman olmanın yegane ölçüsü" olarak takdim edemeyiz.

***

Tamam...

Bugünkü dini hayatın neşesizliğinden, zevksizliğinden, estetiksizliğinden, incelikten uzaklığından, basitliğinden şikayet edelim.

"Dindarlık" iddiasında bulunanların köylülüklerini, hödüklüklerini, kabalıklarını, gayri medeniliklerini dilimize dolayalım.

Hatta...

"Şehir İslamı", "Köylü İslamı", "Büfeci İslam", "Lümpen İslam" gibi tabirler de geliştirelim.

Bunların hiçbirine itirazım yok...

Ben sadece "çağdaş yaşamı savunma mücahitleri"ne, "Halife Hazretleri’nin mayosu"ndan ekmek çıkmayacağını hatırlatıyorum.

Ah Dengir Bey ah

BİR süre önce şunları karalamıştım:

Bütün polemikçiler CHP’de toplanmış durumda. Alın işte Haluk Koç, tek kişilik ordu gibi. İşte Ali Topuz! Öyle ya da böyle ses getiriyor. Ya Kemal Anadol’a ne demeli? İktidarın sinirlerini oynatabiliyor. Peki buna karşılık AKP’de kim var? Kimse yok! Hepsi acayip kibar bir görüntü veriyor. Hepsi "okumuş çocuk" olma özentisi içinde. Şöyle doğru dürüst polemik çıkaracak, vurduğu yerden ses getirecek bir polemikçileri yok. Bu iş bile Başbakan Erdoğan’a kalmış durumda.

Evet, bunları yazmıştım.

Ve fakat...

Bugün Dengir Mir Mehmet Fırat Bey’in, CHP’li Haluk Koç hakkında sarf ettiği fevkalade yakışıksız sözleri görünce derin bir pişmanlık içine girmiş durumdayım.

Ah Dengir Bey ah!

Meğer sizde "vur deyince öldüren" bir tabiat varmış.
X