Hürriyet Cumartesi Haberleri

HÜRRİYET CUMARTESİ

    Halay çekmeyi de bilirim flamenko yapmayı da...

    Fotoğraf: Muhsin Akgün
    25.08.2017 - 13:03 | Son Güncelleme: 26.08.2017 - 09:06

    Geçen günlerde ‘Aşk Uykusu’ isimli bir pop albümü çıkaran Gizem; aslında Türk müziği okudu. Londra’da dil eğitimi gördü. Kısa süre önce 90 kilodan 55 kiloya düştü. “Ne yazık ki ‘Türkücü Mahmut Tuncer’in kızı’ başlıkları atılıyor. Benim tek vasfım bu değil. Ben Mahmut Tuncer’in kızıyım ama bunun yanında Gizem’im” diyen genç müzisyenle buluştuk, yeni albümünü ve mücadele ettiği önyargıları konuştuk.

    Halay çekmeyi de bilirim flamenko yapmayı da...

    İnsan Mahmut Tuncer’in kızı olunca şarkı söylemekten başka şansı olmuyor mu?

    - Dört kardeşiz; dediğin gibi bir şey olsa kardeşlerim de müzikle ilgilenirdi. Bu, genetik olarak geçiyorsa geçiyor, geçmiyorsa hepimize geçmiş olsun!

    Sizin evde çiğ köfte ve halay başrolde miydi?

    - Bizi sabah uyanıyor, önce çiğ köfte sıkıyor sonra halay çekiyor sanıyorlar.

    Halay çekmeyi de bilirim flamenko yapmayı da...

    Öyle değil mi?

    - Bu saçmasapan bir algı. Mesela babamın favorisi, Çin mutfağıdır. Tabii yöresel bir iş yaptığı için çıkıp “Istakozumu kırdım, geldim” diyemez. Bu söylediğim onun rol yaptığını düşündürmesin ama hayatı sadece çiğ köfte ve halaydan ibaret değil, bunu bilin. Bizim inanılmaz eğlenceli, her şeyle sonsuz dalga geçen bir ailemiz var.

    Halay çekmeyi de bilirim flamenko yapmayı da...

    Ünlülerle mi büyüdünüz?

    - Maalesef!

    Neden ‘Maalesef!’?

    - Annemin o yıllarda yapım şirketi vardı. Sanatçıların biri gelir, diğerini kötüler; “Bu kadar iğrenç bir insan olamaz” derdi. Sonra bir bakardım sarmaş dolaşlar! Yani insanların ikiyüzlülüklerini gördüm. Bu mesleğe girmek istediğim zaman annem, “Bu bir yalnızlık süreci, tek olacaksın, gerçek dostlarını anlamayacaksın” dedi. Doğruymuş.

    Halay çekmeyi de bilirim flamenko yapmayı da...

    Gizem Tuncer ve babası Mahmut Tuncer...

    “BİZ DE ÖRDEK YERİZ”

    Siz pop söylüyorsunuz. Bu yolda ‘türkücü bir babanın kızı’ önyargısıyla karşılaştınız mı?

    - E benden zılgıt ve halay bekleniyor. Halay çekmeyi bilirim ama flamenko da yaparım. Mesela Nihat Odabaşı’nın stüdyosuna gittimizde beni daha farklı biri bekliyordu herhalde, çekimin sonunda, “Biz de ördek yeriz” dedim. Yıkıyorum bu önyargıları. Babama da her zaman saygım var. Ben yer sofrasında da otursam eğreti durmam, bir otelin roof’unda arkadaşlarıma eşlik de ederim. Normal olan bu değil midir?

    Evde kimin sözü geçer?

    - Babam nazik bir adam, annemin sözü geçer. Sert bir kadındır. Bir şey dediği zaman o yapılmalı. Mesela küçükken okula gitmek istemezsem önce babama söylerdim. Annem duyarsa o okula kesinlikle gidilirdi.

    Halay çekmeyi de bilirim flamenko yapmayı da...

    Okulda çok dalga geçerlerdi, ağlardım. Hayatımı kilolu ve zayıf dönem olarak ikiye ayırdım.

    Hep varlıklı bir aile miydiniz?

    - Kendimize yetecek kadar... Babam Urfalı, annem Kıbrıslı. Ben İstanbul’da doğdum, büyüdüm. Anne tarafından dedem iyi bir işadamıydı. Kıbrıs’ta harpten kaçıp Türkiye’ye gelmişler. Annem ÖSS Türkiye üçüncüsüymüş. İngiliz Dili Edebiyatı mezunu. Erken yaşta babamla evlenmiş. Hâlâ da âşıklar, aynı odada, aynı yorgan altında yatarlar. 

    Müzik babanızın türküleriyle mi kanınıza girdi?

    - Bu insanın kalbinde olan bir şey. Küçükken karnem spor toto gibi birlerle doluydu ama müziğim, tiyatrom iyiydi. Güzel Sanatlar’a yöneldim. Pera Güzel Sanatlar Lisesi’nde tiyatro okudum. O sırada Erol Sayan’dan dersler aldım. Ardından Haliç Üniversitesi Türk Müziği Bölümü’nden mezun oldum. Yaz aylarında da Londra’da dil eğitimi aldım.

    Babanızla düet yapar mısınız?

    - Yapmayız! Birimiz armut, birimiz elma... Ne gerek var? O da istemez zaten.

    ANAOKULUNDAN BERİ DÜZENLİ ÂŞIK OLUYORUM

    - Yedi dövmem var. Sol koluma babamın imzasını yaptırdım, sol ayağımda anne ve babamın adı yazıyor.

    - Bizim içimizde aşk diye bir duygu var. Onu istediğimize veriyoruz. Anaokulundan beri düzenli âşık oluyorum. O zamanlar sınıfta ‘sümüklü Ararat’ vardı ona çok âşıktım, şimdi bunu okursa selam olsun.

    - Kime güvendiysem istisnasız kazık yedim. Artık bir insana güvenip hemen bir şeyleri paylaşmaman gerektiğini öğrendim.

    - Zaten evde Tuncer isminde bir ünlümüz var. Bu yüzden soyadımı kullanmadım. İstemediğim halde ‘Türkücü Mahmut Tuncer’in kızı’ başlıkları atılıyor. Benim tek vasfım bu değil. Tabii bunlar da konuşulacak, ben Mahmut Tuncer’in kızıyım ama bunun yanında Gizem’im.

    90 kiloluk bir ‘danazor’dum

    Eskiden kiloluymuşsunuz...

    - Evet ben bir ‘danazor’dum. Tam 90 kiloydum.

    Şimdi?

    - 55 kiloya düştüm. Eskiden okulda çok dalga geçerlerdi, ağlardım. Çok arkadaşım olmazdı. Hayatımı kilolu ve zayıf dönem olarak ikiye ayırdım.

    Ne farkı var?

    - Çok. Mesela bankaya gidiyorsun. İnsanların şişmana muamelesiyle zayıf olana göre farklı. Zayıf olana daha saygılı yaklaşıyorlar. Şişmana kötü davranılıyor. Bu yüzden artık kadınlar tek tip.

    Hangi noktada kilo vermeye karar verdiniz? Aşk acısı mı bu değişimin sebebi?

    - Bir sürü sebep var. Dünyadan haberi olmayan kadınlar karşıma geçip, “Tatlım yüzün çok güzel, keşke biraz zayıflasan” derlerdi. Bu hadsiz eleştirilerden sıkıldım. Bu arada bir erkek arkadaşım vardı, anlaşamadık, terk edildim. O sırada 80 kiloydum. Ayrılık sonrası ne bulduysam yedim. En sonunda kendime kızdım. Bu bir seçimdi.

    Nasıl kilo verdiniz?

    - Ayla Çelik, ablam gibidir, “Bu kiloyla olmaz” dedi. Şeyda Coşkun’la 2.5 ay çalıştım. Çok zordu. Midem jumbo boy valiz kadardı. Doymuyordum. Çok ağladım. Yürüyüşlere çıkıyorduk; bacaklarım, ayaklarım su topluyordu ama pes etmedim. 

    Erkekler açısından ne değişti?

    - İlk iki ay kendimi dünyanın en güzel kadını zannettim. Zamanla anlıyorsun ki erkekler her gördüğü güzel kıza bakıyor.

     

    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı