Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Haklı olmak yetmez...

Oktay EKŞİ

Allah için söyleyin: Ehliyetli bir kadro, tutar da kendi askerine -veya o askerin komutanlarına- basın aracılığıyla mesaj iletir mi?

Peki ya siz hiçbir ülkenin Milli Güvenlik Kurulu'nun üniversitelere talimat verme konumuna gelmeye kalkıştığını gördünüz mü?

Kaç gündür CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın hiç de uygun olmayan bir şekilde ortaya attığı ‘‘darbe’’ söylentileri yüzünden yaşadığımız anlamsız gerginlik yetmiyormuş gibi, şimdi bir de bunlarla meşgulüz.

Sanki işimiz yanlışlar koleksiyonu yapmak.

Nitekim Başbakan Mesut Yılmaz önce hiç kendisine yakışmayan bir şey yaptı: Tuttu Gürcistan'a götürdüğü gazetecilere ‘‘darbe’’ söylentilerini, bazı komutanların emeklilik ve terfi meselelerine bağlayan sözler söyledi.

Bunun ‘‘doğru’’luğu ‘‘yanlış’’lığı ayrı mesele... Önemli olan şu:

Bir an için sayalım ki dedikleri doğrudur. Çare, kendisine refakat eden gazetecilere dönüp dedikodu yapmak mıdır?

Yaparsanız, Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'nın yayınladığı gibi sert ve ağır bir açıklamayı hak edersiniz.

Böyle bir açıklamayı okuyan Başbakan, zerre kadar basiret sahibi olsa onun üstüne gitmez. Akıllıca davranır, otoritesini kürsüde değil, icraatta gösterir.

Tekrar ediyoruz:

Oysa Yılmaz, ANAP Grubu'nda konuşuyor. Orada esip savuruyor.

Söylediklerinin doğru olup olmadığı da ayrı bahis. Örneğin irtica ile mücadelenin gerçek sorumluluğunun askerlere değil, siyasi otoriteye, adıyla sanıyla söylemek gerekirse Başbakanlığa ve hükümete ait olduğu doğrudur. Keza mücadele ‘‘hukuka uygun yoldan’’ yapılmalıdır.

Ama unutmayalım ki irtica bugünkü boyutuna işte o ‘‘hükümetler’’ sayesinde ulaştı. Öyle olmasa asker bu işe bulaşır mıydı?

Öte yandan açık konuşalım: Silahlı Kuvvetler'in kendisini hükümetin iradesi dışında bir iradeye bağlı imiş -veya bağımsızmış- gibi algılaması veya takdim etmeye kalkışması kabul edilebilir bir tutum değildir.

Hele Milli Güvenlik Kurulu'nun kendi konumunu karıştırması, Anayasal sisteme de, demokrasiye de ters olur.

O nedenle tarafların kendi işlevlerini karıştırmamaları ilk ihtiyaçtır.

Keza bir başbakanın kendi ülkesinin Silahlı Kuvvetleri'yle polemik yapar hale gelmesi aklın hayalin alacağı bir yanlış değildir.

Sayın Mesut Yılmaz, geçenlerde Helmut Kohl ile başlattığı polemik olayındaki tutumunu bu olayda da sürdürmeye kalkmamalıdır.

Mesut Yılmaz'ın söylediklerinin bedeli sadece kendisine ödetilse ‘‘bana ne?’’ der geçersiniz. Oysa böyle ölçüsüz sözlerin ve davranışların bedelini hem millet hem de rejim ödüyor.

Bu basit gerçeği öğrenmek için çok geç kalmadık mı?













X

YAZARIN DİĞER YAZILARI