Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hakkari-Yüksekova hattı kendi modelini çiziyor

İKİ binden fazla kişi gözaltına alınıyor ya da tutuklu. Son bir buçuk ayda. Ama, Başbakan Erdoğan’a göre, “Kürt Sorunu yok”. Başbakan öyle diyor.

Aynı süre içinde çatışma ve saldırıda ölenlerin sayısı yirmiyi aşıyor. Ama, Kürt Sorunu yok. Başbakan öyle diyor.
Bölgeyi dolaştığınızda doğru, bir açıdan Kürt Sorunu yok. Bölge insanı artık otomatiğe bağlamış, “karşılaştığım her sorunu ben kendim çözerim, Ankara’ya ihtiyacım yok” havasında. Konu ne olursa olsun, onlara göre, çözüm artık Ankara’dan geçmiyor. Sokakta karşılaştığınız insanlar hep bu duyguyu taşıyor.
Giderek hayat tarzına dönüşen böyle bir ruh halinin siyasal tercümesini BDP eş başkanı Selahattin Demirtaş dile getiriyor:
“Türkiye tek Başbakanla yönetilemeyecek kadar büyük.”
BDP planını açıklıyor, Türkiye’yi yirmi beş özerk bölgeye ayırıyor.
SEN BANA KARIŞMA
Seçim meydanlarında pek konuşulmuyor. Sanki böyle bir sorun yok. Kasetler, hakaretler, dedikodular daha önemli.
İnsanlar ölüyor, insanlar tutuklanıyor. Adamlar aylardır “demokratik özerklik” diye bas bas bağırıyor, Türkiye’yi yönetenler aylardır bu feryada sesiz kalıyor. Bu vurdum duymazlık çok garip.
Söylenenler sanki bizi değil, başkalarını ilgilendiriyor.
Oysa, demokatik özerklik seçimden sonra hepimizi fena halde ilgilendirecek.
Aldığım duyumlara göre:
Demokratik özerkliğin ilk ilan edileceği yer Hakkari-Yüksekova hattı.
Ne demek bu? “Bu bölgede sen bana karışamazsın” demek.
Böyle bir girişime, şimdi olduğu gibi, sessiz kalmak mümkün değil. Ne olacak? Devlet müdahale edecek. Müdahale edince ne olacak? Söylemeye dilim varmıyor.
Bir bölge bütünüyle yavaş yavaş ülkeden uzaklaşıyor, kendine yeni bir yönetim modeli seçiyor ve “Kürt sorunu yok”.
Aklım almıyor.
İMRALI İLE KOPUK
Bu arada bir başka bilgi İmralı ile ilgili.
Bir ara İmralı’da Öcalan ile yoğunlaşan görüşmeler son haftalarda gevşiyor. Hatta, görüşmelere ara veriliyor.
Bunda Öcalan’ın keskin tavrı rol oynuyor. Bir zamanlar uzlaşmaya daha yatkın iken, son zamanlarda o çizgi kayboluyor. O yatkınlığın temelinde Öcalan’ın “acaba ev hapsine çıkar mıyım” hayali rol oynuyor. Umudunu kesmiş olmalı ki, açıklamaları sert.
Şimdi kimsenin oralı olduğu yok, oysa seçim sonrasında gündemin başına bu işler oturacak.

Yunus Yıldırım saç baş yoldurdu

“BU sene şampiyon görelim sizi / ölmeden mezara koymayın bizi / korkutmaz bizi musalla taşı / ölümüne seviyoruz biz Beşiktaş’ı.”
Kayseri’de önceki akşam Beşiktaş-İstanbul B.B. kupa finalini izliyorum. Beşiktaş seyircisi inanılmaz keyif veriyor. Bulduğu sloganlarla, futbolcusunu motive etmesiyle, duygusal itirazlarıyla Beşiktaş seyircisi bir alem. Maçı bırakıp seyirciyi izlemek, sosyolojik deneme niteliğinde.
Dün gazetelerin spor sayfalarına bakıyorum, maçın hakemi Yunus Yıldırım ile ilgili çelişkili yorumlar var. Bir bölümü beğeniyor, bir bölümü eleştiriyor.
Ben futbol teknisyeni değilim, ama gördüğüm kadarıyla, Yunus Yıldırım’ın çaldığı düdüklerin çoğu Beşiktaş aleyhine, Beşiktaş lehine çalması gereken düdükleri de, zaman zaman es geçiyor. Oturduğumuz yerde biz bile, verdiği kararlardan sonra saç baş yoluyoruz.
Beşiktaş taraftarı durumu tespit ediyor, koro halinde hakeme küfrediyor. Şimdi onları eleştirme zamanı. Taraftarın hakeme itirazını küfre dönüştürmesine de ben itiraz ediyorum, çirkin ve ayıp.
Avrupa’da yolun açık olsun Beşiktaş.

Yeni Şafak CHP’yi 12’den vuruyor

YANDAŞ ve hasdaş gazete Yeni Şafak’da bir kaç gün önce arka arkaya çıkan CHP haberleri, insana “helal olsun” dedirtiyor. CHP bu kadar mı iyi izlenir?
9 Mayıs’ta Yeni Şafak manşeti, “Mehmet Haberal’ın CHP Genel Başkanlığına oynayacağı” ile ilgili. Haberal zaten hapiste yemiyor, içmiyor, hep bu hesabı yapıyor, Demirel ile birlikte CHP’yi ele geçirmeyi planlıyor.
Ertesi gün Yeni Şafak hafif çark ediyor, 10 Mayıs’ta manşeti, “Haberal CHP’yi kuşatıyor”. Neymiş, Haberal eğer genel başkan olamazsa, “yirmi milletvekili ile CHP’den istifa” edecek ve gurup kuracakmış. En çok da, Süheyl Batum’a güveniyor-muş.
Bu kadar derin haberler akıllara durgunluk veriyor.
Seçim öncesinde muhalefeti yıpratma kampanyasını yine de anlamak mümkün. Yandaşlık bugünler için var. Ama, bunun da ölçüsü olur. Masa başında serbest atışlarla rezil olmak da var.

X