Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘Hakara, makara’ yapmadan birinci yılda 313 bin arkadaş edindim…

Twittre’daki 313 bin dosta selam. Başbakan “Hakara, makara yapıyorlar” diyor ama, biz “Hakara, makara” yapmadan birinci yılımızda 313 bin takipçiye ulaşmışız. Adeta bir dostluk zinciri kurulmuş. Neredeyse büyük bir gazetenin tirajı kadar önemli bir rakam. Twitter’in yayılışı her geçen gün artıyor. Ne dersiniz ikinci yılda 500 bini bulur muyuz?

Doğrusunu söyleyeyim hiç beklemiyordum. Twitter’e gireli 1 yılı biraz aştı ve bakınca 313 bin arkadaş edindiğimi gördüm. Bundan daha güzel ve heyecan verici bir şey yok. Düşünün, birçok gazeteden daha fazla tirajım var...

Kimi gerçekten beni seven, kimileri de belki sırf eleştirmek için izleyen, ancak tümü söylediklerime değer veren 313 bin takipçi... Üstelik Başbakan’ın dediği gibi “Hakara, makara yapmadan” bu rakama ulaştım.

Bazen dayanamayıp tepki göstermemem gerekenlere 1-2 defa cevap verdimse de, genelde Twitter arkadaşlarımla düzeyli bir diyaloğumuz oldu. Demek ki, küfürsüz de bu rakamlara ulaşılabiliyormuş.

Benim  Cem Yılmaz, Gülben Ergen gibi starlarla yarışacak halim yok ama bakalım, ikinci yılda 500 bin rakamına ulaşabilecek miyiz? 

 Beni seven, güvenen tüm dostlarıma  teşekkürler.

GS MAÇLARINA ARTIK KORKMADAN GİDİYORUM...
 
Galatasaray ikinci devre daha da dirildi. İlk devreye cılız başlamıştık. Maçlara korkarak gidiyorduk. Durum değişti, artık kazanan bir takım taraftarı olarak özgüvenle Ali Sami Yen’ e (Arena) koşuyoruz. Korkmuyoruz, aksine coşuyoruz.
 
Ünal Aysal başkanlığa seçildiğinde kuşkuyla bakanlar, şimdi herhalde utanıyorlardır. "Futbol dünyasını tanımayan bir iş adamı, bu işin altından kalkamaz "  diye burun kıvıranlar, şimdi herhalde "Vay anasına sayın seyirciler..." diyorlardır.
 
Ünal Aysal, lig başında tercihini  Fatih Terim'den yana yapınca çok eleştiri almıştı. Şimdi çok doğru bir şey yaptığı ortaya çıktı. Terim de gerçekten yeni bir başlangıç yaptı . Eski tatsız anıları geride bıraktı ve takımı toparladı.
 
İyi haberler sadece bu kadar da değil.
 
Başkanlık değişimi sırasında, kulübün 150 milyon dolarlık son derece ciddi bir kredi borcu vardı. 57 milyonu muaccel olmak üzere, toplam borç 327 milyon dolardı. Stadın 3 yıllık kombine-loca- sponsorluk gelirleri de harcanmış ve aylık, 16 milyon dolarlık sabit masraf karşılanamıyordu.
 
Son verilen rakamlar insanın içini açıyor. Kredi borçları 150'den 110 milyon dolara inmiş durumda. Aylık giderler karşılanabildiği gibi, toplam teminatlar 850 milyondan 552 milyon dolara, temlikler de 252 milyondan 110 milyon dolara gerilemiş .
 
GS ' de beton tutuyor. Taraftarın yüzü gülüyor.
          
ANAYASA MAHKEMESİ’NİN GARİP KARARI...
 
Anayasa Mahkemesi, uyuşturucu ve keyif verici madde alıp araç kullananların ehliyetlerinin süresiz geri alınmasını öngören kanun hükmünü iptal etti.

Gerekçesi ne olursa olsun, uyuşturucu alıp veya içki içip yola çıkanın, benim veya sizin hayatlarına karşı yarattığı tehlike affedilemez. Böyle bir durumda yakalanan kişinin bir daha araba kullanmasına izin vermemek gerekir.
 
Anayasa Mahkemesi kusurumuza bakmasın, ancak aldıkları kararın tam aksini düşünenlerin sayısı epey fazla.

HAKAN ŞÜKÜR LİG TV İLE KENDİNİ BULDU

Başladığı günden beri büyük bir dikkatle  izliyorum. Hakan Şükür, çok iyi bir performans gösteriyor. İşin içinden gelen, sahadakilerle empati kuran, yorumlarında seyirciyi tatmin eden bir yaklaşımı var. Gol kaçıran futbolcuyu, kendinden örnek vererek anlatması, neyin neden olabileceğini açıklaması, kafa atarken nelere dikkat edilmesi gerektiğini  söylemesi izleyiciyi  kendine bağlıyor. Gazeteciler veya hiç sahaya çıkmamış, top koşturmamış yorumculardan çok farklı ve daha gerçek bir anlatımı, sağlam bir duruşu var.

Ayrıca son derece düzgün bir Türkçesi ve çok iyi bir anlatımı var.  Yakında Rıdvan’ı geçerse hiç şaşman. Zaten baktım, her defasında  daha açılıyor.

NEDEN YORUMCU OLMASIN?
 
Hakan Şükür eğer Ak Parti’li olmayıp, bir başka partiden meclise girmiş olsaydı, Lig TV yorumculuğunu hiçbir şekilde tartışmayacaktık. Oysa bugün en çok konuşulan, en çok tartışılan gündem maddelerinden biri durumunda.
 
Bence Şükür, milletvekilliği görevini aksatmadığı taktirde, en iyi bildiği bir konuda yorumculuk yapabilmelidir.
 
Neden itiraz ediliyor, anlamıyorum.
 
Milletvekili olup gazetelerde köşe yazısı yazanlar yok mu?
 
Onlar yapınca iyi de Şükür yapınca mı kötü oluyor?
 
Hadi doğrusunu söyleyin. Aslında bir bölümümüz, sırf muhalefet yapmak için üzerine yürüyüyoruz, bir diğer bölümümüz de Hakan'ın aldığı parayı kıskandığımızdan dolayı sinirleniyoruz.
 
Yalan mı?

Bravo Hakan, bu işe mutlaka devam et...

İDDİANAME, SPOR'UN ŞIMARIK DÜNYASINI GÖSTERİYOR...
 
Şike iddianamesinin sayfalarını çevirdikçe, spor dünyasının yıllar boyunca ne kadar başıboş, ne kadar  şımarık, hoyrat ve kendine özgü bir “Mafyalaşma” içine girdiğini anlıyorum.
 
Meğer bu adamlar, denetimsizliğin verdiği rahatlıkla har vurup harman savurmuşlar. Kimseye hesap vermeyeceklerinden öylesine eminlermiş ki, fütursuzca hareket etmişler.
 
Sizler de okuyor ve hayret ediyorsunuzdur.
 
Ne biçim ilişkilerdir bunlar?
 
Sadece para değil, tam bir mafya düzeni kurulmuş. Al takke ver külah. Kuşkulanıyordum da bu kadarını tahmin edemiyordum.
 
Spor dünyasının kendine bu kadar güvenmesinin, "Bize kimse dokunamaz!" yaklaşımının temelinde, devlet bürokrasisi, politikacılar yatıyor. Kimi, gönül verdiği renklere yardımcı olmak için, kimi şöhretli bir futbolcu veya kulüp başkanı ile samimiyetine gölge düşmemesi için, bazıları da korkularından bu “Mafya”ya hiç dokunmamış.  Onlar da boş buldukları sahada top koşturmuşlar.
 
Çok basit bir örnek vereyim...
 
Bilir misiniz ki, milyonlar kazanan sporcuların hiç biri vergi vermez. Hatırlarım, Ecevit'in Maliye Bakanı Temizel bir ara "Herkes para verirken, neden sporcu vermezmiş..." deyip, vergi almaya kalktı, adam neredeyse asılacaktı. Kulüplerin korkunç vergi borçları vardır; durmadan ertelenir.
 
Neden?
 
Hepsi bir olup, Başbakan’a ve ilgili bakanlara gidip ağlarlar. Onlar da hemen yumuşayıverirler.
 
Medya deseniz, tüm çirkinlikleri örtmekte herkesin önüne geçer. Sıkıysa bir yazan çıksın, anında spor kulüpleri tarafından aforoz edilir. Hayatı söndürülür.
 
Bu açılardan bakınca, şike iddianamesinden memnunum. Bir pislik yuvası temizlenecek. Hiç değilse, bir daha böylesine rahatça hareket edemeyecekler. Ancak şimdi bakıyorum,  klüpler birliği hala ayak sürüyor. Ama, başaramayacaklar.

KİTAP KÖŞESİ

“VAZGEÇMEK ÖZGÜRLÜKTÜR”
 
Çok iddialı bir kitap ismi: “Vazgeçmek Özgürlüktür”. Ancak iddialı bir çalışmaya verilmiş. Yılların tecrübeli ismi iletişim uzmanı gazeteci yazar Ali Saydam’ın son kitabı “ Türkiye’de İletişimin El Kitabı  1 - Vazgeçmek Özgürlüktür” Remzi Kitabevi’nden çıktı.  Saydam, bu son kitabında bize, “Düşünmek için, soyunun” diyor. Önyargılarınızdan, düşünce kalıplarınızdan, dogmalarınızdan, varsayımlarınızdan. Aynı kitabın kapağındaki çizim gibi. Herkes aynı yöne gidreken özgür düşünebiliyorsanız diğer yöne gidersiniz ve farklı olursunuz. Bu durum da size birçok artı getirir.  Kitap kurumsal ve kişisel itibarın önemine vurgu yapıp “Kriz hiçbir şey, itibar her şey” diyor.  Lider ve yöneticinin arasındaki farkların neler olduğu ve başarının nasıl elde edilebileceği anlatıyor. İletişimin her alanda önemini son derece güçlü hissettirdiği bu çağda, bu çalışma bizim için çok önemli taktikleri içinde barındırıyor. Ali Saydam’ın yılların birikimi ile hazırladığı ve köşe yazılarıyla da desteklediği “Türkiye’de İletişimin El Kitabı 1 - Vazgeçmek Özgürlüktür”  adlı kitapta öne çıkan cevap bulacağınız sorular ise şöyle;
- Gerçekliğimizin değerine yakışan algılamayı nasıl oluştururuz?
- Yönetici mi, yoksa lider mi olmak gerekir?
- İnsan kaynak mıdır, kıymet midir?
Bu soruların ve bu alanda birçok sorunun daha cevabını “Vazgeçmek Özgürlüktür” de bulacaksınız. (www.remzi.com.tr)
      

X