Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hakan Fidan’ın ana görevi

MİT yöneticilerinin ifadeye çağrılması, ülkeyi yargı eliyle yönetme anlayışının sonuçlarını ortaya koyan bir turnusol kağıdı görevi üstlendi.

İsteyen istediği pencereden baksın; ama sonuç ülke adına üzücüdür.
Ülkenin güvenliği ile ilgili en önemli kurumu ciddi yaralar alıyor.
Çarşambanın gelişini önceden görememiş yönetim, şimdi, çifte standart kokan, güvenlik birimleri arasında ‘kayırma’ algısı doğuran bir yola giriyor. Yine de umalım bu yol, beraberinde ‘hatadan dönüşü’, ‘arınmayı’ getirsin.
Nereden başlasak bilmiyorum; ama dün en çok, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, “Özel hüküm varsa geneli olmaz” sözünü okuyunca çok şaşırdım.
İlker Başbuğ için, hem de Anayasa’daki özel hüküm söz konusu değil miydi?
BUNA DA KAOS PLANI DENİYOR
Kimse “Başbuğ örneği başka demesin”, Savcı Sarıkaya, MİT için de “Hükümete karşı kaos planı” olarak kabul edilen suçlamalar yöneltiyor. Sarıkaya’nın yönettiği KCK operasyonlarının PKK’ya büyük darbe vurduğunu söyleyenlerin bugün aynı savcılara ‘tu kaka’ demesi de ayrıca ilginç.
Kürt sorununa “operasyoncu ve diyalogcu yaklaşanlar arasında savaş” yaşandığını ileri sürenler de çıktı; iyi güzel de peki, bugün diyalogcu MİT’e sahip çıkan hükümetin, seçimden beri sürdürdüğü operasyoncu yaklaşım ne?
Kabul etmeli ki bu çıkmaz, hükümetin seçime kadar “diyalogcu”, sonrasında “güvenlikçi” yaklaşımı önde tutan zikzaklı politika izlemesinin de eseridir.
Ayrıca “diyalogcu MİT”e sahip çıkılması, BDP Diyarbakır il binasında bulunan “PKK mutabakat metnini” doğrulamak anlamına da gelir ki, çok ilginç, çok... 
Bütün bu yaşananların temel nedeni de ilkeli yaklaşımlar yerine, “Senin iyi çocuğun”, “Benim iyi çocuğum” anlayışını egemen kılan görüntüdür. Dahası Deniz Feneri e.V sanıkları için, “3 ay tutukluluk cezadır” denirken, başkalarının yıllarca tutuklu kalışına sadece seyirci pozisyonu almaktır.
Benzer şekilde, ülkenin devasa terör sorununu çözmedikçe güvenlikle ilgili her kurumda, suç işleyen/işlemek zorunda kalanlar çıkabileceği ortadayken, “sadece bir kurumda görev yapanlara sahip çıkılıyor” algısı yaratmaktır.
Meclis’e sevk edilen düzenleme de böylesi bir algıyı fazlasıyla güçlendiriyor.
KÖKLÜ ÇÖZÜM YARGIYA AYAR
Sorunun temeli yargıya verilen yetkiler ve güvende yaşanan erozyondur. Bunun görülmesi için Ergenekon’la savaştıklarını söyleyenler de dahil herkese, işe, gidip Silivri’de bir duruşma izleyerek başlamalarını öneririm.
Özel yetkili mahkemeler uygulama amacını çoktan aşmış gibi.
Basit bir sonuç; savcı ve hâkimler, sadece özel yetkilerle güçlendirilmiş değil; kaçınılmaz olarak sağlanan devasa koruma zırhı karşısında, ister istemez farklı duyguları yaşamaya, güçlü bir dayanışma içine girmeye başlamış.
Toplumla iç içeliği önleyen bu koşullar, aynı lojmanlarda komşuluk yapmak zorunda olan bu insanları, kürsüde de birbirlerine sahip çıkar, sanık ve avukatlara neredeyse aynı gözle bakar hale getirebiliyor. İleri demokrasilerde böylesi mahkemelere gerek olmadığı artık ortada.
Dikkatinizi çekerim, daha 10 gün önce Zaman, uyuşturucu kullanımında büyük alarm verdi; ama bu mahkemeleri biz hep başka davalarla anıyoruz. Elini kolunu sallayarak kaçan uyuşturucu baronları görmek de ayrı bir ayıp.  
Yaşadığımız bu son süreci, cemaat-hükümet çatışmasına bağlayanlar da var.
Katılmıyorum; ülkede tek sorumlu hükümettir, cemaat sorumluluğu yok etmez.
Ancak yine de bu argümanı kullanmak isteyenlere bir ipucu da ben vereyim.
Hakan Fidan, MİT Müsteşarı olunca ziyaret ettiği önemli bir ismin, “Gülen Cemaati devlette örgütleniyor iddiaları var” sözüne şu kısa yanıtı vermiş:
“Paralel bir örgütlenmeye devlet içinde izin vermemek ana görevimiz.”
X