Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Hağkemler, lağyikler, proğramlar

    Nalan Karsan
    05.04.2004 - 15:48 | Son Güncelleme: 05.04.2004 - 15:48

    Eskiden böyle bir şarkı vardı: Konuşuyoruz ama nece konuşuyoruz.. Devamını da hatırlayamıyorum kimin söylediğini de ama yıllardır bu cümle aklımdan hiç çıkmıyor. Çıkması da mümkün değil çünkü her dakika bu sözü hatırlatacak bir şey kulağıma çalınıyor.

    Mesela bu gece.. Bambaşka bir konuyu yazacaktım aslında. Onu kafamda pişirirken, bütün tembellerin iyi bilecekleri gibi yazıya biraz daha geç başlamak için kendime çeşitli işler icat ediyordum. Karnımı doyurdum, susuzluğumu giderdim. Koltukta azıcık kestirdim. Sonra televizyonun kumandasını alıp kanaldan kanala "Zıplamaya" başladım. Ve buyurun bakalım. Yine karşıma çıktı. Hatta her kanaldan akın akın geldi. Tabii başladım yine söylenmeye: "Konuşuyoruz ama nece konuşuyoruz"..

     

    Futbol programında binlerce defa yazılıp çizildiği halde hala "Hakem"e "Hağkem" diyen futbolcular, futbol yorumcuları, daha da beteri bizzat hakemler.. Başka bir kanalda siyasi tartışma var; "Laiklik"kelimesi politikacısının da gazetecisinin de dilinde "Lağyiklik".. Ötekinde televizyondan söz ediliyordu, televizyoncunun bizzat kendisi yaptığı işin adı olan "Program"a "Proğram" dedi.. Geçtim ekonomi kanalına, oradaysa, hem de bir uzmanın ağzında "Perakende" kelimesi "Parakende"olmuş.. "De", "Da" anlamındaki "Dahi" zaten her kanalda, her meslekten insan için çoktandır "Dağhiy"..Son durağım Teke Tek programında ise Fatih Altaylı'nın bir sorusu üstüne konuğu iki kez üst üste. "Zülfikara dokunmayın.. Zülfikara dokunmayın.." demez mi. Birinciyi yanlış işitmiş olsam, ikincisinde yanılmış olamam. Fatih Altaylı'nın yutkunduğunu da ben buradan gördüm. Ama ne yapsın. Konuğu oralı değil ki.

     

    İşte o anda kafamdaki konu uçup gitti. Yeni konu belli oldu. Ama önce araştırmak gerek. Yazıp çizmeden önce, insan en iyi bildiği şeyden bile güvenilir bir kaynağa başvurarak emin olmalı. Ustam Yener Süsoy öyle öğretmişti. Kim bilir kaç kez teşekkür ettim gıyabında, bu alışkanlığı kazandırdığı için.

     

    Evet, Türk Dil Kurumu'nun sözlüğünde aynen şöyle yazıyor: "Zülfikar: Hz. Ali'nin iki çatallı kılıcı".. Sözlükte "Zülfikara dokunmak" diye bir söz yok.. Doğrusu, "Zülfüyâre dokunmak: Hatırlı, güçlü bir kimseyi veya bir makamı gücendirmek, darılmasına yol açmak." Bu arada ben de yanlış bildiğim bir şeyin doğrusunu öğrenmiş oldum.. Bu sözün "Zülf-i yare dokunmak" şeklinde yazıldığını sanırdım, meğer değilmiş.

     

    Hadi bu yanlışı yapan bir politikacı. Gerçi memleket idaresine soyunan birinin önce ana diline hakim olması gerekir ama uzmanlık alanı değil diye hoş görenler de çıkabilir. Tartışılır. Peki ya "uzmanlık alanı" konuşmak olanlar? Onları hoş görmek mümkün mü?

     

    Bu alanın yıldızı, ekranda "Yükselen Değerimiz" Gamze Özçelik. Eleştirinin en ağırının yapıldığı bir yarışmanın vitrininde bulunduğu halde, onu eleştiren çıkmıyor olsa gerek, göğsünü gere gere gaflarına devam ediyor. Hala ısrarla "Finalist"e "Finelist", "Koreograf"a "Kareograf", "Sürpriz"e "Süpriz" diyor.

     

    Bir başka "Yükselen Yıldızsa" Ebru Akel. Songünlerde "Bayan" takıntısından kurtuldu gibi, "Kadın", "Kız", "Hanım" demeyi becerdi ama bir çiftin iki kişiden oluştuğunu, iki çiftinse dört kişi ettiğini öğrenmesi zaman alacağa benziyor. Onun hesabıyla "Bir kadınla bir erkek" iki çift oluşturuyor.

     

    Ötekilerden şimdilik söz edecek yerim kalmadı. Ama editörümün onayı olursa birbirinden eğlenceli ve acıklı başka örneklere zaman zaman değineceğimi ve böylece pek çok kişinin duygularına tercüman olabileceğimi sanıyorum.Çünkü vukuat o kadar çok, verdiği hasar o kadar derin, umursayan da o kadar az ki. Üstelik sahip olduğum kapı gibi diplomanın da bana bu hakkı verdiğini bu vesileyle bilmeyenlere duyurmak istiyorum. Malum günün modası, "Sen kimsin ki beni eleştiriyorsun?" demek ya..

     

    Tabii birilerini yererken övülmesi gerekenlerin de hakkını vermek gerek. Mesela Güner Özkul. CNN Türk'teki Afiş programının sunucusu. Konuşurken hem Suna Selen ve Münir Özkul'un kızı olarak "ana dili" tabirinin ne kadar yerli yerinde ve anlamlı olduğunu kanıtlıyor. Bir kez daha anlıyoruz ki dil önce evde öğreniliyor. Hem de çoğumuzu "Mankenden sunucu olmaz" önyargısından kurtarıyor.

     

    Demek ki, yeteneği ve birikimi uygun olan herkes her işi yapabilir. Ve Türkçeyi doğru konuşma sorumluluğunu duymak için de ille bu konuda uzman olmak gerekmez. Ortalığa çıkıp konuşma cesaretini gösteren futbolcudan da, politikacıdan da, ekonomistten de aynı özeni beklemek hakkımızdır.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı