Gündem Haberleri

    Haftanın yenileri

    Hazırlayan: Çağlayan ÇEVİK/ccevik@hurriyet.com.tr
    29.07.2012 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Roman - Distopya

    Biz
    Yevgeni Zamyatin
    Çev.: Fatma Arıkan, Serdar Arıkan
    İthaki Yayınları

    Siyasi iktidarlar veya erk sahibi kurumlar halkın, azınlığın ve diğer unsurların ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmadan, önce yavaş yavaş sonra kolaylıkla baskıyı artırdıklarında asıl tehlike birilerinin hâlâ bunun farkında olmamasıdır. Daha doğrusu farkında olsa bile, tüm bunlardan şikâyetçi olmaması yahut mutlu olmasıdır. Sıranın birgün onlara geleceğini umursamadan susanlardan söz ediyorum... Tıpkı ‘Biz’deki gibi. Tartışmasız distopik bilim kurgu metinleri içerisinde en büyük yapıtlardan birisidir Biz. 1920’lerin Rusyası üzerine olsa da bugünlerin birçok ülkesine, iktidarına dair de izler taşıyor aslında. Üstelik ardıl eserleri arasında yer alan Cesur Yeni Dünya, 1984, Fahrenheit 451 gibi eserlerde bu ütopik yaşamdan rahatsız olan, durumu fark edenler olsa da, Biz’deki dünyada kimse bunların farkında değildir. En azından anlatıcı. Dünya matematiksel bir sistemle ve ‘Tek Devlet’ tarafından yönetilmektedir. ‘İleri’ bir seviye olarak adlandırılan bu yönetim şeklinde, insanların ‘sevişme’ saatleri bile bir programa göre belirlenmiştir ve harici öpüşme bile mümkün değildir! Bu büyük İntegral’in içinde düzenin devamını sağlayan kahramanımız D-503 birgün I-330 numaralı kadınla bir araya gelince her şey sarpasarar. D-503’le beraber ‘devrim’ neymiş öğreneceksiniz...

    Tarih

    Resimli utanç tarihleri

    Resimli Harp Tarihi
    I. Dünya Savaşı
    Ian Westwell
    Çev.: Oktay Etiman

    II. Dünya Savaşı
    Donald Sommerville
    Çev.: Ali Önsan

    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

    Aslında her savaş, içinde bir insanlık ayıbı barındırır. Hepsinde utanılacak birçok taraf vardır. En makul sebeplere dayandırılan savaşların bile sonuçları insanlık onurunu lekeleyecek durumları içerir. Bombardımanlar, tecavüzler, gerçekleşen sivil ölümleri, açlıklar, cephelerde yaşananlar, yağmalar, soykırımlar derken liste uzar gider. Bunların en önde gelenleri hiç şüphesiz dünya tarihini derinden etkileyen I. ve II. Dünya Savaşı’dır. Hattâ ikincisinin başlangıç sebepleri arasında I. Dünya Savaşı’nın sonucunun olması bile insanlık onuruna sürülen lekenin ne kadar derinlere işlediğini göstermek için yeter de artar bile. I. Dünya Savaşı’na yakın zamanlarda doğan ve gelişen, çok uluslu imparatorlukların sonunu getiren milliyetçilik, II. Dünya Savaşı’na doğru büyük çaplı ırkçılığa evrilmişti. Almanya ve Rusya’daki totaliter rejimlerin ölümcül doğası ve Japon militaristlerin vahşi ırkçılığı, ilk akla gelenler olsa da, İngiliz ve Amerikan bombardımanları onların da büyük resimde fazla iyi niyetli kahramanlar olmadığını ispatlayacaktır.
    Osmanlı İmparatorluğu’nun, dolayısıyla Türklerin yer aldığı I. Dünya Savaşı’na dair bilgilerimiz ne yazık ki okul kitaplarıyla sınırlıdır. Savaşa giren ülkelerin arka plandaki asıl dertleri nelerdi, hangi cephelerde savaştılar, neler oldu, bunlara dair bilgimiz çok geniş değildir. II. Dünya Savaşı’na dair bilgilerimizse sadece Hitler Almanyası ve Stalin Rusyası ile sınırlıdır. Ancak onların da derinliği tartışılır. İş Bankası Kültür Yayınları, ‘Resimli Harp Tarihi’ üst başlığıyla yayınladığı I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı adlı kitaplarla bu eksikliğimizi gidermemize yardımcı oluyor. Tarihin en korkunç savaşlarının tüm detayları bu iki kitapta bir araya geliyor. Her ülke için detaylı olarak anlatılan savaş sebepleri, kayıtlara geçen bütün cepheler, bunlar içinde yaşanan en belirleyici çarpışmalar, yapılan anlaşmalar ve bunların analizleri, harekât planları, orijinal haritalar detaylı olarak anlatılıyor. Her iki kitaptaki 500’ü aşkın fotoğraf, görsel açıdan bir zenginlik kattığı kadar, yaşananları tüm çıplaklığı ve korkutuculuğuyla gözler önüne seriyor. Sadece uzmanların veya konuya meraklı insanların değil, istisnasız herkesin elinde bulunması gereken kitaplar bunlar. Sebebi açık, birincisinde sekiz milyon asker, altı milyon sivilin öldüğü, 21 milyon askerin yaralandığı; ikincisindeyse bilançonun misliyle daha yüksek sayılara çıktığı bu savaşların veya benzerlerinin tekrar yaşanmaması için gerçek anlamda iyi bilinmesi gerekir.

    Portre

    Aykırı Kadınlar
    Hüseyin Aykol

    İmge Kitabevi

    Bilhassa son yıllarda ‘kadına yönelik şiddet’ veya genel anlamda ‘kadın’ temalı konularda sicilimiz pek parlak değil. İlerleyen günlerde ne olacağını da Allah bilir. Bu, sadece hali hazırda egemen zihniyetle açıklanacak bir şey değil. Çünkü geriye dönüp baktığımız zaman toplumsal mücadele tarihinin kadınlarla dolu olmasına rağmen, erkek egemen ‘tarih’ yazımı, en ‘Sol’ cenahta yer alan kadınları bile gözardı etmiş durumda. Öyle ki birçok siyasi örgütlenmede adı efsaneleşmiş erkeklere dair çok şey yazılıp söylenirken, onları ‘lider’ yapan kadınlara değinilmemesi bunun en büyük örneği. Sadece siyasi örgütlenmede mi, edebiyattan sanata birçok alanda durum böyle. Aslında yaygın kanının aksine, 5 Aralık 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi, dünya kadınlarından önce Türk kadınlarına bahşedilmiş bir lütuf değildir. Çünkü hem başka ülkelerde bu haklar daha önce verilmiştir, hem de memleketimizdeki kadın hareketi 1934’ten yaklaşık 100 yıl öncesine kadar uzanır... Gazeteci Hüseyin Aykol, Aykırı Kadınlar isimli portre kitabında her türlü ‘mücadele’ içinde yer almış ancak görmezden gelinmiş, yahut, hakkı teslim edilmemiş kadınların portrelerini çiziyor. Fatma Aliye’den Suat Derviş’e, Gün Benderli’den 1951 Tevkifatı Kadınları’na, Duygu Asena’dan Sebahat Tuncel’e memleketin en ‘aykırı kadınları’ ve aykırılıkları...

    İnceleme - Anı Kitap

    Bir Allame-i Cihan / Stefanos Yerasimos 1942-2005
    Ed.: Edhem Eldem, Ersu Pekin,
    Aksel Tibet, Çağatay Anadol
    Kitap Yayınevi

    Kitabın adına bakıp, 2005’te yitirdiğimiz Stefanos Yerasimos’un biyofrafisinin veya yakın dostları tarafından kaleme alınmış anılar, tanıklıklarla kotarılmış bir kitap olduğu zannına kapılabilirsiniz. Kapılmayın. Ama Yerasimos gibi çok yönlü bir insana mümkün olduğunca yaraşır bir kitap bu. Mimar, şehirci, Bizans ve Osmanlı tarihçisi, jeopolitik uzmanı ve çok yönlü bir araştırmacıydı Stefanos Yerasimos. 36 kitaplık külliyatı ne demek istediğimizi izah edecektir. Bir Allame-i Cihan / Stefanos Yerasimos (1942-2005) bu ‘kozmopolit âlim’in çok yönlülüğünü gösterecek nitelikte, alanının uzmanı isimler tarafından kaleme alınmış makaleleri bir araya getiriyor. Hepsi birbirinden zengin makalelerden söz ediyorum. İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu, Bizans, Sait Faik, İstanbullu Rumlar, mimarî, şehircilik... ve daha nice konu üzerine yerli yabancı akademisyen, araştırmacı bilim insanlarının kaleme aldıkları makaleler iki ciltte toplanmış. Tam da Stefanos Yerasimos’un araştırma yaptığı, eser verdiği alanlara denk gelen konular bunlar. Sözkonusu alanlarda Yerasimos’un katkıları ihmale gelecek gibi değildir. Kitapta yer alan makaleler bu katkılara yenilerini ekleyecek derinlikte. Son dönem Türkiyesi’nin allame-i cihanına yaraşır, kapsamı geniş bir kitap. Her makaleyi titizlikle okumak, emeği geçen herkese teşekkür etmek gerek.

    Roman

    Notre-Dame’ın Kamburu
    Victor Hugo Çev.: İsmet Birkan
    Can Yayınları

    “Bana su verdi,” cümlesi, Victor Hugo’nun klasik eseri Notre-Dame’ın Kamburu’nun aklımıza gelmesi için yeterli olacaktır. Meşhur, “Olay Rusya’da geçiyordu,” şakasını andıran bir giriş yaptığımın farkındayım. Ama, Victor Hugo, sevgi ile nefretin, iyilik ve kötülüğün mücadelesini anlatırken Quasimodo’nun bu cümlesine gizlemiştir onun iyi yürekliliğini. Bütün safdilliğiyle Esmaralda’ya âşık olan zavallı zangocun, kilisenin avlusuna bırakıldığı günden beri onu büyüten başrahip Frollo’nun, güzeller güzeli Esmeralda’nın ve onun âşık olduğu Yüzbaşı Phoebus’ün efsanevi öyküsünü anlatır bize Victor Hugo, bu ölümsüz eserinde. Ama bir o kadar da Notre-Dame Kilisesi’ni ve hattâ dönemin Paris’ini taş taş, santim santim anlatır büyük usta. Kendisinin bizzat “Hayranlık uyandıran bu Notre-Dame de Paris Kilisesi’ni okur için bir onarımdan geçirmeye çalıştık. 15. yüzyılda sahip olduğu fakat bugün eksik olan güzelliklerin çoğunu bir özet halinde belirttik, ancak işin esasını atladık: kulelerin tepesinden seyredilebilen Paris Manzarası...” sözleriyle de ifade ettiği üzere diğer iki kahraman da kilise ve Paris’tir bu romanda. Sinema filmlerinde veya çizgi film uyarlamalarını defalarca izlediğimiz bu klasiği, bu kez de dönemin Paris’i için okumalı...

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı