Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Haftanın kavramı: Dediabolisation

    Emre KIZILKAYA / DIŞ AÇI
    22.08.2012 - 00:00 | Son Güncelleme: 22.08.2012 - 00:57

    BDP’nin Şemdinli’de PKK ile kucaklaşması bana İspanya’da Batasuna’nın hangi delillere dayanılarak kapatıldığını hatırlattı. Ardından Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Cephe’nin başkanı Marine Le Pen ile gündeme gelen ve geçen hafta The Economist dergisinde bir kez daha ele alınan bir kavramı anımsadım. BDP’li milletvekillerinin de incelemesi faydalı olabilecek bu kavramın Fransızca’daki anlamı, “şeytandan arındırma.”

     

    BDP’li milletvekillerinin 17 Ağustos’ta Şemdinli’de PKK’lı teröristlerle kucaklaşması tartışma yarattı.

    Haberi takip eden arkadaşım Cem Tekel, silahlı bir PKK militanı tarafından tehdit edildi.

    Olayın perde arkasını anlattığı blog yazısında şöyle devam ediyor Cem:

    ‘Kanal D Haber muhabiri, bunları yazın’ diyor. Sesinin tonu tehditkâr... Sinirden elleri titriyor... Coştukça coşuyor... Açık açık, gözdağı veriyor... O, bunları elindeki silaha güvenerek söyleyebilir. Peki heyettekiler? Ne yazık ki o kadar siyasi isimden biri bile gıkını çıkaramıyor.”

    Ardından, BDP’li siyasetçilerin itiraz etmek bir yana, PKK’lı militanı konuşması bitince alkışlayıp kucakladıklarını anlatıyor ve karşılaşmanın tesadüf değil, planlı olduğuna dair şüphesini dile getiriyor Cem. ( http://cemtekel-yazilar.blogspot.com/2012/08/semdinlide-ne-oldu.html )

    Kürt sorunu deyince Başbakan’ın her fırsatta medyayı eleştirdiği, İçişleri Bakanı’nın gazetecileri “Ağzına tıkarım o yazıları senin” diye tehdit ettiği bir ülkede, Cem’in de güç dengesinin öteki tarafında silahla tehdit edilmesi şaşırtıcı değil, ama yine de üzücü.

    * * *

    İspanya’nın Bask bölgesindeki ayrılıkçı siyasi parti Batasuna 2003’te terör örgütü ETA ile bağları gerekçe gösterilerek kapatıldığında, İspanyol yargıçların elinde, BDP’nin Şemdinli’de verdiği görüntülerden daha az delil vardı.

    Üstelik bunların çoğu; Batasuna’nın ETA’nın terör eylemlerini kınamaması, cezaevlerindeki ETA üyelerinden “siyasi mahkûm” diye bahsetmesi ve ETA’nın da bildirilerinde Batasuna’nın siyasi stratejisine destek vermesi gibi pek de somut olmayan delillerdi.

    Batasuna’yı kapatmakla yetinmeyen İspanya Yüksek Mahkemesi, onun uzantısı olduğuna hükmedilen EHAK’ı da 2008’de kapattı.

    ETA’yı kınamayı reddeden Sortu adlı grubun siyasi parti kurması Mart 2011’deki kararla yasaklandı.

    Sonuçta bugün Bask parlamentosunda kalan tam anlamıyla ayrılıkçı tek parti olan Aralar, ETA terörünü kınıyor.

    Bunları, BDP’nin kapatılmasını istediğim için yazmıyorum. Bu tür kapatma kararlarının Kürt sorununu geçmişte çözmediği de ortada.

    Sadece, İspanya’nın Batasuna ile ilgili kararları daha dün alınmış ve AB tarafından da desteklenmişken, BDP’nin PKK ile aynı karede poz vererek adeta kendisini zorla kapattırmak istemesine dikkat çekmek istedim.

    Öyleyse bu bir kaza veya tesadüf değil, riskli bir strateji.

    Peki, bu strateji BDP’ye siyasi fayda sağlar mı?

    * * *

    Türkiye’deki iktidarlar kadar vahim boyutlarda olmasa bile, Kürt sorununun yıllardır çözülememesinde kuşkusuz Kürt siyasal hareketinin de kabahati var.

    1970’lerden itibaren Kürt hareketinin solcu/enternasyonelist çizgiden giderek uzaklaşıp milliyetçiliğe kayışı, sorunun en can alıcı unsurlarından biri haline geldi.

    İspanya’daki ETA yanlısı bir dizi partinin kâğıt üstünde komünist/sosyalist olmalarına rağmen giderek milliyetçi bir söylem benimsemelerini hatırlıyor insan…

    Bu evrim, Kürt siyasi liderlerinin bugünkü demokratik özerklik talebinin “konjonktürel bir ara aşama” olduğu, aslında tam bağımsızlık yolunda bir gizli gündem güttükleri yolundaki şüpheleri de artırıyor.

    Aksi söz konusu olsaydı, yani bu topraklardaki Kürt siyasi hareketi gerçekten Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde bir nihai hedef olarak özyönetim talep ediyor olsalardı, bu hareketin siyasi evriminin sağa değil, sola doğru olması gerekirdi.

    Hâl böyleyken, BDP’nin ayrılıkçı terör ile flörtünün Şemdinli’de açıkça sergilenmeye başlaması, hem Türkiye’nin, hem de Türkiye’deki Kürtlerin geleceği açısından büyük bir sorun.

    Ama, ne yapmalı?

    * * *

    Marine Le Pen, Fransa’nın en büyük üçüncü partisi olan aşırı sağcı Front National’in (FN – Ulusal Cephe) liderliğini geçen yıl babasından devraldı.

    Babası Jean-Marie Le Pen, Cezayir savaşında Müslümanlara işkence etmekle suçlanan, Yahudi soykırımını reddeden bir radikaldi.

    Marine Le Pen, babasının partisini, geçen yıldan itibaren Avrupa basınında yer bulmaya başlayan ve “dediabolisation” olarak bilinen siyasi stratejisiyle dönüştürmeye başladı.

    Şeytandan arındırma” anlamına gelen bu stratejisi kapsamında FN, şovenist ve Yahudi karşıtı söylemini tamamen terk ederken, “makul korumacılık” benzeri, sol partileri andıran ekonomik kavramlara başvurmayı seçiyordu artık.

    The Economist dergisinde geçen hafta yayımlanan bir yazıda, Fransız kadınların, partiyi “ılımlı” hale getirmesi sayesinde “Marine Le Pen’e koştuğu” yazıyordu.

    Örneğin hizmet sektöründeki kadınların yüzde 30’u geçen nisandaki seçimlerde Marine Le Pen’e oy vermişti. Aynı seçmen tabanında babası 2007’de oyların sadece yüzde 13’ünü alabilmişti. ( http://www.economist.com/node/21560280?fsrc=rss|eur )

    * * *

    Elbette Bask’taki “sol” partiler, Fransız aşırı sağcılara göre BDP ile daha kolay kıyaslanabilir.

    Zaten Marine Le Pen’i, partisinin siyasi görüşüyle ilgili bir kıyaslama yapmak için değil, sadece “dediabolisation” kavramını hatırlatmak amacıyla anlatıyorum.

    Çünkü bugün her zamankinden çok ihtiyaç duyulan, Kürt siyasal hareketinin silahlara yaklaşmak yerine onlardan, ama aynı zamanda milliyetçilikten de uzaklaşmasıdır.

    Bu durum hem BDP’ye, hem de tüm Türkiye’ye yarar sağlar.

    Aşırı uçlardaki siyasi söylemler, öteki uçtakileri şeytanlaştırırlar.

    Oysa bütün taraflar için uzun vadeli başarı ve sosyopolitik çözüm, İspanya ve Fransa’da olduğu gibi uçlarda çatışmakla değil, ortada buluşmakla gelebilir.

    Peki, BDP Şemdinli’de hata yaptığını kabul ederek dediabolisation’a başlar mı?

    Hiç sanmam.

    Ama daha önce de yazdım: “Kurt” politikacılardan değilse de Kürt gençliğinden umutluyum. (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=14773240 )

    Onlar tarihi daha iyi okuyacak, geleceği daha iyi öngörecek; hem Kürtleri, hem de Türkleri birleştiren bir sol lideri bir gün içlerinden çıkaracaklar.

     

    * Hürriyet Gazetesi Dış Haberler Şefi Emre KIZILKAYA’nın iletişim bilgileri ve bloguna http://about.me/emrekizilkaya adresinden ulaşılabilir. Ayrıca: http://www.twitter.com/ekizilkaya

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı