"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

“Haftada 1 gün konuşmasa” diyorum

GANDHİ her hafta bir gününü konuşmadan geçirmişti. “Kimler Gandhi’yi örnek almalı?” diye sorarsanız, “Kimler olacak? Her konuştuğunda ortalığı ‘don lastiği gibi geren’ kimler varsa ve kaç kişi iseler, onlar!” diye yanıt veririm.
O, konuşmaktan imtina etmenin kendisine iç huzuru getirdiğine inanıyordu. Ben daha da ileri giderek, bu tercihin, kişinin etrafındakilere, hattâ “ağzına bakanlar”a bile huzur vereceğini iddia ediyorum. Onun bu tavrı, Hindu ilkeleri “mauna” (sessizlik) ve “şanti” (huzur) temelliydi. “Sen, ben bizim oğlan demokrasisi”nden beslendikleri için, hâlâ her salı, “monologları ile karşılıklı nefret saçan konuşmacılar”a sesleniyorum. Gandhi, konuşmadığı günlerde, çevresiyle kağıda yazarak iletişim kurmuştu; ilânen duyurulur...

Pasif direnişin “yeniden” yükselişi

“Mahatma”, Batı dünyasında, Gandhi’nin ilk adı zannedilir... Oysa, Sanskritçe ulu anlamına gelen “maha” ile ruh anlamına gelen “atma” kelimelerinin birleşiminden oluşan bir unvandır ve Manpatra’ya göre bu onur pâyesi, kendisine, “adalet ve doğruluk için gösterdiği özenilecek özveri” sebebiyle verilmiştir. Doğum günü olan 2 Ekim, Hindistan’da Gandhi Jayanti olarak kutlanan ulusal bir bayram olmasının ötesinde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca da, 2007’de, oybirliğiyle “Dünya Şiddete Hayır Günü” olarak kabul edilmiştir.
Siyasi tarihe meraklı olanlar, “Mahatma Gandhi”nin pasif direniş fikrini bulan kişi olmadığını bilirler. Ancak şunun da altı çizilmelidir ki, bunu, siyaset arenasında, muazzam bir ölçekte kullanan ilk kişidir. Otobiyografisi “Doğrulukla Olan Deneyimlerimin Öyküsü”nde şöyle açıklar: “Umutsuzluğa düştüğümde tarih boyunca doğruluk ve sevginin her zaman kazandığını hatırlarım. Tiranlar ve katiller olmuştur, hatta bir süre yenilmez sanılmışlardır ancak sonunda her zaman kaybederler... Çılgınca tahribatı totaliterlik nedeniyle ya da özgürlük ve demokrasi adı altında yapmak ölüler, yetimler ve evsizler için ne değiştirir? Uğrunda ölmeyi göze alacağım birçok dava var ama uğrunda öldüreceğim hiçbir dava yoktur. Göze göz ilkesi tüm dünyayı kör eder.”
“Pasifistler İçin” kitabında da şunları söyler: “Savaş ilmi, bir kişiyi basitçe saf diktatörlüğe yöneltir. Şiddet karşıtlığının ilmi ise yalnızca saf demokrasiye ulaştırır... Sevgiden kaynaklanan güç, cezalandırılma korkusundan kaynaklanandan binlerce kat daha etkili ve kalıcıdır...” Yaşamının son dönemlerinde bir Hindu olup olmadığı sorulduğunda ise şu cevabı vermişti:
“Ahlaki temeli kaybettiğimizde dindar olmaktan da uzaklaşırız. Ahlâkın üstünde bir din gibi bir şey yoktur. İnsan, örneğin hem yalancı, zalim olup, nefsine hakim olamayıp, hem de Tanrı’nın kendi yanında olduğunu iddia edemez. Muhammed’in hadisleri yalnızca Müslümanlar için değil, tüm insanlık için birer hikmet hazinesidir. “Evet öyleyim. Aynı zamanda Hıristiyan, Müslüman, Budist ve Yahudi’yim...”

Gezi Parkı “Satyagraha”sı

Taksim’de, Kızılay’da, Gündoğdu’da ve daha nice meydanda çiçeklenen “Satyagraha” (doğruluğun gücü) Mart 1930’da tuz vergisine karşı başlatılan “Tuz Yürüyüşü”nü hatırlattı bana... Gandhi’nin, kendi tuzunu yapmak için Ahmedabad’dan Dandi’ye 400 kilometre yürümesi, pasif direnişin en önemli bölümüydü. Gandhi’ye binlerce Hintli eşlik etmişti. Britanya idaresine karşı en rahatsız edici kampanyası bu olmuştu ve İngilizler, 60 binin üzerinde kişiyi hapse atmıştı. Sonuç değişmedi...

Mahatma Ghandi bu işlere ne derdi?

“SİZİ saatinizden koparmak istesem savaşırım. Saatinizi satın almak istersem parasını öderim. Hediye etmenizi istersem, bunu rica ederim. Tercih ettiğim yönteme göre saat benim ganimetim, mülküm ya da aldığım bir hediye olur...”

X