Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Siyasal İslam ve İran

Hadi ULUENGİN

Elastiki tanımıyla ‘siyasal İslam’ denilen politik, sosyolojik ve ekonomik olgunun Türkiye'deki göreceli gerilemesi salt 28 Şubat post modern darbesinin sonuçları veya Refahyol iktidarının gaflarıyla açıklanabilir mi? Hayır !

Bunların önemli payı varsa da temel etken değiller. Belirleyici unsur aynı ‘siyasal İslam’ın dünya genelinde gerilemeye girmiş olmasından kaynaklanıyor.

Ülkemizdeki esas ivmesini dış dinamik sayesinde kazanmış olan hareket yine ona paralel bir trend izliyor. Ama bu kez yükseliş yerine iniş kavisi çiziyor.

Ve, yükselişin öncüsü İran şimdi de geri çekilişin motorunu oluşturuyor.

Dolayısıyla, Tahran'lı öğrencilerin despot mollalara karşı başlattığı ve seküler karakterli son gösterileri dikkatle izlemek ve bunların zincirleme bir süreçte Muhammedi coğrafyaya yapacağı yeni etkiyi şimdiden görmek gerekiyor.

* * *

1979 İran Devrimi bir tepki hareketiydi. Fakat bu tepki yalnız Şehinşah diktatoryasına karşı bir baldırıçıplaklar ayaklanması olmakla sınırlı değildi.

Ayetullah Humeyni'nin öncülük ettiği eylem hemen tüm İslam aleminin en azından 2.Savaş nihayetinden beri yaşadığı derin travmayı dile getiriyordu.

Söz konusu travma da genel anlamıyla ‘modernist’ olarak tanımlanabilecek siyasi, iktisadi ve içtimai projelerin buralardaki iflasından kaynaklanıyordu.

Uluslararası planda ister ‘3.Dünyacı’, ister ‘Batıcı’, isterse komünist olsunlar, Endonezya Sukarno'sından Mısır Nasır'ına ve Arnavutluk Hoca'ından İran Pehlevi'sine, Müslüman coğrafyanın ‘laik’ (!) yöneticileri ne ülkelerini geri kalmışlıktan kurtarabildiler, ne de siyasi demokrasiyi inşa edebildiler.

Kentleşmeye paralel bir orta sınıf oluşsa dahi, geleneksele burun kıvıran ve hayat tarzı itibariyle ‘Avrupaileşen’ bir ‘rical’ oligarşik tahakküm kurdu.

‘Modernist proje’nin bu bariz iflası zor sorulara kolaycı cevaplar veren fakat manevi mesajından ve gelenekseli efsaneleştirmesinden dolayı etkisini kademeli şekilde arttıran muğlak bir ‘İslami proje’ye avantaj sağladı.

İkincisinin birincisini fiilen ekarte ettiği İran Devrimi de dönemeç oldu.

‘Siyasal İslam’ın yükselişi o andan itibaren hızlandı ve Tahran'ın Müslüman camiadaki azınlık Şii kimliği bu yörüngeyi değiştirmedi.

Tüm devrimler gibi projenin evrenselliğini öne süren ve zaten imparatorluk geleneğinden süzülen Farsi ülke devlet politikalarıyla onu ihraç etti.

Radikal karakterli 1789 Fransız ve 1917 Bolşevik ihtilalleri gibi İran İslam Devrimi de dünyayı, dolayısıyla Türkiye'yi de etkiledi.

* * *

DİYALEKTİĞİN yasası ve tarihin tecrübesi öğretir ki bütün devrimler doğarlar, yaşarlar ve ölürler. En azından ‘olgunlaşırlar’ ve ‘ehlileşirler’.

Sonsuza dek ne aynı trendi, ne de aynı etkiyi sürdürebilirler.

İran'da tekrarlanan da budur. Hatemi'nin cumhurbaşkanlığıyla ‘olgunlaşan’ Devrim şu anki Tahran gösterileriyle artık net bir ‘ehlileşme’ arifesindedir.

Bu, diğer travmatik tepki faktörünü oluşturan İsrail - Filistin barışının sağlanması kaydıyla, zaten ilk Acem ‘olgunlaşması’yla iniş trendine girmiş olan dünya ‘siyasal İslam’ı daha da törpüleyecektir. Etkisi kaçınılmazdır.

Üstelik açıktır ki, Müslüman aleme empoze edilmiş ‘modernist proje’ ne kadar tutmadıysa; yine refahı sağlayamayan, yine demokrasiye tırpan atan ve yine hayat tarzına müdahale eden ‘İslami proje’ de o kadar tutmamıştır.

Cezayir ‘rai’ müzikle ‘normalleşmektedir’, Sudan isyanla çalkalanmaktadır, Endonezya seçimle demokratikleşmektedir ve Afganistan Taliban'la kanamaktadır.

Ve, 1979'de Devrim yapan İran 1999'da artık Devrim muhasebesi yapmaktadır.

<ı>DÜZELTME: Yağmur Atsız dünkü makalesinde isim vermeden ve nazik şekilde Gotik Köln Katedrali'nin Barok olduğunu yazdığımı çağrıştırdı. Kendisine bilhassa teşekkür ediyor ve basiretsiz yanlıştan dolayı okurlardan özür diliyorum.



X